Aralık 2019 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

SÖZ MEYDANI - Önce İğdiş Sonra Bitiriş

Önce kavramların içi boşaltılıyor sonra kavram (mefhum) o anlamlarla iğdiş ediliyor, sonra da kullanılmaya korkulur hale getiriliyor. “Cihat” kavramını ele alalım. Kelime asırlardır “Allah yolunda, ilay-ı kelimetullah için savaşmak” anlamıyla kullanıldı. Bizler de o anlamını kullanarak 90’lı yıllara geldik. “Cihat ve mücahit” isimlerini çocuklara koyarken bir önemli bilincin heyecanını yaşadık. İsminin eri olması için dua ettik, ettirdik. Liderimize “mücahit” lakabını taktık. Bu kavram bizi hep heyecanlandırdı.

Cihadın “Küçük cihat, büyük cihat, fiili cihat, ilmi cihat, mali cihat, bedeni cihat…” gibi çeşitlerini sohbet halinde dinledik, anlattık. 1970’lerden sonra yönetime talip olan Müslümanlar bu hedeflerine yönelik çalışmalarını “cihat” ile adlandırdılar.

Sonra kavramla beraber kullanılan bazı İslami görüntülü, kurdurulmuş sözde İslami örgütlerle cihat kavramı beraber kullanılamaya başlandı. Hatta “cihatçı” diye bir kelime icat ettiler. “Mücahit” değil cihatçı. Müslümanları öldüren, işkence eden, kelle kesen, yakan yıkan, medeni olmayan… örgütler icat ettiler ve cihadı da onların temel vasfı olarak kullandılar. Biz de cihattan korkar olduk. Cihat isimleri o tarihlerden sonra konulmaz oldu. Şu anda kavram bitti.

“Şehit ve şehitlik “ kavramı da “cihat”la beraber bitiyor. Allah Resulüne komşu olan, kanlarıyla canlarıyla Allah’la ticaretin en üstününü yapan şehitler şimdi ayağa düşürülüyor. “Allah yolunda öldürülen” ifadesi o kadar yanlış yerlerde kullanılıyor ki hamaset olmasa kimse Allah için ölmeye razı olmaz hale geliyor. Bunun da ticareti, istismarı yapılıyor. Ayetler açık; Allah yolunda malla canla yapılan mücadeleye “CİHAD” cihatta canını kaybedenlere “ŞEHİD” denir. Bu da” HAKİKİ CİHAD VE HAKİKİ ŞEHİD”dir. Hükmi değildir.

Nasrettin Hoca’nın hoşafa büyük kaşıkla dalan ve her kaşık sonrası ”Ooh öldüm” diyen arkadaşına “Şu kaşığı ver de biraz da biz ölelim” deyişi hesabı insanın, şehitlik üzerinde konuşanlara biraz da siz ve çocuklarınız şehit olun diyesi geliyor.

Şimdi de Muhacir ve Ensar kelimeleri bitiriliyor. Suriyelilerle birlikte yanlışlıkları İslami kavramlarla örtmek isteyenler hakiki Ensarların has eylemlerini gölgelediler. Gelen Suriyelilerin niteliği de Muhacir’e uygun düşmeyince olan kavramlarımıza oldu. Onlar da politikanın ve değişimin kurbanı oldular. Şimdi ensar olmak isteyenler azalmaya başladı. “Suriyeliler gitsin” diyenler çoğaldı.

Zekât ve sadaka kavramları da yardım kuruluşlarının istismarıyla değişime uğruyor. Zekât ve sadakanın ibadet olma özelliği yanında sosyal işlevi de bitiriliyor. Sürekli yardım isteyen mesajlar ile olay, yani yardımlaşma ve ibadet basite indirgeniyor. Bu yardımların hesabının da verilmesi gerekiyor. “Nereye harcadın?” sorusuna belgeli cevap verilmelidir. Vakıflar, yardım kuruluşları, dernekler ile cemaat ve tarikat kuruluşları hesap açıklamalı ve şeffaf olmalıdır. Yoksa “zekât sadaka” mefhumları da biter.

“Hicret.” Damarlarımıza kadar işleyen kavram hep İslami devleti (Medine Devletini) hatırlatır ve bizi heyecanlandırırdı. Bir dirilişin, İslam devletinin müjdesiydi. Coşkuyla anlatır, kızlarımıza, şirket ve işyerlerimize isim olarak verirdik. Hicri yılbaşlarıyla hep İslam Devleti anlatılırdı. Aşure resmiyeti kazanmamıştı. Ama sivil aşuremizle beraber hicreti ve Medine Devletini yaşardık. Bitti.

Hicretimize alternatif çıkarılan Miladi yılbaşı da ayrı bir dert. Aralık sonrası Ocak ve yılbaşı çılgınlıkları başlıyor. Haramın (içki, kumar, fuhuş…) normalleştiği, haramların helal telakki edildiği yılbaşı da Müslümanlar açısından net karşı çıkılması gereken bir günah kaynağıdır. Evimizde, işyerimizde, sokağımızda, caddemizde, mahallemizde hatta şehrimizde yılbaşı eğlencelerine, kutlamalarına katılmamalı ve razı olmamalıyız. Kötülüğü elimizle, dilimizle engellemeliyiz. Gücümüz yetmiyorsa kalbimizle buğzederek, dua ederek karşı çıkmalıyız.

Bir düğün törenine gittiniz. Milli Görüş kökenli ve halen öyle olan bir dostun oğlunun düğün töreni. Vardınız hayırlı olsun dediniz ve oturdunuz. Yemek geldi iki kaşık aldınız ki sahnede gelin damat oynamaya başladı. Sonra, katılanlarla salonun ortası gazinoya döndü. Siz de düğün sahibiyle bile vedalaşmadan kalktınız ve salonu terk ettiniz. Haklı mısınız? Yüzde yüz. İnancınızın gereği olan kararlılığı gösterdiniz. İşin dedikodusuna girmeden tavrınızı gösterdiniz. Ama etraf neredeyse sizi suçlu yaptı. İşte konumuzun özeti olan can alıcı nokta: Kavramlarımızı önce bozduk sonra bitirdik. Ama derim ki siz bari BİTİRMEYİN. Sağa sola bakmadan “ben BİTİRMEDİM” deyin.

Kalın sağlıcakla ve Müslümanca…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Aralık 2019

Sayı: 377

İlkadım Arşiv