CİHAD DERSLERİ – Prof. Dr. Mustafa Ağırman – Gece Zâhid, Gündüz Mücâhid
Hz. Peygamber Efendimiz ile beraber cihâd eden ve İslâm dinini Arap yarımadasına yayan sahâbe-i kirâm efendilerimiz, onun vefatından sonra da hiç durmadı ve başladıkları cihâdı devam ettirerek yarımadanın dışına çıktılar. Irak ve İrân topraklarında Sâsânî Devleti’ne karşı; Filistin, Suriye, Doğu Anadolu, Mısır ve Kuzey Afrika topraklarında da Bizans (Rûm) Devleti’ne karşı cihâd ettiler.
Hz. Peygamber Efendimizin yetiştirdiği bu sahâbe nesli, dâvâlarına öyle sâdık idiler ki, bunların önünde koskoca bu iki devlet buz gibi eridi. Birinci halife Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) devlet başkanlığı zamanında açılan Irak ve Suriye cephelerine ilâve olarak ikinci halife Hz. Ömer (r.a.) zamanında Mısır cephesi açıldı. Üçüncü halife Hz. Osman zamanında İslâm Devleti’nin sınırları doğuda Horasan’dan batıda Atlas Okyanusu’na kadar uzandı.
Bu netice, sahâbîlerin işe dört elle sarılmaları ve İslâmî yaşantılarından taviz vermemelerinin eseridir. Onlar, adı geçen cephelerde cihâd ederken geceleri zâhid, gündüzleri de mücâhid idiler. Yani beş vakit namazlarını kıldıkları gibi gece namazlarını da kılıyorlardı. Bu gerçeği düşmanların ağzından öğreniyoruz. Buyurun, sizinle Hz. Ebû Bekir (r.a.) zamanında cereyan eden Ecnâdeyn savaşını izleyelim, ondan sonra da düşmanın ağzından bu gerçeği dinleyelim.
“Hz. Ebû Bekir (r.a.), Hicrî 12. yılın sonunda (Şubat 634) veya 13. yılın başında (Mart 634) hacdan döndükten sonra Medine’de toplanmış bulunan gönüllülerden oluşan orduyu, üç defa teşebbüs edildiği halde bir sonuç alınamayan Suriye ve Filistin’in fethine memur etti. Kumandanlardan Amr b. Âs’ı Filistin’in, Şürahbîl b. Hasene’yi Ürdün’ün, Yezîd b. Ebû Süfyân ile Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ı da Suriye’nin fethiyle görevlendirdi. Başlangıçta her biri 3000 kişiden oluşan bu üç ordu, daha sonra gönderilen takviye birlikleriyle 7500’er kişilik askerî güce ulaştılar.
Amr b. Âs, Eyle üzerinden Güney Filistin’e, diğer kumandanlar ise Tebûk-Maan yoluyla Ürdün ve Suriye istikametine sevk edildiler. Yezîd b. Ebû Süfyân, Ölü Deniz’in güneyinde Vâdilarabe’de Sergios kumandasındaki Bizans ordusunu mağlûp etti. Kaçan kuvvetler daha sonra toplandıkları yerde ikinci defa bozguna uğratıldı. Sergios bu mücadeleler sırasında hayatını kaybetti. Amr b. Âs ise kısa sürede Güney Filistin’i fethederek Gamrülarabât’a indi.
Müslüman Araplar’ın bu âni hücumları ve başarılı sonuçlar almaları üzerine Bizans İmparatoru Herakleios, kardeşi Theodoros kumandasındaki 80.000 kişilik bir orduyu harekete geçirdi. Bizans kuvvetleri Kuzey Filistin’e kadar ilerleyerek Cillik mevkiinde karargâh kurdular. Bu orduya mukavemet edemeyeceğini anlayan Amr b. Âs, halifeden yardım istedi. Bunun üzerine Ebû Bekir, Hîre’de bulunan Hâlid b. Velîd’e haber göndererek süratle Suriye’deki ordunun yardımına gitmesini emretti.
