Ocak 2014 Gökçe KAHRAMAN A- A+
A- A+

Bismillah

Allah’ın selamı üzerinize olsun Baciyan!

“Yazmak” insanlıktan yaşlı, zira Allah yaratmazdan evvel “Levh-i Mahfuz”da yazmış her şeyi. Belki de yazmaya hevesimiz şu ölümlü dünyada bir süre daha “Adım zikredilir mi?” dileğinden başka bir şey değil.

İnşaAllah yazacaklarımızla nefsimize değil, toplumumuza hizmet ederiz. Hayırlara vesile olsun.

Keza yazmak eylemi yazı yazmak, nakşetmek, kaydetmek anlamına geldiği gibi “günah işlemek (yazık)” anlamına da gelir. Allah korusun.

Bir dergide yazmak önerisi geldiğinde, uzunca bir süre düşündüm, ilk yazımın konusunun ne olabileceğini. Tema kadınlara yönelik mi olsun, çocuklara yönelik mi, yoksa toplumun tümüne mi hitap etsin bilemedim. En güzelinin zamana bırakmak olacağını düşündüm sonra.

Bu arada fark ettim ki, yirmi yıllık eğitimci olmanın verdiği bir alışkanlıkla olsa gerek, hep bir şeyleri düzeltme, nasihat etme isteği ağır basıyor nefsimde. Kimin haddine kendi nefsini düzeltemezken başkalarına nasihat etmek…

Bu sebeple dikkat çektiğim her konu evvela nefsime nasihattir.

Sizlerle zaman zaman tarihin karanlık koridorlarlarında “Ecdad bir mesele karşısında nasıl tavır takınmış?” bazen Edebiyatın fildişi kulesine çıkıp kitaplar bu konuda ne demiş, bazen mesnevi bahçesine dalıp Mevlana bu dikensiz gülü nasıl dermiş?”i araştıracağız; tabii ki Kur’an ve sünnetin kılavuzluğundan ayrılmadan.

Bazen de uzaklarda aradığımızı büyükannelerimizin yemeklerinin büyüsünde, çocuk yetiştirmeye ve hayata dair basit reçetelerimde bulacağız

Bir söz der ki “Dünya yolculuğuna çıkarken yanına kâfi miktarda kadere rıza almayı unutma” Onlarla yetinmeyi rıza göstermeyi öğreneceğiz. Herkesin kendi aklını beğendiği bir devirde yazıyoruz. Herkes kendine hayran, “ben!” diyor. Herkes bağırınca da kimse kimseyi duymuyor. Eskiden birbiriyle hemhal olan konu komşudan eser yok ve her birimizin dinlenilmeye olan ihtiyacı artıyor. Böyle devam ederse toplumumuzun yüzde altmışından fazlası anti-depresanlara başvuracak. 

“Geçmişi” geleceği aydınlatan bir el feneri gibi kullanmayı öğrenmezsek yani evdeki, mahalledeki, okuldaki, birikimlerine çevredeki büyüklerini dinlemeye onların birikimlerine saygı duymaya başlamazsak ne övündüğümüz Türk ailesinin kaybolmaya başlamış değerlerini ayakta tutabiliriz, ne de bu aziz milletin bu günlere hangi zorluklarla geldiğinin macerasının macerasını idrak edebiliriz.

Her şey büyüğe saygıyla başlayacak vesselahe. Öyle kafi hamasi dalkavuk bir saygı değil. Dürüst, harbi samimi bir saygı adama yakışır adam gibi bir saygı.

“Adam gibi adam” olarak diğer sayımızın konusunu da belirleyip kahve molanızı ‘Allah’a ısmarladık’la noktalayalım. Halife Me’mum’un dediği gibi sizleri ilk günden bezdirip kaçırmayalım.

Üç çeşit insan vardır:

Bir kısmı gıda gibidir her zaman lazımdır.

Bir kısmı deva gibidir icabında lazımdır.

Bir kısmı illet gibidir, hazer edip kaçmak lazımdır.


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ocak 2014

Sayı: 40

Baciyan Arşiv