V'el Hasıl Kelam / Sorular Temcit Pilavını Geçti
Nisan 2018 Zeynep VARIR A- A+
A- A+

V'el Hasıl Kelam / Sorular Temcit Pilavını Geçti

İslam kadına niçin hak vermiyor? Erkeğin yanında niçin ikinci sınıf muamelesi görüyor? İkisinin eşit olması lazım değil midir? Mesela niçin erkeğe iki miras kadına bir miras veriliyor? Niçin şahitlikte iki kadın bir erkeğin yerini tutuyor? Niçin erkek dörde kadar evlenebiliyor? Nokta, nokta, nokta…

Temcit pilavı gibi önümüze getirilmekten bıkılmayan sorular olarak görüyorum bunları. Genci de yaşlısı da gerçekten merak ettiği için mi soruyor, yoksa birileri tarafından pasajlanan bu soruları görünce “ ha evet doğru ya bir de bu mevzular vardı.” Deyip sorunun içine dahil mi oluyorlar?

Sormak için soru sormak da var tabi. Niçin soruyorlar? Nasıl soruyorlar? Bunlar benim için önemli bir nokta. Bize gelince cevap vermek zorunda mıyız? Bir çok site halihazırda bu sorulara hizmet etmekte, canhıraş bir şekilde çalışmaktadır. Hocalarımızdan bir çoğu cevaplarını sosyal medya üzerinden yayınlamaktadır. Evet bazılarını bu noktada takdir ediyor, güzel bir çalışma olduğunu düşünüyoruz.

İnsanlar tarafından merak edilen bir çok soru burada cevaplandırılmış oluyor. Ama soru bitiyor mu? Ya da bilmem fi tarihinden bu yana aynı sorular sorulup duruyor. Nice kitaplar yazılmıştır bu sorulara karşılık. Cevap verilmedik soru kalmadı diye düşünüyorum.

İnsanlık tatmin mi olmuyor acaba. Tatmin olmayacak bir durum söz konusu değil. Kaldı ki bu gibi soruların cevabı açık ve net. Ne kadar cevap verilirse verilsin kabul etmeyecek olan kendisini doğruyu öğrenme mekanizması olarak görmedikçe hakikati anlamayacaktır.

Muhatabına göre davranıp soruyu sorana göre cevap verilmeli. Art niyet besleyen insanları kendimize muhatap almamalıyız. Cevap verme çabası içine giren bazı hocalarımızın kendini kaybeden durumlarına şahit oluyoruz. Gerçekten üzücü bir durum. “İslam” bir dindir. “Biz size bu gün dininizi tamamladık” olarak buyrulan bir dindir. Ne eksiği ne de fazlası olan bir dindir. Peki neyi tamamlamaya çalışıyoruz? Cevap verdiğimizde bir şeyler değişmeyecekse nefes tüketmeye de bir gerek olmamalı.

İslamı anlatan, tebliğ eden her kim varsa ya da her kim kendini bu yolda görüyorsa kimliğine, onuruna zarar getirecek tavırlara girişmemeli.

Bir de şurası var ki dikkat edilmeli; gelen sorular ya kadın-erkek üzerinden, ya da helaller haramlar üzerinden. Din sadece bu mudur? Bana öyle geliyor ki İslam bu sorularla dar bir kalıba sokulmaya ve bu yolla İslam’a muhatap kılınan insan dinden uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Bu sorulara bütüncül cevap verilmediği takdirde kısır bir döngü halini alıyor. İslam her şeydir. Hayat pınarımızdır. Ama sorular insanı bazen sıkar ve bunaltır. Bazen “Yok ya bu kadar da değil, bu ne yani böyle bir din nasıl olur?” gibi tavırlarla da karşılaşıyoruz. Bunlara göre İslam sadece yasaklardan ibaretmiş gibi algılanılıyor. Bu durumda yaşanacak bir İslam modeli çizilemiyor. Sorular nezdinde daraltılan ve bunaltılan bir İslam kimseye bir hayat bahşedemez. “Sizden öncekiler çok soru sorduğu için helak oldu” hadisini bu minvalde değerlendirmek mümkündür.

Peki bu sorulara gelene kadar bizim çok daha önemli problemlerimiz yok mu? Bu gün Kur’an’da (mümkünatı söz konusu değil ama düşünmenizi istiyorum) Mümtehine suresini çıkarsak toplumda bir çok insanın ruhu bile duymayacak. Tahrim suresinden habersiz onca insan var. Subhaneke duasının anlamını bilmeyen onca Müslüman var yine. Sorulardan daha önemli gelmedi galiba bu mevzu size. Sosyal medyada bu sorulara  cevap vermeye devam ede duralım onlarca mazlumun ahı yanımıza kalır belki…

Geleceğimizin teminatı olan gençler değişik bataklıkların içinde perişan olmakta. Amaçsızlık, hedefsizlik onları selde sürüklenen avare kütükler konumuna getirmektedir. Alkolün, sigaranın ve şehevi arzularının esiri olmuş bir gençlik, bu sorularla da cevaplarıyla da ilgilenmiyor. Kendini deist ve ateist olarak adlandırmak çok daha kolayına geliyor. Bu gün bu bataklığı kurutacak projeler üretmeli, gençliğin ar damarını çatlatan sorunlara çözümler bulmalıyız.

Ve maalesef ki “üslup” noktasını kaçırıyoruz. Evrensel herkesi tatmin eden bir dile sahip olmak ütopik olabilir. Ki zaten bu kadarını istemiyoruz da beklemiyoruz da. Fakat despot, nefret ettiren bir dil yerine tatmin ettirici, anlayışlı ve müjdeleyici bir dil kullanmak genel anlamda cevap verirken kullanılması gereken bir dildir. Dini bakkaldan almadık. Bakkal ağzı bir dil ya da mahalle ağzı ile din anlatan bir Peygamber ise hiç olmadı. Peygamberi her noktada örnek alarak bir dini model sergilemeli, ilmi seviyemizi korumalıyız.

Sorular, sorular, cevaplar, cevaplar… Yok yani bu böyle devam ede duracak gibi görünüyor. Bize soru sorarken de cevap verirken de bu işlerin ehli insanlar lazım. Herkese cevaba lüzum yok. Vesselam.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Nisan 2018

Sayı: 57

Baciyan Arşiv