Hâlid b. Velîd, uzun ve yorucu bir çöl yolculuğundan sonra yanındaki 700 kişilik birlikle Şam’ın güneyinde yer alan Mercirâhit’e vardı. Buradaki Bizans birliklerini yenilgiye uğrattıktan sonra (18 Safer 13 / 23 Nisan 634) güneye yönelerek Busrâ’da bulunan Ebû Ubeyde, Şürahbîl ve Yezîd ile buluştu. Kısa bir kuşatmadan sonra Busrâ barış yoluyla ele geçirildi. Hâlid b. Velîd’in kumandası altında birleşen İslâm ordusu kuzeye doğru ilerlemeye başladı. İki ordu Kudüs’ün batısında Remle ile Beytülcibrîn arasındaki Ecnâdeyn mevkiinde karşı karşıya geldi. Hâlid b. Velîd İslâm ordusunun merkez kuvvetlerine Ebû Ubeyde’yi, sağ kanada Muâz b. Cebel’i, sol kanada Saîd b. Âmir’i, süvari kuvvetlerine de Saîd b. Zeyd’i kumandan tayin etti.
Müslümanlar devrin en güçlü devletinin düzenli, iyi eğitilmiş ve Sâsânîler’e karşı kazandığı zaferlerle morali yükselmiş ordusuyla savaşmak durumundaydı. İslâm ordusunun en az iki katı olan Bizans kuvvetleri ayrıca silâh ve teçhizat bakımından da çok üstündü. Ancak savaş Müslümanların kesin zaferiyle sonuçlandı (28 Cemâziyelevvel 13 / 30 Temmuz 634). Bu muharebede 3000 düşman askeri öldürüldü; Müslümanlar ise sadece on dört şehid verdiler.
Başkumandan Hâlid muharebenin neticesini bir mektupla Hz. Ebû Bekir’e bildirdi. Öte yandan Bizans İmparatoru Herakleios çok korkmuş ve endişeye kapılıp Humus’tan Antakya’ya kaçmıştır. Ecnâdeyn Savaşı ile Filistin ve Suriye’nin kapıları Müslümanlara açılmış, iki yıl sonra kazanılan Yermûk zaferiyle de bölgenin fethi tamamlanmıştır.”[1]
Kaynaklarımızda geçen bilgilere göre Bizans’ın ordu komutanı, savaştan önce, Arap olan bir câsûsunu Müslümanların arasına göndererek onlar hakkında bilgi toplamasını istemişti. Müslümanların arasında bir gün bir gece kalan câsûs döndükten sonra komutan ona “Ne haber getirdin?” diye sorunca câsûs, komutana şöyle cevap vermiş:
“Hüm bi’l-leyli ruhbânun ve bi’n-nehâri fursânun = Onlar, geceleyin râhib yani zâhid; gündüzleri de ata binici yani mücâhiddirler.” Bu cevabı alan komutan şöyle dedi: “O zaman yerin altı, yerin üstünde bunlarla karşılaşmaktan daha hayırlıdır.”[2] Böyle demiş ama yukarıdan “savaşacaksın” emri gelince savaştı ve yenildi. Bu târihî gerçekler bize çok şey anlatıyor ama bir türlü anlamıyoruz veya anlamak istemiyoruz.
Sadece bu savaşta değil, hemen hemen Müslümanların katıldığı bütün savaşlarda maneviyat, maddiyata üstün gelmiş ve Müslümanlar, katıldıkları her savaştan gâlip çıkmışlardır. Bedir’le başlayan bu gâlibiyet, Çanakkale’ye kadar devam etmiştir. Bu gerçeği en son Gazze’de yaşadık ve gördük. Biz, “Düşman üzerine hazırlıksız ve körü körüne atılalım.” demiyoruz. “Gece zâhid olmayanların gündüz mücâhid olamayacaklarını” söylüyoruz. Tarihi de buna şâhit getiriyoruz.
[1] Hakkı Dursun Yıldız, “Ecnâdeyn Savaşı”, DİA, X, 385.
[2] İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-târih, II, 265.