Mart 2015 Abdullah GÜLCEMAL A- A+
A- A+

Verilecek Ağır Ceza Kaç Kilo

Bedenden ziyade ruhları hasta..

Yüreği yananlar kederde yasta!.

Bîçâre kullara diyor ki ALLAH;

“Sizin için hayat vardır kısasta.”


İnsan, Allah’ın “Ahsen-i takvim” üzere ve “eşref-i mahlûkat” olarak yarattığı bir varlık.

Yaratılış gâyesi; Allah’a kulluktur…

Rahman ve Rahîm olan Allah (c.c.) kendisine nasıl bir kul olmamız gerektiğini  göstermesi, öğretmesi için, bizlere ve bütün âlemlere rahmet olarak  Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimizi, son Peygamber olarak göndermiştir elhamdülillah… 

Yine Rahman ve Rahîm olan Allah; kullarına merhametinden dolayı, onlara dünya ve ahirette pişman  olmayacakları bir hayat yaşamanın yollarını gösteren, huzura ermenin, saadet ve mutluluğu yakalamanın,güzel bir kul olmanın formüllerin veren hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim’i göndermiştir..

Demek ki insan; şu üç günlük imtihan dünyasında, yaratılış gâyesini idrak eder, Rabbini tanır, Peygamberinin izini takip eder, mukaddes kitabının çizdiği ilâhi sınırlar içersinde güzel bir hayat yaşarsa dünyasını da, ahretini de mamur eder, Allah’ın lütfuyla kazanan kendisi olur!..

Ama Rabbine isyan eder, Peygamberini tanımaz, Kitabına bakmaz; kalplerinde Allah, Peygamber, Kur’an ve Vatan sevgisi taşıyacakları yerde, kendi bücür akıllarına, fâni emellerine, behîmi arzu ve hevâlarına uyup, bir takım sahte  ilâhlar edinerek, akılları puslu, vicdanları paslı, kalpleri mühürlü olanların sevgisini taşırlarsa, “Belhüm-adâl” ifâdesiyle, hayvandan daha aşağı varlıklar derekesine düşerek,  dünyasını da ukbâsını da harap eder, kaybeden kendisi olur!.

Evet, insan yalnız yaşayamaz!.

Sosyal bir varlık olarak, bir cemiyet içersinde yaşamak mecburiyetinde olan insanın, imkânları sınırlı, ihtiyaçları hudutsuzdur..

Veya; Allah tarafından kendisine lûtfedilen sayısız nimetlere nankörlük ederek, şükür ve kanaat duygularını unutup, nefsin isteklerini tatmin için yapay ihtiyaçlar üretir..

Bu yapay ihtiyaçlarını temin etmek içinde zaman, mekân, imkân, helâl-haram, hak-hukuk, hiçbir kural tanımaz.

Böylesine dengesini yitirmiş fertlerin oluşturduğu bir aile, bir kurum, bir cemiyette  denge unsuru olacak yetki ve sorumluluk taşıyan insanlar, görevini gereği şekilde yerine getiremeyecek olursa; artık o cemiyette  anarşi, terör, gasp, iltimas, rüşvet, fuhuş, cinayet, v.b. her türlü ahlâksızlık hükmünü icra eder!..

Dengesini yitirmiş, elinde meşru hiçbir ölçüsü olmayan, sadece işkembe ve uçkur peşinde, iblis ve avaneleri tarafından karanlık vâdilere çağrılan şaşkınların, hangi kötülükleri yapmayacaklarını söyleyebilir misiniz?!

Neyi kaybettik biz?.. Önemli olan bu!..

Önce neyi kaybettiğimizin farkına varıp, sonra nerede bulacağımızı bileceğiz… Ve bütün yitirdiklerimizi de bulduğumuz yerde almaya mecburuz!..

Bu güzel ülkemizin muhtelif yerlerinde işlenmiş şu çirkin vahşet tablolarına bakar mısınız!.  

* “Muğla’da çöp konteynerinin yanına atılmış olarak bulunan cesedin 25 yaşındaki O. İ’a ait olduğu belirtildi.. Kamera kayıtlarından tespit edilen katil zanlısı tutuklandı. Zanlıya yardım eden kardeşi serbest bırakıldı.”

* “Adana’da 50 yaşındaki O. S. S., tabancayla 3 kurşunla vurulup,boğazı kesilerek öldürüldü. Kamera kayıtları incelenerek çözülen cinayeti 33 yaşındaki av arkadaşının işlediği görüldü.”

* “Edirne’nin Havsa ilçesinde, 8 yaşındaki bir kız çocuğunun öldürülerek toprağa gömülmesinden sonra, evde tek başına yaşayan 65 yaşındaki S. Y., 100 bıçak darbesiyle öldürülmüş halde bulundu.”

* “Eskişehir’de 45 yaşındaki M. K., bir içki âleminden önce bıçaklanır. Daha sonra kafasına çekiçle vurulur.. Bağırmasın diye boğazına çatal kaşık saplanır ve daha sonra elektrik kablosuyla boğularak öldürülür.”

