Eylül 2015 Abdullah GÜLCEMAL A- A+
A- A+

Yaşamanın Zorluğu

Bir kez olsun kıbleyi göstermedi pusulan.
Ne kadar zehrin varsa, durma şimdi kus ulan…
Sen kimlerin uşağı, sen kimlerin maşası
Sen kimin sözcüsüsün biliyoruz, sus ulan!



Her gün, her saat, memleketin değişik yerlerinden gelen şehit haberleri…

Yetim kalan yavruların gözyaşları…

Eşlerin, anne ve babaların feryatları…

Yitirilen umutlar…

Kaybolmaya yüz tutan güven duygusu…

Yarın ne olacak kaygısı ve endişesi bir kâbus gibi çöküyor üzerimize!

Ne oluyor bizlere?

Niçin dost ve düşmanımızı tanıyamıyoruz?

Millet olarak yaşadığımız bunca acılar yetmedi mi?

Politikaya girenin YALAN’a, denize düşenin YILAN’a sarılması, yoksa Anayasa’nın “Değiştirilmesi teklif dahi edilemez” hükümlerinden midir?

YALANIN küçüğüyle büyüğü, YILANIN erkeğiyle dişisi arasında ne fark var?

YALANIN YILANDAN daha zehirli, daha tehlikeli olduğunu, kaç yaşımıza gelince anlayacağız?

Osmanlı döneminde cellatlar, genellikle Roman kökenli insanlardan seçilir ve cellatlığa seçilenlerin dilleri kesilirdi…

Günümüz cellatları niçin çatal dilliler?

Ve dilleri neden bu kadar uzun?

Bu cellatlar kanlı elleriyle, daha kaç mazlumun gırtlağına sarılacak?

Kendi cellatlarını alkışlayan gafillere ne demek, ne yapmak lâzım?

Bu asil milletin, bu aziz vatanın, birliğine, dirliğine, inancına, istikbaline, istiklaline düşman olan siz Alçaklar… Hainler… Zalimler!

Allah, hepinizin belasını versin…

Dünyanız çok kanlı… Dünyanız çok karanlık…

Boğuluyoruz...

Sizleri o kirli ve kanlı dünyanızda bırakıp, biz kendi şiir dünyamızda yaşamak istiyoruz…





İNANANLARA ÇAĞRI

Dokun suya sabuna bir asırlık kir çıksın,
Adâlet Sarayı’na iki giren bir çıksın…
Allah’ı, Peygamber’i, Kitab’ı, Kıble’si bir,
Olanlar birleşsin ki sesi daha gür çıksın…


***


GÖREV İDRAKİ
Kabuğun görevi var, özün görevi ayrı,
Kulağın görevi var, gözün görevi ayrı…
Yaratılış gayesi ne ise öyle kullan,
El, ayak, dil ve dudak, sözün görevi ayrı…


***


KAZANAN ONLAR OLDU
Dökülen gözyaşları, akan terler kazandı,
Şehadet şerbetini içen erler kazandı…
Firavunlar, Nemrutlar, Karunlar hep kaybetti,
Allah’ın elçileri Peygamberler kazandı…


***


DÖKEN DÖKENE
Kimi sineklere sahte bal döker.
Kimi ineklere tutar yal döker…
Yalancı çobanın elinde kaval
Kurt girmiş sürüye durmaz dil döker…


***


GENLERİNE İŞLEMİŞ
Girdi doksan birine, yıllar su gibi akar…
İktidar hırsı var ya,her an kavurur yakar!
Ölse bile gerçeğe şaşı bakar ustası,
Acemisi ayakta yumurtaya kulp takar!


***


YASALAR SUÇLU ÜRETİR
Doldukça doluyor kasalarımız...
Konforlu koltukla masalarımız…
Entegre bir tesis kurulmuş çünkü;
Suçlu üretiyor yasalarımız…


***


FİLİSTİN’DE GAZZE’DE
Gün gelir ehl-i küfrün gövdesi kökü kurur…
Bu kervan yürüdükçe it sürüsü kudurur!
Silahı yok, elleri sapan tutan her çocuk;
Misket kadar taşlarla tanklara karşı durur…


***


İNSANA YAKIŞIR MI?
Nedir bunca gayretin doluyu dökmek için?
Kimlerden emir aldın gülleri sökmek için?
İnsana yakışır mı tabasbus-ı kelbîye,
Nâmerdin sofrasında bir dilim ekmek için?


***


HIRS HASARET SEBEBİ
Kefene cep dikti namussuz herif.
Cüzdanda sakladı kalkanı, gürzü…
Uyudu uyandı geviş getirdi,
Yedikçe acıktı, doymadı dürzü…


***


BİR UMUT İŞTE
Ceylanlar yaylada sekecek olsa,
Ayılar, çakallar ininden çıkar!
Ufukta bir şafak sökecek olsa,
Çokları olmayan dininden çıkar!


***


BU DÜNYA KİMİN?
Kadeh de mazlum kanı, ağız da insan eti…
Ahlâksızlık ve zulüm yıkar bir memleketi!
Sırat-ı müstakîmden ayrılınca kalmadı,
Sahipsiz sokakların insafı, merhameti…


***


ADI ANMAYA DEĞMEZ
Ahlâk, namus, ar, hayâ semtine uğramamış,
Ruhu tefessüh etmiş, cismi necâset kokar…
Malûm şahsı bilirsin, adı anmaya değmez
Çıkartma kâğıtlarda resmi necâset kokar…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Eylül 2015

Sayı: 326

İlkadım Arşiv