Mart 2014 Nuri ERCAN A- A+
A- A+

Umreye Gideceklere İnce Nasihatler

Unutma ki, umre, ihram giyip, tavaf ve sa’y etmekten ibarettir. İhramla tavaf yapmak yüzde yüz doğallığı ifade eder. İnsanın Kâbe ile bütünleşmesi dünyayı ifna eder. Dünya dönüyor, siz dönüyorsunuz... Lakin siz tek bir merkeze odaklanarak dünyayı unutup, dönmeye devam edeceksiniz. Güneşin etrafında yörüngesinden sapmadan dönen gezegen gibisiniz. Bu resim ruhunuza aksetmeli. Ruhunuzun görsellerinde her daim canlı yayın yapacağınız manevi bir dosya oluşmaktadır.

Umre yapan mü’min ne kadar suni bir hayat yaşadığını ancak ve ancak Haceru’l Esved’i selamlamaya başladığında hissediyor. Bismillahi Allahu Ekber...Tavaf için Hacrü’l Esved’in hizasından besmele ve tekbirle start verdikten sonra, zihniniz dünyaya veda ediyor.Masivayı unutma başlıyorsunuz...Tek varlığınız ve tek sahibinizle başbaşasınız .Bağlılığın voltajı yüksek... Feyz, aktıkça akıyor kalbe. Aman dikkat etrafınızdaki seslere kulağınızı tıkayınız.

Misafirlikte doğallık mümkün mü? Biraz çekingenlik doğallığı bozsa da tabi ki evet. Dahası kime misafir olduğunuza bağlı. Ev sahibi Efendiniz; ama aynı zamanda dostunuz ise neden olmasın! Sizin dostunuz, yaranınız sizin eksiklerinizle mi uğraşır? Dosta rol yapmaya gerek var mı? Farklı gözükmek, göründüğü gibi olmamak dosta hainlik olmaz mı? Dost karşısında  kendini ispat etmek için gösteri yapmanın bir manası olur mu? O dost, sıradan bir dost mudur ki sizin yaptığınız samimiyetsizlikleri anlamayarak, sizin oynadığınız oyuna “aferin” desin? Oyuna ne gerek var! Ev sahibi buyur ettikten sonra doğallık elbisesi ile süslenmekten daha doğal ne olabilir? İçinizden geldiği gibi davranmalısınız. Ama aynı zamanda nasıl olsa ev sahibi cömerttir diye, ev sahibinin hoş görmeyeceği yöntemlerle ikramlar elde etmeye kalkışmamalısınız. Şımarmanın âlemi yok! Herkes haddini bilmeli. Unutmamalı misafir umduğunu değil bulduğunu yer. Hâsılı kelam, misafir olduğunuz evi dilek ağacına çevirmemelisiniz.

Allah’ın evine girerken ağırlıkları atmak gerek. Lüzumsuz, envai çeşit, nice yük yüklemişiz sırtımıza. Bunu Kâbe’ye nazar ederken fark ederiz. Peşi sıra Rukn-i Yemani’de hayret ederiz: Bizden ne istenmiş, bizler neler almışız yanımıza...! Aldıklarımız keşke bir yanımızda, bir çantada kalsa! O fazlalıklar kalp mahzenimizin ta derinliklerinde istiflenmiş durumda. Ne kadar kin, haset, bencillik ve haram cürufatı varsa depo etmişiz. Zihin belimizi bükmüş, ağırlıklar. İman çeşmesinden yeterince beslenemeyen yürekler elbette bu sıkleti kaldıramaz. (Keşke Kâbe’ye gelmeden tövbe edip hafiflese insan.) Atmak gerek, kalp  kabesinin kapısının sahibine açılmasını engelleyecek yükleri, ağırlıkları, günah tortularını. Neyse, Kabenin yanındasınız. Yine de günahları itirafın ve tövbenin  tam sırasıdır. Ev sahibine isyan etmişsiniz. Evle iletişimi koparttığınız anlar olmuş. Daha neler neler... İsyan halini unutup mütemadiyen bir şeyler istemenin ilk şartı özür dilemek değil midir? Oysa siz özür dilemeyip kötü amellerinizin üzerine sünger çekmekle kalmıyor, bir de ülkenizden elinize tutuşturulmuş listelerdeki kişiler için aracılık yapmaya kalkışıyorsunuz. Sahi o kişilerin Rahmanla hiç irtibatları yok mudur? Bulundukları yerden seslerini işittirecek kadar duygu ve isteme yüzüne sahip değiller midir? Neden size isim yazdırmışlar? Sizin ne ayrıcalığınız var! Bırakın aracılık yapmayı önce kendinize bakınız. Dost sizi kabul edecek mi, onu tefekkür ederek tavaf anını iyi değerlendiriniz. Çabanız öncelikle bu olmalı. Acziyetinizi unutmadan, edebinizi koruyarak misafirliğiniz iyi değerlendiriniz. Ev sahibi sizi kabul ederse zaten kardeşlerinizi unutmanız O’nun gücüne gider.

