Eylül 2011 Mehmet ŞENTÜRK A- A+
A- A+

SÜNNET

Aslî delilleri oluşturan nakli delillerin ikincisi de sünnettir.

Sünnet lügatte alışılmış yol demektir. Usulcülere göre ise Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden sadır olan her türlü söz, fiil ve takrire denir. Bu tarif sünnetin üç çe­şidine de işaret etmektedir:

1- Kavlî sünnet: Bu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin çeşitli maksat ve münasebetlerde söylediği hadisi şeriflerdir. Meselâ: "Ameller niyetlere göredir."

2- Fii'lî Sünnet: Bu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yaptığı fiilerdir. Meselâ: Beş vakit namazı kılması, haccı eda etmesi gibi.

3- Takrîrî Sünnet. Bu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yanında meydana geldiği veya zamanında meydana gelip de haberdar olduğu halde sükût ettiği veya açıkça "olur" verdiği onayladığı şeydir. Meselâ: Sahabeden iki kişi su bu­lamamış teyemmüm etmişlerdi. Daha sonra su buldular, birisi abdest alıp na­mazını iade etti diğeri etmedi. İade etmeyene "Sünnete uygun hareket ettin, kıl­dığın namaz kâfidir." demesi, diğerine de "Sen de iki kere ecir aldın." demesi bir takrîrî sünnettir.

Hüccet olması açısından sünnet, Kur'an-ı Kerîm'den sonra ikinci dere­cede gelir. İçerdiği hükümler açısından sünnetin yeri dört kısımdır:

1- Sünnetin Kur'anda yer alan konuları teyid ( tasdik ) etmesi: Namaz kılmayı, zekât vermeyi, rama­zan orucunu tutmayı, hacca gitmeyi emretmesi

2- Sünnetin Kur'anda yer alan konuları açıklaması, beyan etmesi: Bu beyan üç çeşittir:

a) Kur'an'ın mücmelini yani kapalı olan hususları beyan etmesi: Meselâ Kur’an namaz kılın der ama namazın nasıl kılınacağını sünnet bize tarif eder.

b) Kur'an'ın âmm (umumi olan) lafızlarını tahsis etmesi ( hususileştirmesi): Meselâ "Kadın, ne halası ne teyzesi, ne erkek kardeşinin kızı, ne kız kardeşinin kızı üzerine nikâhlanmaz" hadisi"... bunların gerisindekiler size helâl kılınmıştır." (Nisa: 4/24) ayetini tahsis etmiştir.

c) Kur'an'ın mutlakını takyid etmesi ( Kayıtsız şartsız olan hususları kayıt – şarta bağlaması): Meselâ: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin hırsızın elinin bilekten kesileceğini bildirmesi "Erkek hırsızın ve kadın hırsızın ellerini kesin" (Maide: 5/38) ayetinde mutlak gelen "el" i “bilekten” kelimesiyle tahsis etmiştir.

3- Sünnetin Kur'anı neshetmesi ( hükmünü ortadan kaldırması ): Meselâ "Vârise vasiyyet yoktur." hadisi "Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir hayır (mal) bırakacaksa anaya, babaya, yakınlara uygun bir şekilde vasiyet vardır." (Bakara: 2/180) mealindeki vârise vasiyeti emreden ayeti nesh etmiştir. Şâfıî hariç cumhurun görüşü budur.

4- Kur'an-ı Kerîm de hiç bulunmayan bazı hususlarda sünnetin yeni bir hüküm ge­tirmesi: Meselâ, erkeklere ipek ve altın kullanmanın haram olması, ehlî eşek etinin haram olması gibi.

Sünnetin Delil Oluşu

Kur'an-ı Kerîm gibi şer'î hüküm çıkarılması hususunda sünnetin de ikinci kaynak olduğu üzerinde âlimler ittifak et­mişlerdir. Buna dair Kuran'dan icmâ ve aklî yönden pek çok delil vardır; Kuran’dan delil;

"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sa­hiplerine de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve âhirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah'a ve Rasûlüne götürün, bu hem ha­yırlı hem de netice bakımından daha iyidir." (Nisa: 4/59).

"Kim Rasûle itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur" (Nisa: 4/80).

"Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sa­kının." (Haşr: 59/7).

"De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız buna uyunuz ki Allah-da sizi sevsin" (Ali imran: 3/31).

Bu ve benzeri ayet-i kerimeler, sünnetinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme uymanın farz olduğuna kesin şekilde delâlet etmektedir.

Kur'an-ı Kerîm'den sonra sünnetle amel etmenin farz olduğunda ashab-ı kiram ittifak etmiştir. Kur'an-ı Kerîm'in emirler ve "Allah'ın kitabında bulamazsam, Rasûlullah'ın sünnetine göre hükmederim" diyen Muaz'ı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin tavsib etmesi buna delildir. Muaz bin Cebel'in bu sözü, hükmü Kur'an-ı Kerîm'de bulunmayan hâdiselerin fetvasında ashab-ı kiramın takip ettiği bir metod haline gelmiş, tabiîn ve zamanımıza kadar geçen müteakip nesiller de bu yol üzere yürümüşlerdir.

Akli delil: Sünnetin beyanı olmadan, Kur'an-ı Kerîm'de zikredilen icmâlî hükümlerle amel etmek mümkün olmaz. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem nama­zın nasıl kılınacağını, zekâtın nasıl verileceğini, orucun nasıl tutulacağını, haccın nasıl eda edileceğini, sahih bir alış-verişin şartlarını, haram olan faizin çeşitlerini, mahremlerin dışındaki ka­dınların nikâhının hangi şartlarda sahih olduğunu, hırsızın elinin nereden kesi­leceğini beyan etmiştir. "İnsanlara kendilerine indirileni açıklaman için sana da bu Kur'anı indirdik." (Nahl: 16/44) ayetinin emrine göre de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Kur'an-ı Kerîmi beyan etmesi vaciptir.

Sünnet bu hükümleri beyan etmeseydi bunların tatbiki mümkün olmazdı. Çünkü neticede sünnet ilâhî vahye dayanır. Nitekim Allah Teâlâ da bunu şu sözüyle ilan etmiştir: "O, kötü arzularına göre de konuşmaz. O(nun konuşması) vahyedilenden başkası değildir" (Necm: 53/3-4).

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr