A- A+

15 Temmuz ve Tarih Bilincimiz

“Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez.”

15 Temmuz gecesi, yatsı namazından sonra tam yatmaya hazırlanırken, cep telefonlarımıza düşen haberlerle, yaşadığımız o sıkıntılı saatler başladı. “Nasıl yani, darbe mi? Bu zamanda darbe mi olur?” Sorularını kendimize sorarken sokağa fırlayışımız, meydana geldiğimizde birbirimizin yüzüne baktığımızda gördüğümüz o yüz ifadeleri… Biz bu acıları daha önce de görmüştük…

1960 darbesi ve Menderes’in idamı, 12 Mart muhtırası ve yaşanan acılar, 12 Eylül ve kaybolan canlar, değişen düzen, 28 Şubat post modern darbesi ve bizzat şu anda 40’lı yaşlarda olan bizlerin yaşamış olduğu o acı günler, yaşanan sıkıntılar…

Mehmed Akif ERSOY’un ifadesiyle “Tarih tekerrür mü ediyordu?” Tarih bir milletin hatıra defteri gibidir. Adeta bizim aynamızdır tarih. Bakınca kendimizi görürüz.

Sözlüklerde tarihin tanımı şu şekilde yapılmaktadır; insan toplumlarının, yaşayış şekillerini, kültürlerini, uygarlıklarını, savaşlarını, barışlarını, sosyo ekonomik yapılarını, zaman ve yer göstererek, neden ve sonuç ilişkisi içinde değerlendirerek ve belgelere dayanarak inceleyen bir bilim dalıdır. Bir toplum için aslolan tarihi ile birlikte tarih bilincine sahip olmaktır.

“Tarih bilinci nedir?” sorusunun yanıtı da “Tarih nedir?” sorusunun yanıtında gizlidir aslında. Bir kişinin tarih bilincine sahip olup olmadığını anlamanın en kısa yolu, ona bir tarih tanımı yaptırmaktır. Eğer kişi, tarihi salt bir geçmiş, olaylar ve olgular yığını olarak görüyorsa tarih bilincinden yoksun demektir. Yani, tarihsel bilgi birikimine sahip olmak, tarih bilincine sahip olmak anlamına gelmez. Tarih bilincine, tarih bilgisi olmadan ulaşmak da düşünülemez elbette. Yani tarih ve tarih bilinci birbirini tamamlayan unsurlardır aslında.

Tarih bilincine sahip bir kimse, tarihi ölü bir geçmiş olarak değil, yaşayan, yaşamı anlamlandıran ve güzelleştiren canlı bir varlık olarak duyumsar. Tarih bilinci geçmiş olaylardan beslenir ancak geleceğe yön vermek için belirleyici bir önemi vardır. Akıl devreden çıkarsa, tarih de tarih olmaktan çıkar.

Peki, şu ana kadar bize öğretilen tarih gerçek tarihimiz miydi?

Üstad Necip Fazıl Kısakürek der ki; “Size okullarda öğretilen tarihe inanmayın, bizlere ceddimizi karaladılar, cihanda hiç yapılmamış gaddarlıkları onlar yapmış gibi göstermeye çalıştılar ve başardılar.”

Bize öğretilen tarih, sistemi meşrulaştırmak için yazılan tarihtir. Bir millet geçmişi hakkında ne kadar bilgiye sahipse, o kadar güçlüdür.

Maalesef bizler tarihimizden habersiz olarak yaşıyoruz. Güçlü olmayı istiyorsak, tarihimizi mutlaka ama mutlaka iyi okumalı, iyi bilmeliyiz! Ama maalesef bize tam tersini yaptırdılar. Yönümüzü dönmüşüz Batı’ya ve hâlâ bunda ısrarlıyız. Nuri Pakdil’in ifadesiyle: ”Başımız ağrıdı Batı’ya bakmaktan.” Evet, gerçekten başımız ağrıdı! Bizleri ruhen ve bedenen Batı’ya bağımlı, pasif bireyler yapmak için uğraştılar. Genç nesli hep böyle uyuttular. Kendi gideceği yeri bilmeyen, geçmiş kültürüyle ilişki kuramayan bir gençliğin ülkeyi sırtında taşıması mümkün olabilir mi?

Yalnız bize yanlış tarih anlatanlar şunu unuttular; ağaç ile kökü birbirinden bağımsız yaşayabilir miydi? Biz yeni nesilden bu kadar endişeliyken… Meğer onlar köklerini fark etmişler ve ağaç olarak köklerine tekrar tutunabilmek için tarih bilinçlerini yeniden inşa etmişler. O gece sergilenen kahramanlıkların temelinde yatan şey aslında işte gelişen bu tarih bilinciydi. İşte bu bilinç, kahramanlık hikâyelerine dönüştü.

