SÖZ MEYDANI / Konformizm - Komün İkilemi
Ekim 2017 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

SÖZ MEYDANI / Konformizm - Komün İkilemi

Müslüman tek yönlü, sade bir hayatın içinde değil bugün. Oldukça karışık bir hayatın ve renkli insanların içinde yaşama zorunluluğuna tabi. Eğer kendisinin karşısına çıkan ve silahını gösteren insanların içinde ya da karşısında olsaydı durum farklı olabilirdi. Çünkü hedefini görme, hedefin niyetini anlama ve nereye atış yapacağını bilme imkânına sahip olurdu.

Durum gözlendiğinde, günümüz Müslümanı kendi konumunu tespit etmekte zorlanıyor. Hatta çoğu Müslüman nasıl bir konumda yaşadığının farkında bile değil. İçinde bulunduğu toplum hayatında “selin önündeki kütük hesabı” akıp gidiyor. İnisiyatifi sele (topluma) kaptırdığı için hareket kabiliyetini de yitirmiş oluyor.

Genellikle Müslümanlar, içinde yaşadıkları İslamî olmayan düzene farkında olmadan uyum sağlamaktadır. Bir kısmı da İslamî olmayan düzenin hayatı ile İslamî olanı yorumlama, telif etme gibi bir kaygı içine girmişlerdir. Bu kaygıyı taşıyanlar kırıntı halinde de olsa İslamî bilinci unutmayanlar iken böyle bir kaygıyı hissedip yaşadığının İslam’daki yerini arayanlardır. Bu kaygıyı hissetmeyenler başka anlayışlara, sisteme farkında olarak veya olmayarak teslim olanlardır.

Mesela içinde yaşadığımız düzen son 30 ve özellikle 10 senedir Batı anlayışına uygun bir konformizmi insanımıza sunmuştur. Konformizm soyut bir kavram değil somut bir yaşam tarzı olmuştur. Konformizm anlayışı sonucu vazgeçilmesi mümkün olmayacak, kabullendiğimiz bazı alışkanlıklar edindik.

Evlerimize bir göz atarsak mevcut düzenin konformizm alışkanlıklarını yadırgamadan kabullendiğimizi görürüz. Misafirler için “törenle” açılan misafir odaları (yine törenle bir dahaki misafire kadar kilitlenir), batılı anlayışa tıpatıp uyan yatak odaları, L salonlar, mutfak, televizyona göre düzenlenmiş oturma odaları vs… Giyim kuşamda da aynı durumdayız. Teslim aldılar bizi.

Bu anlayışı -konformizmi- reddetmenin kurulu düzeni reddetmek anlamına geleceğini bilenlerimiz yok değil. Ancak bu reddin bazı zorlukları göğüslemeyi, bazı fedakârlıkları ve feragatleri gerektirdiğini de bilmemizi gerektiriyor.

Bu biliş insanımıza İslamî şuurun soyut anlamda aktarılmasıyla da mümkün olmuyor. Çünkü soyut inanışlar somut anlayış ve yaşayışlara dönmediği müddetçe beyni süsleyen tezyinat olarak ya da folklorik değer olarak kalıyor. Zihinlerde oluşturulan “şark köşeleri” gibi.

Belirtilen bilgi ve kaygılar Müslümanları kendilerini ve inançlarını yeniden tesis etmek gibi bir noktaya da getirmiyor değil. Aynı anlayıştaki insanların komün hayatı kurmak amacıyla kooperatif, köy, mahalle kurmaları bu kaygının sonucu gibi görünmekte. Ancak bunun sonucu toplumdan dışlanma olgusuyla karşı karşıya kalındığı da bir gerçek.

Kurulu düzenin içinde yaşarken ister istemez uymak zorunda bırakıldığımız kuralları yok saymamız mümkün değildir. Çünkü onlar somut olarak var. Soyutu reddetmek zihinsel olduğu için kolay. Ama somutu yok saymak mümkün değil. Yok saymadığımız için de İslam dışı kurallara, davranışlara, kalıplara uymak zorunda olduğumuzun da farkında olmalıyız.

