Haziran 2014 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

Yine Yetim Kaldık & Ölüm ve Hayat

Hayırla yâd etmek O’nun emri. Ondadır ki “Nasıl bilirdiniz” e “İyi bilirdik Allah rahmet eylesin.” diyoruz. Bu söz hem ölen hem de söyleyen açısından anlamlıdır. Ölenin iyi bilinerek gitmesi, söyleyenin de “iyi biliriz” sözüne uygun yaşamasına bir hatırlatma sanki. Zaten Efendimiz aleyhisselam da “ölülerinizi” diyor. Yani Müslümanların ölüleri.
Bu söz  bir genelleme haline dönüştü. Ama bazı ölüler var ki  onun arkasında söylenen “iyi biliriz” bir zorunluluktur. Hayırlı, iyi, güzel işlere ömrünü vakfetmiş bazı  müslüman kişiler yaşarken de bu sözü hak etmiştir. Güzel insanlar da ölür çünkü her nefis ölümü tadacaktır. Ölüm niceleri için buradaki mihnetli hayatttan bir kurtuluş.  Kimileri de yeri zor doldurulur bir kayıptır. Kimileri için de insanların kurtulduğu bir durum.
Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü peygamber?
Mısralar güzeller güzelinin de öldüğünü ondandır ki ölümün ölenle de güzelleştiğini  ifade ediyor. Ahmet Ağmanvermez hocamız da güzel insandı, ömrünü hayırla, hizmetle doldurdu. Sosyal anlamda hayatın hep içinde oldu. Hayatını hep insanlarla yaşayan bir kişinin  yanlış yapmaması, kırmaması, devirmemesi çok zordur, belki de mümkün değildir. Ama 20 yılı aşkın beraberliğimizde vakıf, dernek, radyo, gazete, dergi gibi birçok kuruluşta hayır çarşısı, gezi, ziyaret, görüş paylaşma  gibi etkinliklerde; arkadaş, kardeş olarak da insani ilişkilerde (bazı kardeşlerimiz kadar olmasa da) beraber olduk. Bu çalışma ve beraberliğimizde hep aynı sakin duruşu, az ve yerinde konuşması, hizmet  harcamalarında tasarruf hassasiyeti, fedakârlığı, hizmetteki aşkı, cömertliğine şahit olduk.
Hizmette yorulmadı. O  hastalık, uzun süren  yorucu ve yıpratıcı tedavileri bile onu İslamî hizmetten alıkoymadı. Son sohbetlerinden birine araba süremediği için olacak “beni götürün” diye telefon ettiğini, gelen kardeşin  “hocam bu halde gitmeseniz” dediğinde “Sen koluma gir” diyerek  gittiğini duyunca ben ne hissetiysem siz de aynı şeyleri hissedersiniz herhalde.
Cenazesine katılanların  ve mezardaki defin esnasındaki kalabalığın sayısından öte niteliği de çok dikkat çekiciydi. Nevşehir merkez, çevresi ile diğer  şehirlerden katılanların hemen hepsi Kuran’la donanımlıydı. Ötesi, onlarca kişi de ezbere yasin okuyacak nitelikteydi. Şehadet edenlerin niteliği de ölenin niteliğini ifade eden bir hususiyettir.
M. Erdoğmuş  bey hastalıkları, hastalık esnasındaki duruşları, metanetleri, teslimiyetleri yönünden rahmetli Zeki Soyak hocamıza çok benzediğini ifade edince pek şaşırmadım. Çünkü tedavileri esnasında gözlemlerim de bu yöndeydi. Hastalık onu teslim alamadı. Çünkü o Allah’a teslim olmuştu. Şeytanı çıldırtan bir teslimiyet ve tevekkül içerisindeydi. Bu  zorlu hastalık dönemi de dâhil İlkadım’daki  yazılarını hiç aksatmaması da onu anlatan önemli köşe taşlarından bir tanesidir. Kemoterapi tedavilerinden biraz rahatlayınca da vakfa gelip bizimle beraber olması, hep hizmeti düşünmesi ve çalışması rahmetli Zeki Soyak hocamızla birebir örtüşen bir hastalık dönemiydi.
Bu satırlar rahmetli olanın arkasında yazılan satırlardan öte, onda olan özelliklerin az bir kısmının ifadesidir. İçimizden geliyor. Ona rahmetli demeye nasıl alışacağım bilemiyorum. O kadar yanımızdaydı ki...
Rahmetli Zeki Soyak hocamın refiki alaya göçtü haberini Medine’de odamda yalnız başıma otururken almıştım. Ne yapacağımı bilemedim. Etrafta onu tanıyan bir kişi yok ki konuşsam, acıyı paylaşsam. Ağladım, ağladım. Bir sınır olmadan etraf baskısı olmadan ağladım. Çok zor oluyor. A. Belada’nın Ahmet hocamla ilgili yazdığı bir haber sitesindeki yazı bir anda beni Medine’ye götürdü. Benim Medine’deki halimi yaşıyordu. Acını paylaşacak birinin olmaması çok kötü.
Bizler önce rahmetli Zeki Soyak hocamın sonra Ahmet Ağmanvermez hocamızın yetimi olduk. Acı çok büyük ama şükür paylaşacak dost, arkadaş, kardeşlerimiz var. Allah onlara hayırlı hizmet dolu ömürler versin. Bu arada yakından uzaktan acımızı paylaşan herkese teşekkür ediyor Allah onlara da  hayırlı hizmet dolu ömürler versin diyorum.



ÖLÜM VE HAYAT

Ölüm sofrada gördüğüm
Yemeğin tuzunda mestur
Kaşığın ucunda mahmur
Hayat su içinde düğüm

Ölüm semada gördüğüm
Yıldızın ucunda gurbet
Bulut ardında hükümet
Hayat kar arası düğüm

Ölüm özümde gördüğüm
Saçımın arası kefen
Yüzümde çizgi derinden
Hayat kalp içinde düğüm

Ölüm toprakta gördüğüm
Sonbaharda yaprak yaprak
Gül açtırmayan kurak
Hayat toprak günü düğüm

Ölüm kitapta gördüğüm
Yaklaşmakta yaprak yaprak
Her sözü noktalayarak
Hayat cümle içi düğüm

MUSAB ENES YILMAZ

Not: M.Enes’in şiiri ölümden önce gelmişti. Tevafuk.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Haziran 2014

Sayı: 311

İlkadım Arşiv