TEVEKKÜL VE TESLİMİYET
Nisan 2020 Nurten YÜCEL A- A+
A- A+

TEVEKKÜL VE TESLİMİYET

      Tevekkül, “dayanma, vekil tutma ve vekile güvenme” demektir. Yani, gönlü Allah ile dolu olan kimsenin, yalnız O’na güvenmesi ve O’na sığınmasıdır. Allah’ın güzel isimlerinden biri de “el-Vekil” dir. Bu ism-i şerif, “işlerini usulüne göre kendisine havale edenlerin işlerini yoluna koyup, onların yapabileceğinden daha iyi bir şekilde yapan, kendisine tevekkül edilen, her şeyi idare ve hakimiyeti altında bulunduran” gibi manalara gelir.

     Tevekkül, imanın ve Müslümanlığın olgunluğunu gösteren alametlerdendir. Kuran-ı Kerim’de Hz. Musa’nın, “Ey kavmim! Eğer siz gerçekten Allah’a iman etmişseniz, eğer O’na teslim olmuş kimseler iseniz, artık sadece O’na tevekkül edin.” demesinde bu ilişkiye dikkat çekilir.

     Tevekkül, her şeyin yaratıcısı (Zümer, 39/62),  ölümsüz ve daima diri olan (Furkan, 25/58),engin merhamet sahibi (Şuara, 26/217), kullarına yardım eden (Al-i İmran, 3/122) bir Allah tasavvurunun sonucunda ortaya çıkan imani bir olgudur. Hz. Peygamber bu tasavvura, İbn Abbas’a verdiği şu nasihatlerinde dikkat çekmektedir; “Evladım! Sana bazı sözler öğreteceğim: Allah’ı(n hakkını) koru ki Allah da seni korusun. Allah’ı(n hakkını) gözet ki O’nu hep yanında bulasın. Bir şey isteyeceğinde Allah’tan iste. Yardım dileyeceğinde Allah’tan yardım dile. Şunu bilmelisin ki bütün toplum (varlık alemi) bir konuda senin yararına bir şey yapmak için bir araya gelse ancak Allah yazmışsa sana destek verebilirler. Yine bütün toplum (varlık alemi) sana zarar vermek için bir araya gelse ancak Allah yazmışsa sana zarar verebilirler…”

Gerekli tedbirleri alıp sonucu Allah’a havale etmektir tevekkül. Maddi manevi sebeplerin hepsine başvurduktan ve alınması gereken bütün tedbirleri alıp yapacak başka bir şey kalmadıktan sonra, Allah’a güvenip dayanmak ve gerisini O’na bırakmak demektir. Sebeplere başvurmadan, “ Kader ne ise o olur.” tarzında bir anlayış ise tembellikten yahut tedbirsizlikten başka bir şey değildir ve İslam’ın tevekkül anlayışıyla ilgisi yoktur. Tevekkül, karşılaştığı zorluklara sabretmek ve Allah’ın bizimle olduğunu hatırdan çıkarmamak ve sonucu Allah’a bırakmaktır. Sabır ve tevekkül, müminin şahsiyetinde birlikte bulunan iki özelliktir. Mütevekkil kişi Allah’a duyduğu güven ile sıkıntılara sabreder. Hz. Peygamber de aza kanaat etmesi ve hoşlanmadığı şeylere sabretmesinden dolayı mütevekkil olarak tesmiye edilmiştir.

Yüce Allah, “Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse, ahiretin mükafatı elbette daha büyüktür. Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir.”(Nahl, 16\41) ayetlerinde muhacir müminleri, hem sabredip hem tevekkül ettiklerini ifade ederek taltif etmiştir.

Allah Teala, kullarının sadece kendisine güvenip dayanmalarını arzu etmektedir. Ayet-i kerimelerde şöyle buyrulur:

“…Mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler!”(İbrahim,11)

“…Allah’a tevekkül edene, Allah kafidir!...”(et-Talak,3)

Peygamber Efendimiz de: “Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül edebilirseniz, sabahleyin karınları aç gidip, akşamları tok dönen kuşların rızıklandığı gibi rızıklanırsınız!” buyurmuştur.