Bu paradoksla -soyut İslami inanış ve somut İslam dışı davranış- Müslüman nasıl yaşayacaktır? İslam’ın esaslarıyla beynimizi temizlesek bile mevcut İslam dışı düzenin kiri ve pasından kendimizi nasıl kurtarabiliriz? Çünkü İslam sadece bir inanış, zihni bir oluş değil somut bir yaşama tarzıdır. Örneği 15. asır içerisinde görülmüş, yaşanmış bir hayat tarzı.

Müslümanlığı soyut bir inanış haline getirmek isteyenler var. İlginçtir ki bunlar ya İslami kaygısı olmayan ya da İslam’ın dışında olan kişilerdir. İslam’ın işaretlerini, Müslümanların yaşantısını “kamusal alan”da yasaklayanlar gibi. “Kalbime bak, Her koyun kendi ayağından asılır, İbadet de gizli kabahat de.” gibi sözlerle evlere, kapıların arkasına, kalbe hapsedilmek ya da alanı daraltılmak istenen bir din. Buna “ılımlı İslam” dediler. Her şeyin başına getirilen “ılımlı” kelimesi belirttiğm anlayıştaki insanların amacı oldu. Bu kalıba uymayanları aşırı olmakla itham ettiler. Aslında ılımlı ile amaçlanan; yaşantıya karışmayan helal ve haramları ve toplumsal özelliği olmayan bir din, yani Hristiyanlık.

Bundan kaçmak isteyenlerin de kendini dışlatacak yapılanmaların içine girmesi ve toplumdan soyutlanması söz konusu olmaktadır. Bu statüye girmek istemeyenleri de marjinalleşme tehlikesi bekliyor. Komün hayatı yaşama.

Sonuçta toplumun dışına kaçmadan, toplumun dışlanmasına fırsat vermeden zihinde oluşmuş İslamî bilinci hayatın gerçeklerini gözleyerek davranış haline getirmek gerekmektedir. Biz gassalın elindeki ölü bir derviş gibi değiliz. İnsanların kabullerine, düzenin kabulüne muhtaç olmadığımızı da bilmeliyiz. Ama burada, bu düzende, bu toplumda yaşadığımız gerçeğini de biliyoruz. İşimize gücümüze gider geliriz. Uymak zorunda olduğumuz kuralların ne olduğunu, kaynağını biliriz. Toplumun içinde bir birey olarak varlığımızı gösteririz. Müslümanlığımızın ilk işareti ‘Kelimeyi şehadeti’ hayatımızın, davranışımızın temel ilkesi olarak kabullenerek hayatımızı bina ederiz. “Kim ne derse desin” demeyiz. Kim ne derse ona sözümüzle, özümüzle, hayatımızla cevap veririz. İslam dışı hayat yaşayanlardan bizim rahatsız olduğumuzun çok fazlasıyla onlar bizden rahatsız olmaktadırlar. Bunun farkında olarak mevcut düzenin kurallarını, anlayışlarını sarsacak sözler, tavırlar, davranışlar bizim ‘komün’ hayatı yaşamamızdan daha etkilidir.

Konformizm: Uymacılık. Yürürlükteki kurum, ölçüt veya şartlara, kesin olmayan katı kalıplara, eleştirici bir değerlendirme yapmaksızın uyma. İlke olarak ya da uygulamada, çevresinde kabul görmüş veya egemen durumda olan davranış modellerine, düşünce tarzlarına uyan kimsenin hareket tarzı.

Komün: Kapalı toplum demektir. Bir grup insanın, kendi arasında, ortaklaşa üretmesine ve tüketmesine dayanır. Hayat tarzı, düşünce, sohbet gibi ortak yaşama maksatlı birliktelik. Kapalı cemaatler komündür. Tarikatların günümüz yapılanmasına da komün denilebilir…

Paradoks: Görünüşte doğru olan bir ifade veya ifadeler topluluğunun bir çelişki oluşturması.

İkilem: Her iki durumda da doğru davranılamayacak iki imkân karşısında kalıp, kişiyi istemediği halde bunlardan birini yapmaya zorlayan durum.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ekim 2017

Sayı: 351

İlkadım Arşiv