Temmuz 2022 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

SÖZ MEYDANI- Zeki Soyak Hoca’nın Teşkilatçılığı

17. ölüm yıldönümü sebebiyle…

Cemaat, İslami yapılanma için kullanılan İslami bir kavram. İslam’ın bireysel yaşanamayacağı, onun için Müslümanlarla bir araya gelerek bir cemaat oluşturulması gerektiği esastır. Biliyorsunuz ki üç Müslüman bir araya gelip bir iş yapacaksa birisini imam seçmesi gerekir. Bu sebeple Müslümanlık bir cemaat dinidir. Bir araya gelme, bütünleşme dinidir. Cemaatten devlete, ümmet birliğine, devlet yapılanmasına gitmesi kolaydır. Ama cemaat olmazsa ferden hiçbir yere varılamaz. Bu sebeple Müslümanlar nerede, hangi zamanda olursa olsun bir araya gelmeli ve Kur’an ve Sünnet ölçüsüyle cemaat olmalı ve yaşamalıdır. Cemaat ise bir teşkilattır. Adı olur olmaz, resmi ya da gayri resmi, gizlisi saklısı olmayan bir teşkilattır. Yani Müslümanlar İslam’ın yeryüzüne hâkim olacağı bir düzeni kurmak için teşkilatlanmalıdır. Bu teşkilatlarının adı sanı olmalı, ne yaptığını açıkça herkes bilmelidir. Teşkilat hukuk içerisinde yapılanmalı ve hem devlet hem genel o teşkilatı bilmelidir, tanımalıdır. Gizlilik, merak doğurur ve uydurma olumsuz hikayelere, yorumlara yol açar.

 

Zeki Soyak Hoca, tam bir eylem aksiyon adamıydı. Bulunduğu her yer ve zamanda İslam adına Allah için ne yapılması gerekiyorsa onu yapardı. Mesela Kayseri İmam Hatip okulunda okurken ve mezun olduktan sonra kazanıp gittiği Yüksek İslam Enstitüsü hayatını dolu dolu yaşamıştır. Hangi alim varsa onun ders rahlesine oturmuştur. Bu husus önemlidir.

Çünkü değişik alanlardaki her alim ayrı bir dünyadır. Ayrı bir metottur. Ayrı bir muhabbet, aşk, ayrı bir ehem mühimdir. Bunlar ufuk açıcı, yol gösterici zatlardır. Onların ilminin yanında bakış açılarından, tespitlerinden yararlanması, aktivitelerinde bulunması, neyle niçin mücadele edilmesi gerektiğini öğrenmesi ve her yönüyle yetişmesi demektir. Bu çalışmalar da onun çok yönlü yetişmesine ve İslam’a, dünyaya, hayata, İslâmî çalışmalara bir bütün olarak bakmasını sağlamıştır. Katılması gereken tüm sosyal çalışmalara katılmış, var olan teşkilatların içinde yer almıştır. Takip edebildiğimiz kadarıyla bulunduğu mekanda var olan ve topluma hizmet veren veya İslâmî hassasiyetleri olan kişilerin kurduğu veya içinde olduğu organizasyonların hızlı destekçisidir, üyesidir, seyircisi değildir.

Nitekim Rahmetli Zeki Soyak Hoca her eylemi bir organizasyon ve teşkilat olarak yapardı. Başıboşluk yoktu. Örneğin, Anadolu gezileri başlı başına bir teşkilatlanmaydı. Gezi bir planlama ve eğitim gezisi idi. Yol arkadaşlığıydı…

Çeşitli çalışma grupları oluştururdu. Okuma grubu da diyebileceğimiz bu teşkilatlanma, kişilerin ilgilerine göre “tefsir, hadis, tarih…” gibi ihtisas ve okumalarını sağlardı. Sonra bu okumalar, çalıştay şeklinde değerlendirilirdi.

Sabah ve Cuma namazı buluşmaları harika ve bir organizeydi.

Zeki Soyak Hoca’nın bu konudaki hassasiyeti tavsiyesi dikkat çekicidir.

