CİHAD DERSLERİ-Prof. Dr. Mustafa Ağırman – Gemileri Yakmadan Olmuyor

CİHAD DERSLERİ-Prof. Dr. Mustafa Ağırman – Gemileri Yakmadan Olmuyor

“Yaklaşık 670 yılında doğmuş olan Târık b. Ziyâd’ı, Emevîler’in Mağrip (Kuzey Afrika) fetihleri sırasında esir alındığı söylenir. Kabiliyetiyle Emevîler’in 698-714 yılları arasında Kuzey Afrika valiliği yapan Mûsâ b. Nusayr’ın dikkatini çekti. Müslüman olduktan bir süre sonra Mûsâ b. Nusayr tarafından âzât edildi ve Kuzey Afrika’da gerçekleştirilen fetihlerde öncü birliklerin kumandanı sıfatıyla önemli hizmetlerde bulundu. Mûsâ b. Nusayr’ın Tanca’yı fetheden ordularından birinin kumandanı olarak görev aldı. Kont Julianos’un idaresindeki Sebte şehrinin kuşatılmasında Mûsâ b. Nusayr’ın maiyetindeydi. 708’de ele geçirilen Tanca şehrine Mûsâ b. Nusayr tarafından vali tayin edildi ve Endülüs’e gönderilinceye kadar bu görevde kaldı.

Sebte Kontu Julianos çeşitli sebeplerle Vizigot Kralı Rodrigo’ya kızgın olduğundan dolayı Mûsâ b. Nusayr’a başvurarak onu İspanya’nın fethi için teşvik etti. 710 yılında Mûsâ b. Nusayr tarafından Güney İspanya’ya gönderilen Tarîf b. Mâlik kumandasındaki 500 kişilik birliğin keşif seferinde başarı göstermesi ve bol miktarda ganimetle geri dönmesi Endülüs’ün fethi konusunda Müslümanları cesaretlendirdi. Bunun üzerine Mûsâ b. Nusayr, Târık b. Ziyâd’ı Endülüs’e gidecek birliklerin kumandanlığına tayin etti. 7000 kişiden oluşan ordunun büyük çoğunluğu Berberîler’den meydana geliyordu. Sebte’den gemilerle İspanya’nın en güneyindeki Calpe bölgesine ulaşan Târık b. Ziyâd, fetihten sonra kendi adıyla anılacak olan Cebelitârık’ta karargâh kurdu (5 Receb 92/28 Nisan 711). Târık b. Ziyâd’ın, İspanya topraklarına geçtikten sonra mücahitlerin geriye dönmesini önleyip onları cihâda teşvik etmek amacıyla gemileri yaktırması hadisesi ihtilâflıdır. Bunun meydana geldiğini kabul edenler olduğu gibi uydurma olduğunu ileri sürenler de vardır. Gemilerin tamamının değil sembolik olarak birkaç tanesinin yakıldığı da söylenmiştir. Akla ve mantığa uygun olan da budur.

Târık b. Ziyâd, ilk deneme seferinden sonra kuzeye doğru yöneldi, çünkü onun hedefi Kurtuba şehri idi. O sırada Vizigot Kralı Rodrigo, Kuzey İspanya’daki bazı şehirlere saldıran Franklar’la mücadele ediyordu. Kurtuba ile Rodrigo’nun bulunduğu Arbûne şehirleri arasında 1000 mil kadar mesafe olduğundan Târık ilk anda önemli bir direnişle karşılaşmadı ve kuzeye doğru ilerledi. Birkaç defa önüne çıkan Rodrigo’nun yeğeni Bencio’yu mağlûp etti. Bunun üzerine Rodrigo büyük bir ordu topladı. Bu ordunun asker sayısı hakkında tarihçiler 40.000 ile 100.000 arasında çeşitli rakamlar vermektedir. Târık b. Ziyâd, Mûsâ b. Nusayr’a mektup yazarak yardım istedi. Mûsâ da 5000 kişilik yardım birliği gönderdi. İki ordu Şezûne şehri yakınlarındaki Lekke vadisinde karşı karşıya geldi. Târık, burada orduya karşı bir konuşma yaptı. İki ordu arasında sekiz gün devam eden savaş sonunda Vizigot ordusu ağır bir yenilgiye uğradı (5 Şevval 92 / 26 Temmuz 711). Vizigot Kralı Rodrigo’nun âkıbetiyle ilgili olarak onun öldürüldüğü, ortadan kaybolup izini kaybettirdiği, nehirde boğulduğu vb. farklı nakiller mevcuttur.

