MÜSLÜMANIN PARA İLE İMTİHANI
Temmuz 2019 Nurten YÜCEL A- A+
A- A+

MÜSLÜMANIN PARA İLE İMTİHANI

Yüce dinimiz İslam, bir inanç sistemi olduğu kadar, aynı zamanda bir hayat nizamıdır. Bizim içim hayatın her safhasını inceden inceye tanzim eden bir “hukuk sistemi” ne, son derece hassas bir “ölçüler manzumesi” ne ve mükemmel bir “dünya görüşü” ne sahiptir. Yani İslam, Müslümanın inanç ve ibadet hayatını şekillendirdiği gibi, onun ahlakını, muamelatını ve bilhassa hak ve hukuka riayet gibi beşeri münasebetlerini de ilahi ölçülerle tanzim eder.

İnsan şahsiyetine en çok etki eden iki mühim konu vardır: Birincisi, muhabbet beslenip beraber olunan insanlar, ikincisi de kazançtır.

Bu yüzden gönlümüzde muhabbetini taşıdığımız insanlara çok dikkat etmeliyiz. Zira insan çoğu zaman, doğru yola da yanlış yola da sevdiği kimselerin teşvik ve telkinleriyle gider. İkinci olarak da cebimizdeki paraya dikkat etmeliyiz. Ona haram karıştırmamalıyız. İnsanın gönül alemi, çoğu zaman bu iki konunun manevi keyfiyetine göre şekillenir. Ameller de bu şekillenişe göre gerçekleşir.

Parada bir sır vardır; o, geldiği yoldan gider. Yani helal para, gerçek manada hayra sarf edilirken; şer yoldan gelen para ise, şerrin sermayesi olur. Paranın kaderi, kişinin kaderine müdahil olur. Herkes zanneder ki, ben parama hükmederek istediğim yere harcıyorum. Halbuki para, kazanılışındaki manevi temizlik durumuna göre, layık olduğu yere gider; sahibinin iradesini de kendi gittiği yere doğru istikametlendirir. Yani hakimiyet çoğu zaman paradadır; sahibinde değil…

Para yılan gibidir. Hangi delikten girdiyse oradan çıkar. Cebine haram para girenin ameli bozulur. En azından amellerindeki ihlas kaybolur. Dolayısıyla paranın nerden ve nasıl kazanıldığı çok mühimdir. Maddi manevi huzurumuz için, kazancımızın helal yoldan olmasına son derece dikkat etmeliyiz. Ağızdan geçen her lokma, eğer helal ise kişiye feyiz ve manevi zindelik verir. Fakat haram veya şüpheli bir lokma ise, gaflet ve hantallık verir; duyuşları kısırlaştırır; kalbe bir perde olur.

Parayı doğru kullanabilmek; bir sanattır, kalbin şaheseridir. Bunun için de; 1) Kazanç helal olacak, 2) İsraf edilmeyecek, 3) Pintilik / cimrilik yapılmayacak.

 İsraf; güç gösterisinde bulunarak aşağılık duygusunu örtbas etmeye çalışmaktır. Pintilik ise şeytanın telkin ettiği “fakir düşme” korkusuyla infaktan kaçıp sırf kendine biriktirmektir. Hakk’a tevekkül noksanlığının ve korkaklığın getirdiği bir zaaftır. Parayı, sığınak, barınak ve dayanak haline getirmektir. İsraf da pintilik de mülkün gerçek sahibi olan Cenab-ı Hakk’a isyan niteliğindedir. Mü’min, israf ve pintiliğin zıddına, kalbindeki imanın seviyesi nisbetinde bol bol infak edecektir. Yani imkanı olan Müslüman, çok kazanmaya ve çok infak etmeye gayret gösterecektir. Hadis-i şerifte de: “Veren el, alan elden hayırlıdır.” Buyurularak infak edebilecek Mü’min olmaya teşvik edilmektedir. Bununla birlikte, ayet-i kerimede Cenab-ı Hak: “Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) ihsanda bulun.”(Kasas/77) buyurmaktadır.