Teslimiyete gelince, boyun eğmek, başa gelen hadiseleri itirazsız kabullenmek ve selamete çıkmak manasına gelir. Teslimiyet, kalbin bir fiili olup Allah tarafından haber verilen hususlarla alakalı şüphelerden, ilahi emirlere ters düşen nefsani arzulardan, ihlasla bağdaşmayan isteklerden, ilahi takdire ve şer-i şerife itiraz illetinden kurtulmak demektir. Ayeti’i kerimede şöyle buyrulur:

“Hayır, Rabbine and olsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda Sen’i hakem tayin ederek verdiğin hükmü, içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan kabul edip teslim olmadıkları müddetçe tam mü’min olamazlar.”(en-Nisa,65)

Teslimiyet, İslam kelimesi ile aynı köktendir. Bu sebeple İslam’ı hakkıyla yaşayabilmek ve hakiki kullukta bulunabilmek, ancak teslimiyetle mümkündür. Çünkü Allah-celle celalühu-, kulunun kendisinden başkasına ram olmasından hoşlanmaz.

Cenab-ı Hak; Hz. İbrahim Aleyhisselamı öyle büyük imtihanlardan geçirmiştir ki, nihayetinde bir teslimiyet abidesi olarak tarihe geçmiştir.

Allah –celle celalühu-, Hz. İbrahim’i dost edinince melekler:

“-Ey Rabbimiz! İbrahim Sana nasıl dost olabilir? Nefsi, malı ve evladı var. Kalbi bunlara meyyaldir…” dediler. Akabinde şu ibretli manzaralara ve Hz. İbrahim’in ağır imtihanlarına şahit oldular. Hz. İbrahim –Aleyhisselam-, mancınıkla ateşe atılacağı zaman, melekler heyecanlandı. Bir kısmı, Hz. İbrahim’e yardım etmak için Allah Teala’dan izin istedi.  Melekler, Hz. İbrahim’e bir isteği olup olmadığını sordular. O ise;

“-Dostla dostun arasına girmeyin!” buyurdu.

Daha sonra Cebrail –aleyhisselam-geldi:

“-Bana ihtıyacın var mı?” diye sordu.

İbrahim –aleyhisselam-:

“-Sana ihtiyacım yok. O bana yetişir; O ne güzel Vekil’dir! buyurdu.

Nitekim Halilullah’ın bu yüce teslimiyeti ve yalnız Hakk’a tevekkülü üzerine, O daha ateşin içine düşmeden Allah Teala ateşe emretti:

“…Ey ateş! İbrahim’e serin ve selamet ol!” (el-Enbiya, 69)

Bu emirle birlikte İbrahim Aleyhisselam- ın düştüğü yer bir anda gülistana döndü. Orada tatlı bir pınar kaynayıp akmaya başladı.

   Teslimiyet, muhabbete dayalı bir itaat işidir. Bu itaat ve teslimiyet bereketiyle İbrahim Aleyhisselam’a, canı, malı ve evladı, yüce Rabbinin yolunda hiçbir engel teşkil edemedi. Buna karşılık da hac ibadeti, O’nun Rabbine tevekkül ve teslimiyetinin kıyamete kadar devam edecek en güzel bir sembolü oldu. Çünkü İbrahim-aleyhisselam- ın dili kalbine tercüman olarak daima;

“…Ben Alemlerin Rabbi’ne teslim oldum!”(el-Bakara, 131) demekteydi. Aynı duayı Peygamber Efendimiz ve ashabı da yapmıştı. Uhud savaşı sonrasında bir kısım insanlar, müminlere, “insanlar size karşı toplu ordu toplamışlar, onlardan korkun.” dediklerinde bu, onların imanlarını arttırmış ve “Hasbünallah ve ni’mel-vekil (Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!) demişlerdi.

     Her mümin olayların, ilahi düzen ve kanunların çerçevesinde olup bittiğinin bilincinde olarak Yüce Allah’ın kendisi hakkında yararlı olanı verip zararlı olandan kurtaracağına güvenmeli, o na tevekkül etmelidir. Unutmamalıyız ki ebedi ve ezeli olan, herşeyi bilen kudret sahibi Allah kendisine güvenen mütevekkil kulunu hiçbir zaman yalnız bırakmaz.

Kaynak:                                                                                                                 Nurten Yücel

Hadislerle islam

Faziletler medeniyeti

Osman Nuri topbaş

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Nisan 2020

Sayı: 65

Baciyan Arşiv