15 Temmuz bize şunu gösterdi; bizim içimizde ki güç henüz kırılmamış, sağlam hem de sapasağlam duruyor. İnsanlar da işte o güçle, o mayayla çıktılar sokaklara ve vatanlarına memleketlerine sahip çıktılar. Bu çok önemli bir an milletimiz açısından.

Belki de Müslüman ümmetin kaderi o gece tekrar yazıldı. Bu bilinç olmasaydı Ömer HALİSDEMİR, Erol OLÇOK ve oğlu Abdullah Tayyip, Mustafa CANBAZ, Halil KANTARCI, Ahmet ÖZSOY, Ali ANAR, Fatih DALKILIÇ, Mehmet AKYAZICI, Vedat BAĞCEĞCİ ve isimlerini sayamadığımız cennet kuşları şehitliğe koşabilirler miydi?

Peki, bu bilincin oluşmasında etkili olan şeyler nelerdi?

Dünya inanılmaz bir hızla sürekli değişiyordu. Özellikle bilgiye ulaşmanın kolaylığı ile gerçek tarihimiz hakkında daha fazla bilgiye sahip olduk. Ters giden şeyleri fark ettik ve hakikatlerin peşine düştük. Sorgulamayı öğrendik, araştırdık. Tarihin sadece geçmiş olaylardan oluşmadığını fark ettik. Çanakkale ve Milli Mücadele’de destan yazan ecdadın millet, vatan ve bayrak aşkı 15 Temmuz’da bir çağlayana dönüştü.

Sanat, edebiyat ve kültür alanındaki olumlu gelişmeler sayesinde insanların dünyalarına ulaşmak daha kolaylaştı. ‘DİRİLİŞ’ dizisinin toplumda çok etkili olduğunu düşünüyorum. Çünkü o gece herkes birer Ertuğrul’a dönüşmüştü. İhanetin ne kötü bir şey olduğunu izlemişlerdi ve bununla güçleri yettiğince savaşmaya kararlıydılar.

Bu tür durumlarda kitle psikolojisi de çok önemlidir. Herkesin aklından ve gönlünden geçen ilk şey sokağa fırlamak olmuştu evet, ama yalnız olsaydık bu kadar cesaretli davranabilir miydik? Herkesin sokaklarda olduğunu görünce daha güçlü hissettik kendimizi. Çünkü Peygamber aleyhisselam’ın bütün müjdeleri de cemaat olmak üzerine değil miydi? (Cemaat; ne yazık ki en güzel kavramlarımızı kirlettiler, şimdi bu kelimeleri kullanırken bile düşünüyoruz) İşte o gece milyonlar birbiriyle kenetlendi.

Okunan salalar, ezanlar, tekbirler ruhumuzdaki bütün güzellikleri harekete geçirdi, herkes bu seslerle kıyama kalktı. Başkomutan’ın söylediği cümleler ile şahlanan direniş ve bağımsızlık mücadelesi, özellikle TV’den yapılan yayınlar, genel durum hakkında bilgi sahibi olunması, insanların ihtiyaç bölgelerine yönlendirilmeleri ve sayamadığımız pek çok durum milleti tankları çıplak elle durdurabilecek bir inanç noktasına getirdi.

Peki, bu bilinç olmasaydı şu anda ne durumda olurduk hiç düşündünüz mü?

Allah muhafaza iç savaşın içinde can güvenliğimiz olmadan yaşamak zorunda kalabilirdik. Suriye’deki Müslüman kardeşlerimiz gibi…

Dünya pek çok oyunun özellikle Müslümanlar üzerinde oynandığı bir yer ne yazık ki.

İşte bu yüzden tarihe yön vermek istiyorsak önce okyanus yürekli olalım. Kökümüz mazinin derinliklerine indikçe kollarımız da istikbalin ufuklarına yükselecektir.

Bizim tarihimiz medeniyet, ilim, kültür, uygarlık kokar. Dirilmek ve ayağa kalkmak zorundayız. Şikâyetleri bırakarak çözüm odaklı olalım ve yetiştirdiğimiz nesiller tarihe yön versin.

Sonuç olarak bizler sağlam bir tarih bilinci ile yeni nesiller inşa edelim ve bütün ümmetin yaralarına merhem olalım inşaallah.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ocak 2017

Sayı: 52

Baciyan Arşiv