Nisan 2014 Dr. Sevde ÖZTÜRK A- A+
A- A+

Sordu Kendine Çocuk

Bir çocuk, daha küçük…  Annesi gittiği sohbetlere onu da yanında götürüyor. Bakıyor etrafına, çözmeye çalışıyor insanları… Her yeni gelen sırayla diğerlerinin ellerine dokunuyor ve dudaklar kıpırdıyor. Sohbet başlıyor ve içlerinden biri bir şeyler okuyor, anlatıyor. Ara ara peygamberlerinin adı anılıyor ve dudaklar yeniden fısıldamada… Eller kalbe dokunuyor ve çekiliyor.  Dinlemeye devam ediliyor. Zaman geçiyor ve anlıyor çocuk. Selamlaşma diye bir şey var. Peygamberleri onlara : ‘’ Ben size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız.’’  buyurmuştu. Musafaha da bir çeşit selamlaşma şekliydi. Onu uyguluyordu orada bulunan anneler. Peki ya kalbe dokunmak nedendi?  Öğreniyor çocuk; kalbimizdesin Ya Rasulallah demekti. Bir çeşit saygı ifadesiydi. Öyle güzel yürekli insanlar gelip geçmişti ki dünyadan, O’nun adı anılınca kalpleri yerinden çıkacakmışçasına çarpıyordu, işte öyle çok seviyorlardı O’nu. Nasıl sevmesinlerdi ki?
“(Biz) her ümmetten (kendilerine) bir şahit (peygamber) ve (Resulüm!) seni de onların (hepsi) üzerine şahit olarak getirdiğimiz zaman halleri nice olur?” ayeti okunduğunda  “Dur” diyen ve bizim günahlarımıza şahit olmaktan dolayı gözlerinden yaşlar dökülen bir Peygamberdi O*. Peygamber ümmetini bu kadar çok severken, aklı başında, O’nu tanıyan bir müslüman bu sevgiye nasıl kayıtsız kalabilirdi?
Büyüdü ve sordu kendine çocuk:
Sahi, biz bu sevginin neresindeyiz?
Adı anılınca titriyor mu kalplerimiz?

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Nisan 2014

Sayı: 41

Baciyan Arşiv