SÖZ MEYDANI-Ben Ne Zaman Düzeleceğim
Eylül 2018 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

SÖZ MEYDANI-Ben Ne Zaman Düzeleceğim

Gündemin değişkenliği yaşadığımız hayat ve coğrafya ile yakından ilgili. Millet olarak yapımızda var olan, üstümüze lazım olmayan işlerle meşgul olmak da gündem değişmelerinden etkilenmemize sebep oluyor. Bu sebeple gündem yorgunu oluyoruz.

Halkımız her şeyden anlıyor. Tıpkı bizim köşe yazarlarımız ya da bizim gibi her konuda ahkâm kesmekten hoşlanıyor. Ekonomi, spor, dış politika, din, eğitim, sağlık... hasılı her konuda bilgi sahibi olduğumuzdan hareketle konuşuruz, yazarız. Kimi zaman belediyelere, kimi zaman eğitim kurumlarına, kimi zaman hükümete akıl veririz. Yanlışlarını sıralarız. Deriz ki bilmiyorlar canım. “Ben olsam”la başlayan cümleleri üç kişinin oturduğu her yerde duyarsınız.

Bu durum bizi zihinsel anlamda yoruyor. Yoruyor ve eylem adamı olma özelliğini kaybettiriyor. Anlatarak, görev yaptığımız zannıyla rahatlıyoruz. Acaba biz kendimiz olabilir miyiz? Evde baba, dairede memur, sahada işçi, camide imam, okulda öğretmen, tarımda üretici veya işçi, çalıştığımız yerde garson, patron, sporcu, sanatçı olsak, her işi uzmanına bıraksak, uzmanlar sıkıntılıysa ilgili mercilere uygun bir dille bildirsek daha iyi olmaz mı diyorum. Gereğini yapmıyorlarsa gereğini yapacakları seçsek derim.

Geçtiğimiz günlerde biriyle birkaç kişinin yanında idareci atamalarını konuşuyoruz. Atanan bir kişi konuşma esnasında “vekilimle görüştüm şura olsun diye, o da ora olmaz şurayı yaz” dedi diyerek üç kere vekille görüştüğünü söyledi. Ben çok rahatsız oldum. Bir vekil bir müdür yardımcısı atamasına bu kadar mesai mi harcıyor diye. Vekillerin seçilme sebebi atama amiri mi olmak yoksa atananların ne yaptığını incelemek, değerlendirmek mi? Hizmetlerini kontrol mü? Yanlışları düzeltmek değil mi?

&

Ne zamandı bilmiyorum, bir plaket sunma yasağı konulmuştu. Onun yerine “bir ağaç hediye” şeklinde bir öneri hatırlıyorum. Tam bilmediğime göre uygulanmamış demek ki. Şimdi “sağırlar birbirini ağırlar.” hesabı bir plaket verme, bir karşılama furyası başladı. İçi boş, riya dolu sözlerle birbirini ağırlayan devlet erkânı. Gelince, gidince, iadeyi ziyaret, teftiş ziyareti kapsamında amirlerin yaptığı ziyaretleri ve bunun yanında resim çektirip kurumun sitesinde yayınlanışı bana biraz üçüncü dünya geleneği gibi geliyor. Kurum siteleri “duyuru, iyi örnekleri içeren haber, yeni fikir ve projelerin dışında kullanılmamalı, şov ve albüm olmaktan kurtarılmalıdır. Bu siteler amirlerin gösteriş arzularını tatmin yeri olmaktan kurtarılmalı.

&

Karşılama törenlerinin üzerinde durulmalıdır. Hangi bakan geliyorsa vali, belediye başkanı ve o bakanla ilgili kurumun amiri dışında kimse bu durumu bilmemelidir. Yoksa arka arkaya dizilen lüks ithal arabalar, en az yarım saat öncesi kapatılan yollar, vatandaşla bakanın arasına duvar olan görevliler, kraldan fazla kralcı güvenlik yine üçüncü dünyalı olduğumuzu gösteren unsurlardan oluyor. Savurganlık ve israf cephesi de ayrı bir acı. Müdahale edilmelidir.

Tasarruf denildiği anda bunu ilk yapacak devlettir, önderlerdir, liderlerdir. Yapmazlarsa inandırıcı olamazlar. Onlar, yapmadıklarını bizden isteme hakkına sahip değillerdir. Devlet binalarının tamiri, makam ya da kurum arabası alımı-kullanımı, devlet dairelerindeki eşya ve kâğıt kullanımı... israfta zirvededir. Bu konuda sorumluluk hissetmeyen amirler yukardan aşağıya kul hakkı yiyorlar. Elli metre yürümek yerine resmi arabayla adrese gidenler niçin kendi arabasında aynısını yapmıyor? Zihniyet değişmemiş demek ki… “Devletin malı deniz...”

&

Duyarlı, sorumluluk sahibi vatandaş mıyız? Yoksa her şeyi geyik muhabbeti çerçevesinde normalleştirme adına gevezelik konusu mu yapıyoruz. Trafikte, hastanede, okulda, ticarette, yolda, apartmanda terminalde yani yaşadığımız tüm kamusal veya sivil alanlardaki olumsuzlukları, yanlışları ne uyarır ne de ilgili mercilere (ALO ile başlayana 153- 155... numaralara) bildirmeyiz.

Sosyal hayatımızda bizi çok rahatsız eden bu hadiseleri niye bir aloyla da olsa bildirmiyoruz? Çok hızlı giden, bağıran, etrafa çöpü atıveren vatandaşı, toplumsal alanlarda ahlaki olmayan davranışları yapanları, görevini ihmal eden kamu görevlisini anında uygun dille uyarı ya da ilgili yerlere bildirmek toplumsal bir görevimiz. Ama yapmıyoruz. Sonra oturup bu görülenleri ailemize, eş dost ve arkadaşlara anlatma gibi bir yanlışı da yaşıyoruz. Yani o yanlışların kanıksanmasına aracı oluyoruz.

“Karanlıktan şikâyet etme, bir mum yak.”

Kalın sağlıcakla.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Eylül 2018

Sayı: 362

İlkadım Arşiv