BAŞYAZI / Allah İçin Samimiyet
Ocak 2019 Nurten YÜCEL A- A+
A- A+

BAŞYAZI / Allah İçin Samimiyet

Peygamber Efendimizin, “Sen bendensin, ben de senden!” diyerek övdüğü sahabe Ebu Ümame el-Bahili’nin anlattığına göre, bir adam Peygamberimize gelerek, “Şöhret ve kazanç (ganimet) elde etmek için savaşan kimse hakkında ne dersin?” diye sordu. Resulullah (sav), “Onun için hiçbir şey yoktur.” dedi. Adam sorusunu üç defa tekrarladı. Allah Resulü de her defasında, “Onun için hiçbir şey yoktur.” diyerek böyle bir adamın mükafat elde edemeyeceğini belirtti ve ardından şöyle buyurdu: “Allah, ancak samimiyetle sadece kendisi için ve rızası gözetilerek yapılan ameli kabul eder.”

              Peygamber Efendimizin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, “iş, davranış ve ibadetleri gösteriş ve çıkar kaygılarından arındırıp sadece Allah için yapmak” manasına gelen ihlas, Kur’an’da peygamberlerin başlıca nitelikleri arasında sayılmış(1) ve ayetlerde ihlaslı kimselerden övgüyle söz edilmiştir.(2) Sözlükte, saf, katışıksız, arı ve duru olmak gibi anlamları öne çıkan “ihlas” kavramı bazı ayetlerde, “muhlisine lehü’d-din” yani “dini yalnızca Allah’a has kılmak” şeklinde ifade edilmiş(3) ve bununla inancın, kulluğun ve itaatin, alemlerin Rabbi olan Allah’a özgü kılınması gerektiği vurgulanmıştır. Bu anlamıyla ihlas, inançta samimi olmak, yani kullukta Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamaktır. Çünkü her kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa iyi iş yapmalı ve Rabbine kullukta O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalıdır. (4)

                Allah’a ortak koşularak yapılan ibadetin hiçbir faydası yoktur. Her namazda, her rekâtta okuduğumuz, “Yalnızca sana ibadet eder, yalnızca senden yardım dileriz.” (5) ayeti de sadece Allah’a kulluk edilmesi gerektiğini beyan etmektedir. Onun için Cenab-ı Hak Resulüne, “Sen dini yalnız Allah’a has kılarak O’na kulluk et.”(6)diyerek, kendi uluhiyetini ve dininde hiçbir ortaklığa yer olmadığını açıkça belirtmiştir. Nitekim Allah Resul'ünün dilinden dinlediğimiz bir kutsi hadiste şöyle buyrulmaktadır: “Yüce Allah: “Ben şirk konusunda kendisine ortak koşulanların en uzak (ve yüce) olanıyım. Her kim bir amel işler de benimle birlikte başkasını ona ortak ederse onu şirkiyle baş başa bırakırım.” buyurdu.

            Din, özü itibariyle ihlas ve samimiyetten ibarettir. Dolayısıyla samimiyetin olmadığı yerde dinden veya dindarlıktan söz edilemez. Kutlu Nebi(sav) dinin samimiyetten ibaret olduğunu, “Din samimiyettir.” sözüyle ifade etmiş, bununla neyi kastettiğini daha açık bir şekilde anlatması için, “Kime karşı?” diye sorulduğunda ise samimiyetin, “Allah’a, Kitabı’na, Resulüne, Müslümanların idarecilerine ve bütün Müslümanlara” gösterilmesi gerektiğini belirtmiştir. Üstelik çeşitli vesilelerle aldığı biatlerde kendisine bağlılık yemini edenlerden, bütün Müslümanlara içtenlikle ve samimi davranmaya söz vermelerini istemiştir.

              Böylece inanan insan, Allah’a iman ve kulluk, Kur’an’a tabi olma, Hz. Peygamberi örnek alma, yöneticilere karşı hakkı söyleme ve toplumsal görevlerini yerine getirme, sınıf ve statü farkı gözetmeksizin bütün Müslümanların ve hatta bütün insanların haklarına riayet etme gibi konularda ciddi bir samimiyet sınavına tabi tutulmaktadır. Bu sınavın zorluğunu iyi bilen Allah Resulü, namazlarının ardından, “...Allah’ım! Ey Rabbimiz ve her şeyin Rabbi! Beni ve ailemi dünya ve ahrette her an sana ihlasla bağlı kıl. Ey yücelik ve ikram sahibi!” duasıyla Cenab-ı Hakk’a niyazda bulunmuştur. Onun yakın arkadaşları da gösteriş ve dünyevi çıkar gözetilerek yapılan amellerin ahrette işe yaramayacağını bildikleri için O’nun gibi ihlas ve samimiyetle hareket etmişlerdir. Bu yüzden Hz. Ömer, “Allah’ım! Amelimin hepsini salih  ve sadece senin rızana has kılınmış eyle ve amelime hiçbir şeyi ortak etme.” diye dua etmiştir.

