Ocak 2023 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

SÖZ MEYDANI- Aile Olmak

Aile olmak; aileden cemiyet, cemiyetten millet, milletten ümmet olmak... Bütün toplumlarda aileye önem verilir. Ancak bizim milletimizde ailenin yeri ve özelliği ayrıdır. Bir çocuk doğduktan sonra o ailenin bir bireyi olur ve yer verilir. “Beşik kertmesi” ya da “sırtına yapıştırmalar” gibi uygulamalarla daha mini minnacık çocukken bile aile kurmanın planlandığı görülür. Komşu veya akrabalar, 5 ila 10 yaş arası kız ve erkek çocuklarını “kızı erkeğin sırtına yapıştırmakla” tehdit ederlerdi. Bunlar işin şakası ama biraz da toplumumuzun evliliğe ve aileye verdiği yer ve değeri gösterir.

Müslüman devletsiz olamaz. Devlet olmadığı ya da bulamadığı zamanlar, devlete giden oluşumları bulur veya kurar. Bu oluşumlar küçük de olsa bir devlettir. Prof. Dr. Saffet Köse Bey, aileye “en küçük devlet” diyor ve düşünce tespit ve tekliflerini bunun üzerine oturtuyor. Bu devletin reisi, yardımcısı, vatanı, vatandaşları, bütçesi… hepsi var diyor. Hakikaten öyle değil mi? Bir ailenin yazılı olmayan kanunları, töreleri var. Bunları aile bireyleri bilir ve ona göre davranır. Hem ceza hem ödüllendirme gibi yaptırımları var. Bu düzenlemelerin çoğu da İslamî kurallardır. Müslüman olmadan önce her toplumun (Arap, Fars, Türk, Urdu, Afgan, Hindu…) kendilerine ait aile yönetimi, töre, adet ve kuralları vardı. Bu topluluklar İslam’la müşerref olunca aileyi İslam’a uygun kurallarla yönetmeye başladılar. Ama her toplum, kendine ait gelenek ve kuralların İslam’a uygun olanlarını da devam ettirdi. Bu sebeple Müslüman milletlerin aile yapısı ve yönetiminde farklılıklar görülebilir.

Bu farklılıklar İslam’a aykırı olmadıkça çok güzeldir. TRT BELGESEL’de “Ailenin Yeni Üyesi” adında güzel bir program var. Orada kişi, dünyanın değişik ülkelerinde misafir olduğu ailenin bir ferdi gibi evin tüm etkinliklerine katılıyor. Biz de dünyanın çeşitli ülkelerindeki “aile”yi tanıyoruz. Ailelerin hepsinde evin büyüğü -ki program uygulayıcısı ona “baba” eşine de anne” diyor- ailenin en üst düzeydeki çimentosu. Aileyi bir arada tutmak görevini tam olarak yerine getiriyor. Bizde de aynı değil mi? Babaların görevi piramidin en üstünde durup genişleyen aileye çok yönlü hakim olmaktır. Ailenin tüm bireyleri bilhassa çocukları arasında adaletle davranmak ve hükmetmek. “Bizim babamız haksızlık yapmaz, adaletten ayrılmaz” düşüncesine kesin bir inanma olmalıdır. Adalet olmazsa aile yukardan aşağıya doğru çatırdar ve çöker.

Devletler de öyle değil mi? Zalim babanın ailesi ancak baskı ve zulümle bir arada tutulabilir. Bu ailede fırsat ve imkânı bulan da kopar kaçar.

Ben, Rabbimin büyük bir lütfu ve nimeti olarak beş sene Suudi Arabistan’da Medine’de öğretmenlik yaptım. 2007’de döndüm. Bu ülke için orada, o ülke için burada konuştuğum zaman şu tespitimi paylaştım. Suudi Arabistan’da İslamî sosyal hayat, yasaklar rejim baskısıyla uygulanıyor. Bu baskıdan kurtuldukları anda gençleri ahlaki ve İslami hayatta tutmak mümkün değil. Fırsat buldukları anda aykırı yaşantıya kafesini kırıp kaçan hayvanlar gibi giderler. Çünkü devlet eğitimi baskı olarak anlıyor ve uyguluyor. İnandırmak, sevdirmek, ikna ve tatmin ederek yaşatmak gibi bir kaygı gütmüyordu. Ta o zamanlar zengin çocukları lüks arabalarda pop müziği çalarak geziyor, tempo tutuyorlardı. Din polisinin gücü de fakirlere ve yabancılara yettiği için bir şey yapamıyorlardı. Şimdi bakıyorum, mevcut kralın oğlu Selman ipleri ele geçirip serbestlikler verince Suud’un genç erkek ve kızları ile yetişkin bayanları kafesten boşananlar gibi aykırı yaşantıya koştular. Bu hepimizin malumu.

Devlet adaletle hükmetmediği gibi yönlendirme yapmadığı için de uygulamayı baskı ve zulümle yaptı. Karşı anlayış ve duygular sadece bastırıldı. Sonra bastırılmış duygular Selman’la beraber hortladı. Şu anda Suud, hayali mümkün olmayan bir aykırı gidişin içinde, hem de çok hızlı. Rabbim, güzellikleri de çok olan o devlete ve millete yardım etsin.

İran da şimdi aynı durum söz konusu. İran sık sık değişik sebeplerle protestolar yaşıyor. Kimi zaman zam kimi zaman örtü kimi zaman da farklı sebeplerin arkasında zorlamalar var. Dış güçler ya da içerdeki zinde güç odakları için bunlar bir fırsat oluşturuyor. Bu tür fırsatları bekleyen bu güçler, yöneticilerin beceriksizliklerine bir mazeret oluşturuyor. Dolayısıyla çözüm yerine mazerete sığınmak daha kolay geliyor.

İşte aile-devlet ilişkisindeki benzerlik. Reis yani yönetici adil olmazsa aile baskıyla, zulümle bir arada tutulamaz ya da bir yere kadar tutulur. Sonra kontrol kayboluyor. Unutmamak gerekir ki “hırsız, cani, dolandırıcı, ahlaksız, kötü …” diye nitelendirilen insanlar da bir ananın, bir babanın, bir ailenin çocuklarıdır. Hiçbir olumsuz insan gökten zembille inmemiştir. