A- A+

Çocuklar, Veren Elleri Görmeli

“Konukseverlik kadar hiçbir şey sevindiremez mülteciyi,

Çünkü o göklere sığınmış kuşlar kadar kırılgandır”

Jabes/Mülteci Şair

Geçtiğimiz günlerde mülteci bir aileyi ziyaret ettik. Onların ‘çanta’ kadar hayatlarına şahit olduk… Hanımefendi, dört çocuğu ve eşiyle vatanını terk etmek zorunda kalmıştı. Ülkesinde kalsaydı mezhebinden dolayı öldürülecekti. O da eşi ve çocuklarıyla türlü zorlukları göze alarak bizim ülkemize hicret etmişti. Kaldıkları evde, oturma odasında yerde sadece bir kilim vardı. Diğer odada birkaç sünger yatak ve battaniye, mutfakta ise sırı dökülmüş alüminyum birkaç tabak, tencere vardı.

Dil bilmediğimiz için sözel anlamda zor anlaşıyorduk ama gönüllerimizi birbirine açmıştık. Hanımefendi öğretmendi, eşi ise bilgisayar mühendisi. Kendi ülkelerindeyken güzel bir hayatları vardı; evleri, arabaları, işleri, paraları ve hayalleri… Akrabaları, düğünleri, bayramları, gelenek ve görenekleri vardı. Yani şu anda bizim yaşadığımız gibi bir hayatları. Şimdi ise hiç bilmedikleri bir ülkede, bilmedikleri bir hayatı yaşamak zorunda kalmışlardı. Üstelik açtılar…

Bu sadece bir örnek, şu anda sadece bizim ülkemizde 2,5 milyon Suriyeli mülteciden bahsediliyor. Bunun dışında, Afganistan’dan gelenler, Irak’tan gelenler, zorunlu göçe maruz kalan bütün insanlar. Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı GÖÇ raporuna göre “bugün dünyada kaydı tutulan 60 milyon civarında mülteci var. Her gün 42 bin kişi ekleniyor bu sayıya.”

Zor zamanlarda yaşıyoruz. Ne yazık ki insanların evlerinden, şehirlerinden, yurtlarından zorla ayrılmak zorunda kaldığı günlere tanıklık ediyoruz. Peygamber Efendimiz aleyhisselam’ın Mekke’den Medine’ye hicreti gibi… Gözü yaşlı, şehrine vedasını hatırlıyoruz. “Ey Mekke, vallahi sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı yerisin. Bana da en sevimli yerisin. Vallahi eğer buradan çıkmaya mecbur bırakılmasaydım, çıkmazdım.” (İbn Mâce, Menâsik, 103, 3099)

O’nu, Medine’de “Ay doğdu üzerimize veda tepelerinden” diye bekleyen ensar’ı vardı. Emsalsiz bir coşku ve sevgi seli ile karşılanmıştı. Tüm muhacirlere de kucak açan ensar. Mekke’den gelen muhacir sahabeler ile onlara bütün mevcudiyetleri ile yardım eden Medineli sahabeler (Ensar) arasında kardeşleşme gerçekleşmişti. Müslümanlar arasında eşsiz dayanışma, kaynaşma, birlik ve beraberlik oluşmuştu.

Yaşadığımız bu çağda bizlere de ENSAR olmak düştü… Peki, bizler bunun ne kadar farkındayız? Başkalarıyla paylaşmanın gerekliliğini tekrar tekrar hatırlamak zorundayız. İnfak; nafaka vermek demektir. Dini geleneğimizde, Allah rızası için akrabaya, fakire, zaruri ihtiyaçlarını giderecek kadar mal ya da para vererek, geçimlerini sağlamak infaktır. İnfak ahiret yatırımıdır.

Rabbimiz, kendi yolunda harcayanları överek anmış, “Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de infak ederler.” (Bakara, 3) buyurmuştur. Bu ayet, aynı zamanda Müslümana, elindekilerin hakiki ‘sahibini’ de hatırlatır. İnfak eden Müslüman bilir ki, sahip olduklarının sadece emanetçisidir. Mal, mülk, servet, her şey Allah’ın kuluna lütfu, hediyesi ve ihsanıdır. Bu durumda bizler paylaşmakla yükümlüyüz. Kardeşlerimize sahip çıkmak bizim sorumluluğumuz.

Çocuklara infak eğitimini nasıl verebiliriz? Çocuk eğitimindeki temel ilkelerden birisi şudur: ‘Model olmak’

Çocuklar taklit ederek öğrenirler, gördükleri şeyleri uygularlar. Davranışlar sözlerden önce gelir. Yıllar önce bir hanımla tanışmıştım. Hamile olmasına rağmen Ramazan ayında her gün ihtiyaç sahibi ailelere yemek götürüyordu. İhtiyaçlarını tespit edip gücü yettiğince yardımcı oluyordu. Geçtiğimiz günlerde bu hanımla bir kermeste karşılaştık, çocuğu merak ettim ve sordum. “Şu ortada hizmet eden, koşturan çocuk benim oğlum dedi. 12 yaşına girdi, İslam’a hizmet etmeyi, vermeyi o kadar seviyor ki, harçlıklarını biriktirip ihtiyaç sahiplerine gıda alıyor, bundan da büyük mutluluk duyuyor, parası da o kadar bereketli ki hiç bitmiyor.”

Daha anne karnındayken ihtiyaç sahiplerine vermeye alışmış bir çocuk. Alışmak, alıştırmak bir eğitim metodudur. Bu sebeple, çocuklarımızı anne karnından itibaren infaka alıştırmalıyız. Bazı hayır-hasenatı, yardımı onlar eliyle yapmalı; böylece onlara da infaktaki manevi lezzeti tattırmalıyız. Yoksulun, “Allah razı olsun evladım!” duasını çocuklarımızın alması, infakı sevmek bakımından çok önemlidir. Çocuklarımıza kazandırabileceğimiz diğer bir özellik de “empati kurma” olmalı.

Empati: Bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecidir. Bizler de evimizi terk etmek zorunda kalabilirdik, yiyecek ekmeğe muhtaç olabilirdik. “Biz de o hallere düşersek ne yaparız?” diye düşünebilmek empati kurmaktır.

İnsanlığı yeniden merhamete çağırmak, ancak infak ruhunu canlandırarak mümkün olacaktır. Bu da çocuklarımıza bu şuuru vererek gerçekleşecektir inşaallah.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Temmuz 2016

Sayı: 50

Baciyan Arşiv