Tavaf anında insan, sadece insansınız. Cinselliğinizi unuttuğunuz anlar olur. Hiç bir şey size cinselliği hatırlatmaz. Çünkü ev  sahibinin  böyle istediği aklınızdadır. Bu arada yedi şavttan   hiç birisinde manevi elektrik kesilmemeli. Kimi zaman yanınızdan dua ederek geçmekte olan bir gurup rehberinin “İyi bağırın arkadaşlar, Türk olduğumuz belli olsun” sesi veya “ kız kaçıncıyı dönüyoruz...”diye tavaf hesabı yapan bir Türk hanım efendinin  cırtlak hitabı frekansınıza parazit olsa da,  kopmamalısınız. Kâbe etrafında yaptığınız bağlantılar, insanlığınızı terfi ettirecek tek araçtan ibarettir. Sözlü ya da duygusal, hangi bağlantıyı yaparsanız yapın, içten olmak kaçınılmaz. Evin etrafında, bir tür hızlı kulluk yapmaya gayret ediyorsunuz. Zaman dar. Bir de, siz kişilerin yanlışları ile uğraşmaya mı geldiniz! O ana kadar tam olarak ifa edemediğiniz kulluğunuzu  hatırlayarak, geç kalmışlıklarınızı, aldatılmışlıklarınızı hatırlayınız. Ömrünüzün kalan kısımlarında hatalarınızın tekerrür etmemesi için dua edip, irade beyan buyurmalısınız.

Tavafınızı bitirince, kaybolma endişesi ile gruplar halinde ve eller omuz hizasında birbirine kenetlenmiş bir halde tavaf yapan bizim umrecileri yarıp bir kenara çıkabilirseniz, etrafınıza şöyle bir bakabilirsiniz. Mensup olduğunuz dinin ne denli evrensel olduğunu göreceksiniz. Hemen önünüzden geçen 2.10 cm boyundaki Nijeryalının yüzüne, başınızı yukarıya doğru çevirmeye gayret ettiğinizde, boynunuz ağrıyacaktır. Daha şaşkınlığınız uçup gitmeden başınızı öne eğersiniz ve boyları oldukça kısa Endonezya-Malezyalı kadınların zarafetine hayran kalırsınız. A aa... Kimi göbekli, kimi zayıf, şalvarlı analarımız, feraceli bacılarımız, Anadolu’nun saf çocukları... Tüm doğallıkları ile oradalar. Arkasından bir rüzgâr gibi hızlı, ama bir deri  bir kemik kalmış, tavafına devam etmekte olan  Hintli bir dedeye şahit olabilirsiniz. Aman Allah’ım, hiçbir din, hiç bir ideoloji bu kadar çeşitli insanı bir araya getiremez. İslâm’ın evrenselliği ile gurur duyacaksınız. Ülkenize döndüğünüzde milli duygularınıza bu manzarayı ekleyerek düşünce üretmeye  çalışmalısınız.

Safa ve Merve arsındaki koşturmalarınız bir gelenek içindir. Bu gelenek uğruna ayak yalın, mermer zemin üzerinde hervele yapacaksınız. Hem de bir kadından gelen bir geleneği tevarüs etmiş olarak sa’y etmiş olacaksınız. Yani Hacer anamızın koşuşturmalarını taklit edeceksiniz. Bir gayret, bir arama çabası, bir endişe kaplamalı ruhunuzu. Aradığınızı bulamazsanız neler kaybedeceksiniz, onu düşünmelisiniz. Hervelenizle şirke, zulme ve kötülüklere meydan okuyarak. O zaman Hacer validemiz, belki de Efendimizin nesli için koşturmuştu Safa-Merve arasında. Zemzem için. İsmail’in ve ondan türeyecek nesillerin kanacağı su için. Siz ise geçmişi yâd edip, sevenlerin değerini bilmek için. Vefa borcunuzu ödeme gayreti ile sa’yinizi tamamlayacaksınız. 

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mart 2014

Sayı: 308

İlkadım Arşiv