                   Sevgili Peygamberimiz, pek çok hadisinde ihlasın önemine işaret etmiş ve insanları ihlaslı ve samimi olmaya çağırmıştır. Bunun için de öncelikle niyetin halis olması gerektiğini, amellerin ancak niyetlere göre değer kazanacağını bildirmiş, “Müminin niyeti, amelinden hayırlıdır.” buyurarak niyetin önemine işaret etmiştir.

                  Bir savaş sonrası payına düşen ganimeti Hz. Peygamber’e getiren bir bedevi, “Ben bunun için sana uymadım. (Okuyla boynunu göstererek) buradan vurularak şehit olup cennete gitmek için sana uydum.” diyerek ganimeti geri vermişti. Bir süre sonra savaşta şehit olup isteğine kavuşan bedevi hakkında Resulullah (sav), “O, Allah’a verdiği sözü tuttu.” Buyurarak hiçbir dünyevi karşılık beklemeden halis bir iman ve samimi bir niyetle yapılan amelin Allah katındaki değerine dikkat çekmiştir.

                  İnsanların Allah katındaki kıymeti, dış görünüşlerine ve mal varlıklarına göre değil niyetlerinin samimiyetine ve işledikleri amellere göredir. Bu konuda Allah Resulü şöyle buyurmaktadır: “Niyetin samimiyeti, ihlaslı amelle, kalbin temizliği de dışa yansıyan samimi tutum ve davranışlarla belli olur.” Amelin onaylamadığı bir kalp temizliği ve iyi niyet iddiası samimiyetten ve inandırıcılıktan uzaktır. Hayatı ve ölümü, hangimizin daha iyi amel yapacağını sınamak için yarattığını bildiren (7) Cenab-ı Hakk’ın bireysel ve toplumsal alanda sonucu görülmeyen soyut bir kalp temizliği iddiasına değer vermeyeceği açıktır.

                   İslam, iyi niyet ve samimi tutuma verdiği önemden dolayı, niyet etmesine rağmen mazereti sebebiyle yerine getiremediği amelin sevabından bile kişiyi mahrum bırakmamıştır. Sevgili Peygamberimizin şu hadisi buna işaret etmektedir: “Her kim şehit olmayı Allah’tan samimiyetle isterse, yatağında ölse bile Allah onu şehitlerin derecesine ulaştırır.”

                   İhlas ve samimiyet, sadece ibadetlerimizde değil insanlarla olan ilişkilerimizde de son derece önemlidir. Müminin en önemli vasfı olan güvenilirlik ancak içten ve samimi davranışlarla sağlanabilir. Aile ve akraba ortamında, komşuluk ve arkadaşlık ilişkilerinde, iş ve ticaret hayatında, kısacası hayatımızın her alanında, insanlara karşı samimi davranmak en büyük ahlaki erdemlerdendir. Bu erdemi kazanmanın en kısa yolu da her işimizde Allah rızasını ön planda tutmak ve O’nun her an bizi görüp gözettiğini aklımızdan çıkarmamaktır. İnsanları değerlendirmemizde ve eşyaya bakışımızda bu yaklaşım esas olursa, dünyevi çıkar ve hırsların körüklediği birçok olumsuzluk kolayca bertaraf edilebilir.

                  İhlas ve samimiyete gölge düşüren en büyük illet, riya ve gösteriş olduğu için özellikle nafile ibadetlerin gizli yapılması tavsiye edilmiş, bu sayede kimsenin olmadığı yerde Allah ile samimi bir bağ kurulması ve takdirin sadece O’ndan beklenmesi hedeflenmiştir. Hz. Peygamber, bu duyarlılığı gösterip ibadetini gizli yapan kimsenin daha sonra ettiği ibadet öğrenilse bile hem amelini gizlediği için gizlilik sevabı hem de işlediği amelin kendi sevabını kazanacağını bildirmiştir. Aynı şekilde verdiği sadakayı kimse bilmesin diye gizli veren, geceleyin gizlice kalkıp Allah’a yalvaran, savaşta tek başına kalmasına rağmen Allah yolunda cesurca savaşan kimselerin Allah’ın sevgisine mazhar olacaklarını ifade etmiştir. Peygamber Efendimiz gizliliğe ve dolayısıyla ihlasa daha yakın olduğu için gece namazını teşvik etmiş ve farz namazlardan sonra en değerli namazın gece namazı olduğunu bildirmiştir. Hz. Peygamber’in “…Kıyamet gününde şefaatimle en fazla mesut olacak kişi, tüm kalbiyle veya gönülden “la ilahe illallah” diyen kişidir.” hadisi, ihlas konusunda söylenebileceklerin özü olsa gerektir.

KAYNAKLAR

  1. Yusuf 12/24, Meryem 19/51
  2. Nisa 4/146, Bakara 2/112
  3. Araf 7/29, Yunus 10/22, Mümin 40/14,6
  4. Kehf 18/110
  5. Fatiha 1/5
  6. Zümer 39/12
  7. Mülk 67/2

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ocak 2019

Sayı: 60

Baciyan Arşiv