Ocak 2017 Zeynep VARIR A- A+
A- A+

Herkesten Daha Çok Milliyetçi!

Milliyetçilik nedir? Ya da ne değildir? Her şeyin hem müspeti hem de menfisi olabileceği gibi milliyetçiliğin de hem müspet hem de menfi kullanım şekli vardır. Televizyonun kullanımına göre faydalı ve zararlı olabileceği gibi milliyetçilik de öyledir.

Her insanın vatanını sevmesi güzeldir, faydalıdır. Aynı göz, yüz, el şekillerine sahip olmamamız ne kadar doğalsa farklı ırklardan olmamız, farklı görüşlere sahip olmamız da o kadar doğaldır.

Milliyetçilik, “maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı, ulusçuluk, ulusalcılık, nasyonalizmdir” açıklaması ve 19. yüzyılda Avrupa’da, 20. yüzyılda ise tüm dünyada egemen siyasi güç olarak ortaya çıktığı bilgisi kaynaklarımızda yazmaktadır.

1923’te Cumhuriyet kurulurken Türkiye’de de milliyetçiliğin ön plana çıkarılmaya çalışıldığını görüyoruz. Fakat bu demek değildir ki bizde bu tarihten önce milliyetçilik ruhu ve düşüncesi yoktu. Sadece kullanım şekli değiştirildi. Türkçe ibadet, Türkçe Kur’an, Türkçe ezan çalışmaları bu minvaldeki örnek çalışmalardır. “Biz Türk’sek dini de Türkçe ritüellere göre yaşamalıyız, Kur’an’ı neden Türkçe olarak okumuyoruz, ezan Türkçe okunsun.” naraları bu yıllarda sıkça duyulmuştur. Günümüzde de karşılaşmaya devam ediyoruz. Kur’an ve sünnette ise bu meselelere karşı ret cevabı hükmünde güçlü nâslar bulunduğu için konu büyüyemeden kırılan dalgalar olarak kalmıştır. Allah azze ve celle “Kur’an’ı anlayasınız diye Arapça indirdik” (Zuhruf, 3) buyuruyor. Arapça bir kelimenin Türkçe çevirisi onun anlamını tam karşılayamayabilir.

Biz kendimizi başta Müslüman olarak tanımlarız. Hayatımızı Türk kültür ve ananelerine göre uyarlamadan önce Kur’an ve Sünnet süzgecinden geçiririz.

Dinin toplum üzerinde bir yaptırım gücü olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Yöneticiler zaman zaman bu gerçekten yola çıkarak dini kendi kontrolleri altında tutarak amaçlarını gerçekleştirmeye çalışmıştır. Önemli olan ise milliyetçilik duygusunu dini ritüellere alet etme yerine kalben benimsemektir. Eğer milliyetçilik her insanın ecdadına, kültürel mirasına sahip çıkması, vatanına ve dinine faydalı birer fert olmak için çalışıp çabalaması anlamında kullanılacaksa, bu milliyetçilik bizde de var olan duygu ve düşüncelerdir.

Fatihler, Yavuzlar bu vatanı bizlere yüce ruhların yetişmesi ve Allah kelimesinin her nefhaya yayılmasını temenni ettikleri için emanet ettiler. İlim, irfan, iman beşiğinde yoğrulan bu vatan toprakları her zaman farklı kültürden, farklı ırktan insanları bir arada toplamıştır. Tarih bütün bu farklılıklara rağmen aynı çatı altında muhabbetle yaşayan insanlara şahit olmuştur.

Bu şekilde milliyetçiliğimizin tarihini 20. yüzyılın kapılarına veya daha yakın zamanlarına getirenler ecdadı da tarihimizi de milletimizi de bilmeyenlerdir.

Şimdi körpecik dimağlarda bile yükselen milliyetçilik nâraları acaba yerini buluyor mu? Herkesten fazla milliyetçi olmak ne demektir? “Ne mutlu Türk’üm diyene” nidalarını atarken yabancı müzikleri dinlemek midir? Veya Avrupaî bir yaşantının içinde kıvranırken hangi milliyetçilikten bahsedilebilir?

Aynı şekilde içimizde pek çok insan Türklük şuuru ve gururu taşıyarak yaşıyor. Başkaları da başka bir ırkı yücelterek yaşıyor. Öyle veya böyle içinde kendisinin yer aldığı milliyeti, içinde kendisinin bulunduğu devleti, ırkı, şehri ve aileyi yücelten, onu diğerlerinden üstün gören milyonlarca insan bulunuyor. Suriyeli Müslüman kardeşlerimizi topraklarımızda misafir etmemizi istemeyen insanların görüş ve düşüncelerinin altında yatan sebeplerden biri de bu değil midir?

V’el hâsıl kelam…

Her ne şekilde ise! Milliyetçiliğimizin farklı farklı kullanış şekillerinden müspet olanını uygulamak bize kalmış bir durumdur. Yoksa Fatih’in, Yavuz’un, Kanuni’nin iradesiyle, ruhuyla, aşkıyla bu vatan topraklarında vecd ile çalışmak ve bu aşk ile yetişecek gençlerin hayalini kurmak, tekrardan bütün ruhlarda canlanmasını istediğimiz milliyetçilik duygusudur.

Bu duyguyu yeni nesillere ilkokul sıralarında benimsetecek mutlak bir tarih dersinin okutulması gerektir. “Ne mutlu Türk’üm!”den önce “Ne mutlu Müslümanım!” diyebilmeyi öğrenmelidir. Müslümanları bir bayrak altında toplamaya çalışan ceddi Yavuz’un amaç ve hedefinin Efendimiz Muhammed aleyhisselam’ın hak yolunda can vermek olduğunu bilmelidir. Bu duyguları körpe dimağlara işlemek, yeri geldiğinde onları “herkesten daha çok milliyetçi” kılacaktır. Umutsuzluğa kapıldığı her anda motive edecek iç sesini hak olan bu milliyetçilikte bulacaktır.

Son bir cümle gerektir sözüme, tamamlayayım, Mehmed Akif’in şiiri ile sonlandırayım.

Hani, milliyetin İslâm idi… Kavmiyet ne!

Sarılıp sımsıkı dursaydın ya milliyetine.

“Arnavut” ne demek? Var mı şeriatta yeri?

Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri,

Arap’ın Türk’e; Laz’ın, Çerkez’e yahut Kürd’e;

Acem’in Çinli’ye rüçhânı mı varmış? Nerde!

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ocak 2017

Sayı: 52

Baciyan Arşiv