Tuğba Akbey İnan ile Röportaj
Nisan 2020 Nurten YÜCEL A- A+
A- A+

Tuğba Akbey İnan ile Röportaj

  1. Kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Tuğba Akbey İnan Bursa- Keles’liyim. Evlenerek geldiğim İstanbul’da hem radyo programcısı hem anne hem yazar hem de eğitimci oldum???? Lisansımı Sosyolojide, yüksek lisansımı Kişilerarası İletişim alanında yaptım. Aile Danışmanı ve Drama Lideriyim.

2-Soru sormanın hayatınızda çok önemli bir yeri olduğunu söylüyorsunuz. Bu farkındalığınız ne zaman başladı ve size ne gibi katkıları oldu? Gençleri soru sormaya nasıl yönlendirebiliriz tavsiyeleriniz var mı?

Çocukluğumdan itibaren çok soru soran bir çocuktum. Bazen dersleri kaynatmak için de işe yaradı soru sormak???? Ama bunun dışında hep daha fazlasını bilmek, sorulmayanı sormak gibi bir merak eden biri oldum. Üniversitede bir hocamız “ Herkes cevap veren olmak istiyor siz lütfen soru sorun” demişti. Bunu kendime rehber edindim. Radyo programları sorularım için önemli bir fırsat oldu. Sonra anneliğimi de sorular ekseninde geliştirmeye çalışıyorum. 

3-Sosyal medyadaki fenomen anneler çoğu zaman yetersizlik hissine sebep oluyor. Bu bağlamda takipçilere ne tavsiye edersiniz?

Meselenin iki boyutu olduğunu düşünüyorum. Birincisi sosyal medya da annelik bazılarının mesleği olduğu gerçeği. Dolayısıyla her gün bir şey yapmak, tıpkı işe gitmek gibi onlar için. Ve muhatabını yetersiz hissettirmek de öyle… Çünkü kendimizi yetersiz hissettikçe ona benzemek isteyeceğiz. Ona benzemek için kitaplarını okumamız lazım, ki zaten her paylaşımın hemen üstünde kitaplara ulaşabileceğiniz bir adres olacaktır, eğitimlerine katılmamız lazım hissinin devamlılığı için bu paylaşımlar yetersiz hissettirmeye devam edecektir.

Diğer yandan meselenin takipçi sorumluluğu var. Neden kendini bu kadar kötü hissettiren hesapları ısrarla takip ediyor anneler?  Bu bazen o yetersizlik duygusuna ihtiyacımız olduğu için de olabiliyor. Yani her gün ekrana bakıp “ bugün de kendimi yeterince yetersiz hissettiğime göre, sıradan hayatıma dönebilirim “ diyor bazı hanımlar. Çünkü bir savunma mekanizmasına ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla o da bu hissin devamını kendine engel olarak koyuyor.

Ayrıca yetersizlik kötü bir his de değildir. Kendimizi yetersiz hissetmesek, geliştirmeye de çalışmayız. Bu sebeple yetersizlik hissini hangi alanda değerlendirmek istediğimiz bizim sorumluluğumuzda.

4-Hep tatlı sert olalım diyoruz. Evlerimize bu ilkeyi nasıl taşıyabiliriz?

Bu benim ilkem değil???? Dolayısıyla bu anlamda bir önerim yok. Ben samimiyetten yanayım. Anneler duygularında ne kadar açık olurlarsa çocuklar onları bir “ tanrı” dan çok “ insan” olarak görürler. Dolayısıyla insan hata yapar, düşer… Mesele hatalarından ders çıkartan biri olmayı istemek.

5-Türkiye'de ki genç çalışmaları hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Herkes elinden geleni yapıyor. Benim için tek sıkıntı, sürekli idealler beklediğimiz gençleri çözümün bir parçası kılıp kılmadığımız. Çoğu zaman bizi korkularımız yönetiyor.Bunun sonucunda gençlerin fikrini almak bize korkutucu gelebiliyor.

Halbuki daha sorumluluk sahibi gençler için, yetişkinler onların da tecrübelerini önemsemeliler.

 

6-Özellikle son yıllarda gençler arasında deizim, ateizim bir çığ gibi büyüyor. Bu konu hakkında aile ve topluma ne gibi görevler düşüyor?Gençlerimizi bu tuzaktan nasıl koruruz?

Bu konuşuluyor. Ama gerçek mi bilmiyoruz. Çünkü bazen sorguladıklarında da  hemen inanmıyor etiketini yapıştırıveriyoruz. Yetişkinlerin koşulsuz bir itaat beklediği durumlar olabiliyor. Çünkü o zaman sorgulanmayacak, anlattıklarımız ve yaptıklarımız arasında fark olduğu çok da anlaşılmayacak.

Bu sebeple yetişkinlerin gençlerden beklediklerinin kendi dünyalarındaki gerçekliğini sorgulamalarını isterim. Onlardan istediğimiz, onlara anlattığımız bizim hikayemizin neresinde duruyor bunu anlatmak çoğu zaman çok daha etkili olacaktır. Ben gençleri hikayelerle buluşturmanın onlara anlatmaktan çok daha yararlı olduğunu düşünüyorum.

 

7-Günümüzdeki bayan çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Başkalarının seçimlerine dair net çizgilerim yok doğrusu. Her kararın bir bedeli olduğuna inanıyorum. Çalışmayı tercih etme biçiminin ardından gelen bedelleri de göze almak ya da çalışmadığımızda da bunun bir bedel istediğini görmek lazım. Ben her iki tercihte de daha çok şikayet görüyorum. Ama çocuk ekseninden değerlendirecek olursak elbet gönlüm bebeklerin erkenden annelerinden ayrılmamalarından yana.

Tüm bunların yanında ben  çalışıp çalışmamaktan daha çok üretken olmayı önemsiyorum. İlla maddi bir karşılığı olması mühim değil. İnsan ürettikçe ve başkalarına yardım ettikçe huzuru yakalıyor bence.

 

8- Bu çalışmalarda neden istediğimiz verimi alamıyoruz?

Çünkü insana dair yapılanların hiç birinin meyvesini hemen alamayız. Bizim işimiz tohum ekmek. Pek çoğumuz atalarımızın ektiği ağaçların meyvesini yiyoruz. Ben aceleci olduğumuzu düşünüyorum. Biz süreçten sorumluyuz. Kalpler Allah’ın elinde.

9-Sizce çalışmalarda devamlılık nasıl sağlanmalı bunun yolları var mıdır?

Motivasyonu sonuç mu süreç mi belirliyor bunu kendimize sormalıyız. Ben umutlu olmanın da sünnet olduğunu düşünüyorum. Kıyamet kopsa da elinizdeki fidanı dikin diyen Resul’ün ümmetiyiz. Çocuklarımız, ailemiz, yaptığımız işler bizim fidanlarımız elbet ekmeye devam edeceğiz.

10-Günümüzde genç ve hanım çalışmalarının geleceğinin hangi kulvarda ilerleyeceğini düşünüyorsunuz?

Dünya o kadar büyük bir hızla ilerliyor ki, muhtemel teknolojik değişimle bu da değişecektir. Ama diğer yandan yıllar öncesinin dikilen fidanları da boy vermeye devam edecek.Ben güzel şeyler olacağına inanıyorum. Yeterki farkındalıklar, pratiğe dönüşsün.

 

 Vaktinizi ayırdığınız için  çok teşekkür ederim. Allah'a emanet olunuz.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Nisan 2020

Sayı: 65

Baciyan Arşiv