Ağustos 2018 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

SÖZ MEYDANI-Sözde Değişenler Sıra Özde Değişmek

Nice seçimler nice darbeler gördük geçirdik biz, yetmişine bile gelmeyen ömrümüzde. Yaşayan tarih derler ya, işte öylesi. Şu anda yetmiş yaşına gelen her kişi TC’nin yaşayan tarihi oldu.

Menderes Dönemi. Diğer adıyla millet iktidarı. Dikkat edildi mi bilmem; 24 Haziran seçimlerine kadar CHP zihniyeti seçim meydanlarında “milletim, vatandaşlarım” ifadelerini kullanmaz “halkımız, yurttaşlarım” ifadelerini kullanırdı. Bu seçimde bu ifadeleri hiç kullanmadılar ve hep “vatandaş” dediler. Çünkü kendilerini bu milletin diliyle konuşmaya mecbur hissettiler. Bu bir millet zorlamasıdır.

Yine bu zihniyet “Müslüman, ibadet, haram, helal…” gibi dini ifadeleri hiç kullanılmazdı; kullananlar “din istismarcısı” olarak suçlanır ve mahkûm edilirdi. Ama bu seçim bütün konuşmaların içerisinde “din ve dini hayat” vardı.

İstismar etmek teriminin Türkçe sözlükte anlamı, sömürmek, birinin iyi niyetini kötüye kullanmak, işletmek, yararlanmak olarak geçiyor.

CHP zihniyeti hep Müslüman siyasetçi rakiplerini “din istismarı” ile suçladı. Hâlbuki o insanlar inandıklarını yaşıyor ya da söylüyorlardı. Kandırma maksatları yoktu. Rahmetli Erbakan hocamızı hep “din istismarı” ile suçladılar. Ama aynı kişiyi “şeriatçı, laiklik karşıtı, laik düzeni yıkıcı...” gibi ifadelerle de suçladılar. Eğer söylem ve yaşantısı ile dini istismar ediyorsa niçin rejimi yıkmakla suçluyorsunuz? Siyaset öncesi ve sonrası dinini yaşayan bir insanı istismarla suçlamanın mantıksızlığını bilenler halkın duygularını istismar ettiler. Hayrettin Karaman’dan aktaralım:

“Bir siyasi lider aynı zamanda dindar bir kişi olup ibadetlerini yapıp gelmekte ise siyasi lider olduktan sonra da buna devam etmesi tabiidir. “Etrafımdakiler gözüme girmek için dini istismar ederler, sahte dindar olurlar” diye namazlarını gizli kılmasına, Cuma namazlarına uzak camilere gitmesine gerek yoktur; çünkü böyle yaparsa iki sakıncadan biri doğar: Ya lider dindar değil diye ona yaklaşmak isteyenler de dindarlıklarını gizleyerek istismarda bulunurlar veya liderin dindarlığı daha önceden malum olduğundan bunu kullanmak isteyenler yine kullanırlar.”

Nitekim Erbakan hocamız, o dönemin Milli Görüş siyasetçileri ve Tayyip bey ve etrafındaki kimi kişiler de tıpkı paragrafa tam uygun olarak suçlanmışlardır. Her ikisi ve onların anlayışını benimseyen etrafındakiler inandıklarını yaşıyorlar. Birilerinin beğenmesi için yaşantılarını mı değiştirselerdi! “Din istismarının istismarı” bu olsa gerek. Onlar, inandıklarını yaşadığını bile bile istismarla suçlanıyorsa bunun adı da istismarla suçlayarak “istismarı istismar etmek” olur tabi. Halkı kandırmak için başvurulan çok basit ve ikiyüzlü bir metot bu.

Peki, İslami hayatı yaşayan veya İslami söylemi olanları istismarla suçlamak basitlik olunca, yaşamadığı ve söylemleri o olmadığı halde İslami görünenleri nasıl değerlendirmeli? Bunlar için demeliyiz ki “İnşaallah söyledikleri gibi inanmaya ve yaşamaya başlarlar. Ticarette, bürokraside, eğitimde ve siyasette dini kavramları kullanan ve bunu kendilerini dindar zannedilip güvensinler diye kullananlar “din istismarı yapanlardır ki” bunlar için de “Allah ıslah etsin.” demeliyiz.

Özellikle bu dönemde yaranma, makam kapma, menfaat, ekonomik çıkar elde etme ... gibi gizli ajanda maddelerini gerçekleştirmek için “dürüst, iş bilir, uzman, çalışkan, ahlaklı ve dindar...” görünen istismarcılara dikkat etmek gerekir.

Biz kimseye “Sen dini değerleri istismar ediyorsun.” diyemeyiz. Özellikle farz ibadetleri yerine getirenlere bu tür bir yaklaşım yanlış olur, dinen de pek uygun değildir. Çünkü Allah Resulü en yakınında bulunan münafıklara bile “sen münafıksın “dememiştir. Ancak yakin bilgi sahipleri bu tür insanları söylenmesi gereken yerlere söylemeyi görev olarak bilmelidir. Söylenen kişiler bunu dinler veya dinlemez, ayrı bir konu. Ama söyleyenler sosyal ve dini bir görevi yerine getirmişlerdir.

İşin ehli olanların da yine ilgili yerlere “referans” olarak bildirilmesi sosyal ve siyasi hayatımız için bir gerekliliktir. Kimse oturduğu yerde hizmet için beni bulurlar diye beklemesin. Sistem İslamî, yöneticilerin hepsi de İslam’ı bilen ve İslamî hassasiyete sahip kişiler değil. “Müslüman dünyalık makam için talip olmaz” gibi İslam devletinde, İslamî yöneticiler için geçerli bu maddeyi TC’ye uygulamasın. Herkes kabiliyetini bilsin. Gece gündüz çalışmaya, maddi ve manevi fedakârlıklara, gerektiğinde anadan, yardan, vatandan geçmeye bile razı olanlar yani “zehirle pişmiş aştan yemeye” talip olanlar kıyıda köşede kalmasın.

Sistemin içinde olanlar sistem dışı beklentileri sistemden beklememelidir. Sistem dışı insanlar olarak Müslümanlar da hizmette fedakârlık gözetenleri aramayı görev bilmelidir. Cemaat, grup taassupları imanî hassasiyetlerimizi kapatırsa yetki ve makam sahipleri olarak büyük vebal altında kalırız. Sisteme karşı olduklarını söyleyenler sistemin içinde boğulur ve adam kayırmacılık yaparsa bunu açıklayamaz.

Velhasıl herkes ama herkes bu dönemde büyük sorumluluk altındadır. Yukarıdan aşağı hiç yorgunluktan, yaptıklarından, fedakârlılıklarından bahsetmeden geceli gündüzlü çalışmalı, işinin ve imanının gereğini yerine getirmeli, “Yalnız Adama” ayak uydurmalıdır. Söz değil eylem. Şikâyet yerine çalışmak. Allah kolaylık versin

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ağustos 2018

Sayı: 361

İlkadım Arşiv