* “Malatya’da harabe bir evde, elleri arkadan bağlanarak yakılan cesedin, aynı mahallede oturan 12 yaşındaki K. A.’a ait olduğu tespit edildi.”

* “Muğla’nın Fethiye ilçesinde 35 yaşındaki G. E., aynı evde yaşadığı eski eşi 43 yaşındaki C. A.’ı öldürdükten sonra cesedini parçalara ayırıp 4 gün derin dondurucuda sakladı.”

* “3 Mart 2009 tarihinde C. G. tarafından öldürülen 18 yaşındaki Lise öğrencisi M.K.’un başı gövdesinden ayrılmış ve vücudu testereyle parçalarmış şekildeki, çöp toplayıcı bir kişi tarafından çöp konteynırında bulundu.”

Bu olaydan daha vahim olanı, böyle vahşi bir cinayetin katilini savunma cüretini gösteren ve o katilden daha utanmaz, daha vicdansız hukuk katillerinin olmasıdır ülkemde!..

Kan  donduran bu vahşi cinayetlere, 11 Şubat 2015 tarihinde bir yenisi ekleniyor!.

Henüz 20 yaşında… Daha hayatının baharında Üniversite öğrencisi bir kızımız.. Özgecan Aslan… Mersin’den Tarsus ilçesindeki okuluna gitmek için bindiği minibüste önce tecâvüze mâruz kalıyor…

Sonra namusunu korumaya çalışan kızcağızın kafasına levye demiriyle vuruluyor. Elleri bileklerinden kesiliyor. Cesedi bir dereye atılıp, üzerine benzin dökülerek yakılıyor!..

Araç içerisinde daha 20 yaşındaki masum bir kız çocuğuna, bu zulmü yapabilen bu 3 mahlûka, dünya lügatlarını tarasanız acaba bunların namussuzluğunu, alçaklığını ifâde edebilecek bir sıfat bulabilir misiniz?.. 

Bütün ülkenin günlerce gündeminde kaldı bu vahşi cinâyet…

İlgili ilgisiz, yetkili yetkisiz, herkes bir şeyler söyledi…

Demeçler verildi…Kadına karşı uygulanan şiddet yürüyüşlerle protesto edildi!..

Böylesi alçakların hak ettikleri en ağır cezalara çarptırılması istendi, en yetkili kişi ve kurumlar tarafından!..

Kaldırılan “İDAM” cezasının tekrar getirilip getirilmemesi konuşuldu!. 

-“Evet, idam cezası tekrar uygulamalıdır.” diyenlerin karşısında;

-“Hayır, idam kesinlikle bu çağda uygulanamaz, çağa uygun değildir.” dediler!..

Hatta böylesi insanlık dışı bir olayı bile provoke ederek, kendi alçak ve soysuz ideolojilerine istismar vesilesi olarak kullanmaya kalkışanlar oldu..

Ama, ateş hep düştüğü yeri yaktı!..

Böylesi hunhar cinayetlere kurban giden,bütün mağdur ve mazlumlara Allah’tan rahmetler niyâz ediyorum..

Neyi kaybettiğimizin, nerede bulacağımızın farkına varmadığımız sürece; bu ateş hep ocaklara düşmeye ve düştüğü yeri yakmaya devam edecektir!.

Evet, suçun cinsine göre en ağır ceza verilsin de, verilen cezaların hangisi suçluyu eğitti veya ıslah etti?..

Vereceğiniz veya bugüne kadar verdiğiniz cezâların en ağırı kaç kilo?.

Bu benim şahsi düşüncem; verilen cezalar ıslah edici,caydırıcı değil, aksine suçluyu teşvik edici, suça özendirici mahiyettedir..

Meselâ, şu Özgecan Aslan cinâyetinin katillerine verilebilecek en ağır ceza ne olabilir?.

Çokta merak ettiğim yok doğrusu…Çünkü;örneğini Münevver Karabulut ve benzerlerinde gördük..

Bataklık durdukça, sivrisinek üremeye devam edecektir…

Bütün propaganda vâsıtaları; kalpleri,ruhları,beyinleri zehirleme, millî ve mânevi hasletlerimizi yok etme yarışı içerisinde, son sürat yarışıyorlar!.. Onun için:

İpleri boyunlarında başıboş dolaşan ipsizlerin ipine değil, âlemlerin Rabbine kulluk şuuru içinde, Allah’ın ipine sımsıkı sarılarak, can emânetini sahibine O’nun istediği şekilde teslim edene kadar, koyduğu ilâhi kurallar manzumesine uyarak tüm dertlerimize derman aramaya mecburuz,mahkûmuz..

Zira; hiç kimse kullarına karşı Allah’tan daha merhametli değildir!.. 

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mart 2015

Sayı: 320

İlkadım Arşiv