 İslam’da mülk Allah’ındır. Kul, kendisine belli bir süreliğine emanet edilen bu mülk üzerinde ancak bir tasarruf memuru mevkiindedir. Bu sebeple İslam’da, bir gün bırakılıp gidilecek olan maddi kazancı elde etmek için; insanı ve toplumu sömürmek, kul hakkına girmek, ilahi hudutları çiğnemek asla yoktur. İslam iktisadı, insanın problemini çözmekle başlar. Paylaşmak ve başkalarına, bilhassa da ihtiyaç sahiplerine faydalı olmak şarttır, farzdır.

Ayet-i kerimede: “Sailin (muhtacın) ve mahrumun (iffeti dolayısıyla isteyemeyenin) onların (zenginlerin) mallarında muayyen bir hakkı vardır.” (zariyat/19) buyrulur.

Bu düstur, hem parayı kullanma eğitimidir, hem de gönülleri kaynaştırma vesilesidir. Yani İslam, hayatın her sahasında olduğu gibi ticari ve iktisadi faaliyet sahasında da bir nizam vaaz etmiştir. Helal ve haram hudutları koymuştur. Merhamet ve şefkati emredip Mü’ mini Mü ‘mine zimmetli kılan bir görüş getirmiştir. Kazancı; “Hak”, “Adalet”, ve “Merhamet” le birleştirmiştir.

 Kapitalist sistem, sadece maddi menfaatini ve karını düşünür. Onun gözünde insan, ekonomi çarkını döndüren dişliden farksızdır. Bu yüzden insanı acımasızca sömürür. Gayesine ulaşmak için her yolu meşru sayar.

İslam ise kapitalizmin zıddına, bir vicdan muhasebesi yaptırır. “Nereden ve nasıl kazandın; nereye ve ne şekilde sarf ettin?” sualini sorar.

Cenab-ı Allah Fecr Suresi’nde buyuruyor ki:

“İnsan var ya, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde (sevinir, bunun bir imtihan olduğunu düşünmeden)  ‘Rabbim bana ikram etti.’ der.” ( fecr/15)  Bunun devamındaki ayette de; “onu imtihan edip rızkını daralttığında ise (insan üzülür) ‘Rabbim beni önemsemedi (bana ehemmiyet vermedi)’ der.” (fecr/16) buyuruluyor.

Hâlbuki kazanılan paranın kişiye hayır mı getireceği, şer mi getireceği bilinmez. Gaybı yalnız Allah bilir. Bu yüzden kamil bir Mü’min ,ne para kazandığında gereğinden fazla sevinir, ne de kaybettiğinde lüzumundan fazla üzülür. Her halükarda gönlünü Cenab-ı Hakk’a karşı rıza makamında tutar. Zira bilir ki Cenab-ı Hakk’ın rızasına nail olmak için,evvela kulun, kendisi hakkında takdir edilene rıza göstermesi, kanaat ve tevekkül ehli olması şarttır. Cenab-ı Hak, kuluna ne kadar imkan verirse versin, kul daima hamd, şükür ve zikir halinde olmalı, “Niye falana verdi de bana vermedi?” düşüncelerini bir kenara atmalı, hayatın acı tatlı sürprizleri ve değişen şartları karşısında istikametini korumak için “sabır” silahına sarılmalıdır. Rasulullah Efendimizin buyurduğu gibi; “Esas hayat, ahiret hayatıdır.” hakikatinin şuur ve idraki içinde olmalıdır.

Unutmayalım ki Cenab-ı Hakk’ın bize; “Maddi yönden daha çok zengin olun!” diye bir emri yoktur. Sadece; helalinden kazanın, helal ölçüler içerisinde yaşayın ve infak edin!” diye bir emri vardır. O halde ne olursa olsun hayatımızı ve ticaretimizi helaller üzerine bina etmeliyiz. Hakkımızdaki ilahi taksimin/kaderin sınırlarını zorlamamalıyız.

Yani Cenab-ı Hakk’ın nasip ettiği ölçüde helalinden kazanıp infak etmeye gayret göstermeliyiz. Maddi refah uğruna gönül huzurumuza zehir serpmemeliyiz. İslam’ın güzellikleri içerisinde meydana gelecek kalp saadetine kıymamalıyız. Asıl ve sonsuz zenginliğin, kalbi hayatta olduğunu unutmamalıyız.

 

 Kaynak:

 Müslümanın para ile imtihanı

 Osman Nuri Topbaş

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Temmuz 2019

Sayı: 62

Baciyan Arşiv