Savaştan sonra Mûsâ b. Nusayr, Târık’a yolladığı mektupta kendi emri olmadan İspanya iç bölgelerine girmekle İslâm ordusunu tehlikeye attığını ve kendisi gelinceye kadar bulunduğu yerden ileriye gitmemesini emretti. Ancak Târık, Mûsâ’nın emrini dinlemedi ve Kont Julianos’un tavsiyesine uyarak ordusunu farklı şehirlere göndermek için birliklere ayırdı. Târık’ın görevlendirdiği kumandanlar kısa sürede Malaga, Elvira ve Kurtuba’yı ele geçirirken kendisi İsticce şehrini fethettikten sonra Vizigotlar’ın başşehri Tuleytula üzerine yürüdü ve önemli bir mukavemetle karşılaşmadan şehri zaptetti. Ardından, dağlık bir bölgenin arkasında yer alan ve Hz. Süleyman’a nisbet edilen ve 360 ayaklı olduğu söylenen bir masayı burada ele geçirmesi sebebiyle Medînetülmâide diye adlandırılan şehre yöneldi. Târık, daha sonra Emaye şehrini alıp önemli miktarda ganimet elde etti ve 712 yılında Tuleytula’ya döndü. Târık b. Ziyâd’ın Endülüs’te Mûsâ b. Nusayr’ın gelmesinden önce gerçekleştirdiği fetihler sırasında izlediği güzergâh şu şekilde tespit edilmiştir: Cebelitârık, Cezîretülhadrâ, Lekke vadisi, Şezûne, Mevrûr, Karmûne, İşbîliye, İsticce, Kurtuba, Mâleka, Gırnata, İlbîre, Tüdmir, Cebbân, Tuleytula ve Medînetülmâide. Burada adı geçen bazı şehirler bir yıl sonra Endülüs’e gelecek olan Mûsâ b. Nusayr tarafından zapt edildi.

712 yılında Mûsâ b. Nusayr 18.000 kişilik bir orduyla Endülüs’e geçerek Sevilla, Carmona, Leble, Mâride şehirlerini fethetti ve Târık b. Ziyâd’la Tuleytula’da buluştu. Bu buluşma sırasında Mûsâ’nın kendi emrini dinlemeyip başına buyruk hareket ettiği için Târık’ı azarladığı belirtilmektedir. Buna karşılık Târık’ın, Mûsâ’ya karşı saygılı davrandığı ve onun gönlünü almak istediği nakledilir. Mûsâ b. Nusayr, Târık’tan ele geçirdiği ganimetleri ve Hz. Süleyman’a ait olduğu söylenen masayı istedi; Târık masa ile birlikte bütün ganimetleri Mûsâ’ya teslim etti. Mûsâ b. Nusayr’ın Târık’a olan öfkesi fazla sürmedi ve iki kumandan fetih faaliyetini İspanya’nın kuzeyine doğru iki koldan sürdürdü. Ertesi yıl Liyûn, Cillîkıye bölgeleriyle Lâride, Barselona Sarakusta şehirleri alındı. Böylece Müslümanlar İslâm tarihinde ilk defa Fransa topraklarına kadar ulaştı.

Mûsâ b. Nusayr ve Târık b. Ziyâd’ın fetihleri sonucu İspanya’nın tamamına yakını ele geçirilmiş oldu. Üç yıl gibi kısa bir süre içinde kuzeyde küçük bir bölge olan Asturias dışında bütün İspanya’nın zapt edilmesi ve İslâm ordularının Fransa içlerine kadar ilerlemesi İslâm fetih siyaseti açısından önemli bir gelişmedir. Fetihlerin tamamlanmasına yakın bir sırada Şam’daki Emevî Halifesi Velîd b. Abdülmelik’in elçisi Muğîs er-Rûmî, halifenin Mûsâ ve Târık’ın Şam’a geri dönmelerini isteyen mektubunu getirdi. Mûsâ, biraz ağırdan alıp fetihlere devam edince ikinci bir elçi aynı emirle geldi. Bunun üzerine Mûsâ ve Târık pek çok ganimetle birlikte 714 yılında Endülüs’ten ayrılıp Şam’a döndüler ve Halife Velîd’in son günlerinde onunla görüşüp ganimetleri teslim ettiler. Kabiliyetli, dirayetli ve cesur bir kumandan, aynı zamanda güçlü bir hatip olan Târık b. Ziyâd’ın bundan sonraki hayatıyla ilgili kaynaklarda bilgi yoktur. Halifelerden beklediği ilgiyi göremediği için ömrünün geri kalan kısmını herhangi bir görev almadan gözden uzak bir yerde geçirdiği ve 720 yılında vefat ettiği belirtilmektedir.”[1]

Bu başarı Târık b. Ziyâd’ın hem akıllı hem de deli olmasından kaynaklanan bir başarıdır. Yani o, yeri geldiği zaman akıllı, yeri geldiği zaman da deli olmuştur. Halkımızın “Akıllı düşünürken deli köprüyü geçer.” atasözü boşuna söylenmemiştir. Târık b. Ziyâd, kendi valisini çok iyi tanıdığı için iki delilik yapmıştır. Yaptığı bu delilikler sayesinde başarıya ulaşacağına ve valisi tarafından affedileceğine ve üstelik takdir edileceğine inanmıştır. Nitekim netice de inandığı gibi olmuştur. İlk deliliğini gemileri yakarken göstermiş, ikinci deliliğini de valisinin “Dur!” emrini dinlememekle göstermiştir. Çünkü o, rüzgârı arkasına aldığının farkındaydı. Valisinin emrine uyup dursaydı belki de İspanya’nın fethi gerçekleşmeyecekti. Olayın içinde olduğu ve durumu iyice okuyup fırsatı iyice değerlendirdiği için durmadı, ilerledi ve bu büyük başarıyı elde etti. Vali Mûsâ b. Nusayr da çok olgun davrandı ve bu başarılı komutanını bağışladı. Ben, Târık b. Ziyâd için “delilik” dediysem siz, onu üst seviyede bir akıllılık olarak anlayın. Ecdâdımız, “Geçme, yiğidin delisinden.” sözünü boşuna söylemediler. Allâh’ım, bize gemileri yakacak deliler gönder. Bekliyoruz yâ Rabbî…


[1] İsmail Hakkı Atçeken, “Tarık b. Ziyâd”, DİA, XL, 24-25.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.