BİRİNCİSİ; bir kişi yeni bir yere gittiği zaman gecikmeden bir durum tespiti yapmalıdır. O mekanda İslami çalışma yapan kişi ya da kuruluş var mı? Varsa o kişi veya oluşumların Kur’an ve sünnete bağlılığı, itikadi ve amelî yönden bir sıkıntısı yoksa hemen o çalışmalara katılmalıdır. O çalışmanın en aktif elemanı olmalıdır. Yine gittiğiniz yerlerde çevrenizi tanıyınız. İnsanlarla tanışınız. Aynı düşünceye sahip dostlar bulup beraber çalışınız. Sizin gibi düşünen dostlar bulamazsanız, diğer dostlarla beraber birlikte çalışınız, onları yönlendiriniz. Sakın yalnızlığınızdan dolayı kaybolmaya yüz tutmayınız!” Bu şekilde İslâmi düşünce ve yaşantınızdan tavizler vermezsiniz, tükenmezsiniz ve kaybolmazsınız.

İKİNCİSİ; böyle kişi ya da kuruluş yoksa Müslüman kendi kurmalıdır. Bundan yaklaşık 40 sene önce bir delikanlımızın tayini Batı’daki turistik ilçelerden birine çıkmış. Gitmiş, görevine başlamış ve Nevşehir’e gelince hocama soruyor. Beraber çalışma yapacağım kimse olmadığını, ilçedeki bir camiyi tarif edecek kimse bile bulamadığını anlatıyor. Hocam dinliyor ve diyor ki: O zaman cemaatini sen oluştur. Sabırla gayret et, Allah sana bereket verecektir. Yani ya imam ol ya imam bul. Sonra o gencimiz cemaatini kurdu ve güzel bir sayıya ulaştı.

Rabbimin lütfuyla ve sevenlerimin duası ile öğretmenliğimin beş senesini Medine-i Münevvere’de yapmak nasip oldu. Tayinim çıkınca hocama istişari maksatla “Medine’deki Uluslararası Türk Okulu’na tayinim çıkmış. Ne dersiniz?” dedim. “Çiftçi, Medine’ye gitmek için istişare edilmez.” dedi. Orada ibadet ve ziyaretlerin dışında ne yapayım diye sorunca Batı’ya giden gencimize söylediklerini ifade etti.

Diyor ki hocam “Gittiğin yerde var olan teşkilatlarla beraber çalış, yoksa kendi teşkilatını orada aç.”

Gidince hemen dediklerini uyguladım ve güzel sonuçlar aldım. Niğdeli Hacı Halit abinin desteğiyle Özbekler tekkesinin bir katında MUTO’da okuyan öğrencilere Kur’an ağırlıklı bir kurs açmıştık. Hayatımdaki ilginç çalışmalardan biridir. Çocuk ve gençlerle oyun oynamak, drama yapmak için kitap almış ve uygulamıştım.

ÜÇÜNCÜSÜ; görev verirken dikkat edilmesi gereken en önemli husus. “Her Müslüman aynı aktiflikte, aynı özellikte olmayabilir. Yine her Müslümanın kendine has hünerleri, ehliyeti yani kabiliyeti olabilir. Bu sebeple teşkilatlanırken bu ayrıntıya dikkat edelim.” derdi. “Hiçbir Müslüman boş kalmamalı yoksa kendini boşlukta hisseder, vebali ona görev vermeyenlerde olur.”

“Teşkilat kurulurken veya kurulan teşkilatlarda görevler verilirken herkes kabiliyeti ve karakterine göre değerlendirilmelidir.” Bunları bir söz olarak söylemedi ve yazmadı, hep uyguladı. Bizler bunun canlı şahidiyiz.

Her Müslüman gerek bireysel olarak gerekse birileri ile bir araya gelerek birtakım İslâmi hizmetlerde bulunabilir. Bir takım vakıf, dernek, hayır kuruluşları vb. kurmak suretiyle bir çatı altında bu hizmetlerini de sürdürebilirler. Örneğin Müslümanların çocuklarına Kur’ân dersleri vererek onlara Kur’ân öğretebilirler. O çocuklara yaşının her döneminde eğitim yardımı yapabilirler. Muhtaçlara ayni ve nakdi bazı yardımları ulaştırabilirler. Misafirhaneler, aşevleri oluşturabilirler. Hastaneleri ve hapishaneleri ziyaret ederek oradakiler ve yakınları için çeşitli organizasyonları yapabilirler. Nitekim bu türden hizmetleri icra eden birçok vakıf, dernek ve hayır kuruluşları mevcuttur. Hepsinden Allah azze ve celle razı olsun. Onlar ümmetin büyük bir sorumluluğunu ifa etmektedirler. Hocamın ifadesiyle bunların her biri birer İslâmî hizmettir ve hizmetler sınıfında değerlendirilmelidir.

Bir kere daha hasret ve rahmetle anıyorum. Kalın sağlıcakla.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr