Kasım 2013 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Tam Bir Teslimiyet

Rabbe teslimiyet; imandır, ibadettir, ihlastır, ihsandır, itaattir, sevgidir, dostluktur, korkudur, ümittir, tevekküldür, zulümden kurtuluştur, en sağlam kulpa sarılmaktır, ilahi yardımlara nailiyettir.

Rabbimiz; “Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonrada verdiğin hükme, içlerinden hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar.” (Nisa, 65) buyurmaktadır.

Rabbe ve Rasulüne sıkıntısız bir teslimiyet sözde değil özde bir teslimiyettir. Anasıyla, babasıyla, kardeşleriyle, eş ve çocuklarıyla, akraba ve komşularıyla, dost ve arkadaşlarıyla, tüm insanlarla arasında olan anlaşmazlıkların hallinde Müslümanların Rablerinin ahkâmına boyun eğmeleri gerekir. Bugün meselelerinin hallini Rabbine ve Rasulüne havale etmek kaç Müslümanın aklına geliyor? Bunlardan kaçı Rabbin ve Rasulünün hükmüne razı? Razı olanlardan kaç tanesi sıkıntı duymaksızın razı? Tam bir teslimiyetle boyun eğmeyenler ilahi tehdide maruz kalıyorlar. “İman etmiş olamazlar.”. işin şakası yok. Allah ve Rasulünün verdiği hükümde adaletsiz olduğuna inanmak küfürdür. Bu ilahi tehditlerden kaç Müslümanın haberi var? Teslimiyet imanla iç içe; teslimiyetiniz yoksa imanınız da yok demektir. İnsanlar teslimiyet testinden geçirmeden birbirine güvenmezken, nefsini Allah ve Rasulüne teslimiyet tespitinden geçirmeyenler, ahir ve akıbetleri konusunda nasıl emin olabilirler?

Rabbimiz; “Mü’minler düşman birliklerini görünce, ‘İşte bu, Allah’ın ve Rasulünün bize vaad ettiği şeydir. Allah ve Rasulü doğru söylemiştir.’ dediler. Bu, onların ancak imanlarını ve teslimiyetlerini artırmıştır.” (Ahzab, 22) buyurmaktadır.

Allah ve Rasulünün vaadiyle kaç Müslüman ilgileniyor? Kaç Müslüman bu vaadlerle heyecanlanıp gayrete geliyor. İlahi uyarılara baktığımızda imanla teslimiyet birlikte artıp birlikte azalmaktadır. İman iddiasında olanların kendilerine sormaları gereken ilk şey, “Rabbime ve Rasulüne ne kadar teslimim?” olmalı.

“Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir. Bir kısmı da beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” (Ahzab, 23)

İman sözü, İslam sözü kulun Rabbine verdiği bir sözdür. Bu sözün önemini ve mahiyetini anlayıp gereğini yapanlar kurtulur. İnsanlara verdiği sözü yerine getirememekten utandığı kadar, Rabbine verdiği sözü yerine getirememekten utanmayanlar tam bir teslimiyete ve kâmil bir imana sahip olamazlar. Kul kulluğunun gereklerini bilip yerine getirmelidir.

“Kim “ihsan” derecesine yükselerek özünü Allah’a teslim ederse, onun mükâfatı Rabbinin katındadır…” (Bakara, 112)

Kulun Rabbine olan teslimiyette niyeti, ihlas ve samimiyet üzereyse o kul Allah’a teslimiyette ihsan derecesine ulaşmış demektir. Rabbine teslimiyeti ihsan derecesine ulaşanların korku ve üzüntüden kurtulacaklarını Rabbimiz haber vermektedir. Bu teslimiyeti sağlayan dine İslam, bu şekilde teslim olana da “Müslim”/Müslüman denir.

“Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah İbrahim’i dost edindi.” (Nisa, 125)

Rabbimiz: iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden İbrahim’i dost edinmiş, dinini de en güzel din ilan etmiştir. Bir kul bir peygamber için bundan daha büyük bir mazhariyet düşünülebilir mi? Rabbimiz kullarından hakiki bir teslimiyet istiyor. Hakkıyla teslim olanları da çok seviyor. Teslimiyet deyince ilk akla gelenlerin başında İbrahim aleyhisselam ve ailesi gelir. Rabbimiz İbrahim aleyhisselam ve ailesinin teslimiyetinden o kadar memnun oldu ki onu ve ailesinin kendisine olan teslimiyetlerini, sonradan gelenler için adeta bayraklaştırdı.

“Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık. İbrahim’e selam olsun.” (Saffat, 108-109)

Rabbimiz: İbrahim aleyhisselam ve ailesinin teslimiyetini, İslam’ın temel ibadetlerinden biri olan hac ibadetinin menasiki kılmıştır.

İbrahim aleyhisselam putperest kavminin putlarını kırınca; “Eğer yapacaksanız, onu yakın da ilahlarınıza yardım edin.”dediler. (Enbiya, 68)

İbrahim aleyhisselam ateşe atıldı. O da Rabbine telim oldu. Ateş onu yakmadı. Katıksız bir teslimiyetin dünyadaki mükâfatı, ateşin İbrahim aleyhisselama karşı yakıcılık vasfını kaybetmesidir.

“Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik. (Enbiya, 69)

İbrahim aleyhisselam Rabbinin emri gereği, eşi Hacer’i ve oğlu İsmail’i Mekke’de kimsenin bulunmadığı yere bırakıp gider. Bunun Allah’ın emri olduğunu öğrenen Hacer; “Öyleyse Rabbimiz bizi burada perişan etmez!” dedi.

Erzakları bitince oturup ağlamadı, gayrete geldi, Rabbinin nimetini aramaya koyuldu. Safa ve Merve tepeleri arasında yedi kez gelip giden Hacer’e Rabbimiz de yeryüzünde eşi benzeri bulunmayan zemzemi ikram etti.

Rabbimiz: “Şüphesiz Safa ile Merve, Allah’ın nişanelerindendir.” buyurmaktadır. (Bakara, 158)

Rabbimiz Hacer’in kendisine tam bir teslimiyetle yönelerek koştuğu yerleri mübarek kıldı.

Rasulullah sallalahu aleyhi ve sellem efendimiz de buyurdular ki:

“Beytullah’ı tavaf etmek, Safa ve Merve arasında sa’y etmek ve şeytan taşlamak Allah’ı zikretmek için emredilmiştir.” (Ebu Davud, Tirmizi)

Rasulullah sallalahu aleyhi ve sellem efendimize: “Hangi hacc daha eftaldir?” diye sorulmuştu. “Yüksek sesle telbiye getirilip, kurban kesilerek yapılan hacc!” diye cevap verdi. (Tirmizi)

Rabbimiz, Hacer’in Rabbine katıksız teslimiyetini, haccın ve umrenin menasiki yaptı. Hac ve umrede yapılan say, Hacer validemizin Rabbine teslimiyetinin, Rabbini zikrinin, Rabbine koşuşunun yâd edilmesi, sonradan gelenlere güzel bir ad bırakılmasıdır.

İsmail aleyhisselam ise genç yaşta Allah yolunda kurban olmaya razı oldu.

“…İbrahim ona, “Yavrum ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi. (Saffat, 102)

İsmail aleyhisselamın katıksız teslimiyetinin dünyadaki mükâfatı ise; babası İbrahim aleyhisselamı ateş nasıl yakmadıysa, İsmail aleyhisselamı da bıçak kesmedi.

Rabbimiz, “Biz, (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek Onu (İsmail’i) kurtardık.”  buyurmaktadır. (Saffat, 102)

Rabbimiz, İbrahim ailesinin bu müthiş teslimiyetlerini, Hacc ibadetinin bir bölümü yaparak, bu mübarek ailenin kıyamete kadar yâd edilmesini dilemiştir. Ondan sonra gelen ümmetlerden de onlar gibi bir kulluk ve teslimiyet istemektedir. “Eğer samimi iman ve teslimiyet iddiasındaysanız bunlar gibi teslim olun. Allah’a itaat edin. Hayır ve şerrin ondan geldiğine tam iman edin. Ondan gelen hiçbir şeyi sorgulamayın. Tam bir teslimiyetle teslim olun da bela ve musibetler karşısında sabırlı olun.”

“Rabbi ona “Teslim ol” dediğinde, “Âlemlerin Rabbine teslim oldum” demişti. (Bakara, 131)

Kulun Rabbine teslim olmaktan başka yapacağı hiçbir şey yoktur. Ya gönüllü ya da gönülsüz. Gönüllü olarak Rabbine teslim olursa kendi lehine. Gönülsüz olarak teslim olursa kendi aleyhinedir.

“Azab size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.” (Zümer, 54)

“Onlar o gün Allah’a teslim olurlar ve uydurdukları şeyler de onları yüzüstü bırakıp kaybolur.” (Nahl, 87)

Rabbimize imanımız nasıl? İmanımızla mutlu muyuz? İbadetlerimiz nasıl? İbadetlerimizden huzur alabiliyor muyuz? Ahlakımız nasıl? Muhammedi ahlakla ahlaklanmaya gayret ediyor muyuz? İtaatimiz nasıl? İnsanlara itaat ettiğimiz kadar Rabbimize itaat edebiliyor muyuz? Sevgilerimiz nasıl? Allah için sevebiliyor muyuz? Tevekkülümüz nasıl? Tevekkülü olmayanın teslimiyeti olamaz. Dağ başında emzikli yavrusuyla kimsesiz, barınaksız, yiyeceksiz ve içeceksiz kalan Hacer’in tevekkülünü bir düşü. Hayatında kaç tevekkülün, kaç teslimiyetin, kaç ihlaslı amelin var bir bak.

Musa, “Ey kavmim! Eğer siz gerçekten Allah’a iman etmişseniz, Eğer ona teslim olmuş kimseler iseniz, artık sadece O’na tevekkül edin” dedi. (Yunus, 84)

“Kim iyilik yaparak kendini Allah’a teslim ederse, şüphesiz en sağlam kulpa tutunmuştur. İşlerin sonu ancak Allah’a varır.” (Lokman, 22)

“Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl, soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl…” (Bakara, 128)


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2013

Sayı: 304

İlkadım Arşiv