Mayıs 2013 Abdullah GÜLCEMAL A- A+
A- A+

Vekil Vecizeleri

O hiç bağı, bahçeyi nadasa bırakmadı,

Tarlasında ısırgan, ayrık ekili oldu…

Put dikti, çam devirdi, adam değildi ama,

Talihi yâver gitti milletvekili oldu…


“Aydın olmak için önce insan olmak lâzım. İnsan, mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur… Mâruz kalmaz, seçer. Aydın kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi… Aydını aydın yapan: “Uyanık bir şûur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs.” diyor Cemil Meriç…

Diğer değerlerimiz gibi, dilimiz de darbe yemeden önce, bu özellikleri taşıyan kimseye “münevver” denirdi. Şimdi aydın diyorlar…

Demek ki “Münevver” aydın olmak için, önce insan olmak gerekiyormuş. Kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden, kendi diliyle konuşan ve mukaddesleri olan varlıktır aydın insan… Ve aydın insan, hırlaşmaz, konuşurmuş…

Demek ki şair; “Dostum senin değil başındaki baş / Nasıl taşıyorsun Allah aşkına?” diye sormakta haklıymış…

Gövdesi üstünde başkasının başını taşıyan, ömür boyu başkasının gölgesinde yaşayan insandan aydın insan olmuyor…

Kendince aydın geçinenlerin, topluma çağdaş, ilerici, demokrat, aydın diye takdim edilen ve hiçbir mukaddesi olmayan, aksine milletin bütün mukaddesatına dil uzatan, konuşmayan ama hırlaşan aydın müsveddeleri yediden yetmişe hepimizin tahammül sınırlarını ihlâl ediyorlar !…

Merhum dostum Abdurrahim Karakoç; insanın nelerden mesûl olduğunu bir dörtlüğünde çok veciz bir şekilde şöyle ifade ediyor :

 “Başında taşıdığı “BAŞ” tan mesûldür insan,

Müsebbibse “KURU” dan “YAŞ” tan mesûldür insan,

Sorumsuz bir hayatın sonunu görmek lâzım,

Kabrine dikilecek “TAŞ” tan mesûldür insan…”

Parti Genel Başkanlarının seçtiği, halkın da seçiyormuş gibi yaptığı demokrasi oyununda seçilip milleti temsil için başkente giden ve mesûliyetlerinin idrakinde olması gerekenlerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, milletin huzurunda birbirlerine hitâp şekillerini gördükçe bir insan olarak vallahi utanıyoruz…

Çünkü utanmak, insana mahsus güzel bir haslettir.

Yumruklarını sıkıp birbirlerinin üzerlerine yürüdüklerini gördükçe, bizler korkuyoruz ekran başında… Neredeyse kendi aklımızdan şüpheye düşeceğiz…

Bu zât-ı muhteremler mi bizim derdimize derman olsunlar diye seçip gönderdiklerimiz?...

Bunlar oraya gitmeden de böyleydiler de biz mi fark edemedik yoksa?...

Aramızdayken böyle değillerdi de, meclisin o döner kapılarından geçtikten sonra mı huyları değişti de bu hale geldiler?...

Yoksa döner koltuklarında halka tepeden bakarken başları dönüyor da ne konuştuklarının farkında mı değiller?... Oradan bakınca vekiller asilleri hep böyle mi görüyor?...

Akıl, iz’an, idrâk tatile mi gidiyor?... İnsaf, vicdan, edep, hayâ öbür seçimlere kadar izine mi çıkıyor?...

Meclis lûgatine maşallah, ne hikmetli sözler, ne güzel deyimler, ne veciz ifadeler kazandırıyorlar…

Böylece hem kendilerinin ne kadar aydın olduklarını ispat ediyor, hem de seçmenlerinin genel kültürlerini artırıyorlar…

İşte Millet Meclisi’nin kürsüsünde ve oturdukları yerlerde mümtaz milletvekillerimizin birbirlerine söyledikleri özlü sözlerinden, ibret dolu vecizelerinden bir bölümü takdirlerinize sunuyorum:

Birisi diğerine: Saymayın, Sayın, demiş…

Diğeri dönmüş ona: Serseri mayın, demiş…

Birisi birisine: Utanmaz yavşak, demiş…

O dönmüş diğerine: Dönerli kavşak, demiş…

Birisi birisine: İn lan aşağı, demiş…

O ise öbürüne: A.B. uşağı, demiş…

Birisi diğerine: İfaden çok sert, demiş…

O ise diğerine: Hadi be namert, demiş…

Birisi diğerine: Bu nasıl oyun, demiş…

O da cevap olarak: Süt vermez koyun, demiş…

Birisi diğerine: Avara kasnak, demiş…

Diğeri ona dönüp: Ulan avanak, demiş…

Birisi birisine: Ağır ol salak, demiş…

Ufağı irisine: Gölgesiz kavak, demiş…

Ölüsü dirisine: Sicilli ahmak, demiş…

Birisi ötekine: Kuş demiş, çaylak, demiş…

Öteki döne döne: Dön aynaya bak, demiş…

İkisi birisine: Ey ödlek, korkak, demiş…

Birisi ikisine: Öte git manyak, demiş…

Ve millet olanları, ibretle izleyerek: Doğdur el-hak, demiş…

Elbette Sayın Vekiller birbirlerini gayet iyi tanırlar… Yalan söyleyecek halleri yok ya… Aksi halde ettikleri yemin çarpar onları…

Allah onlara basiret, bizlere sabır versin…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2013

Sayı: 298

İlkadım Arşiv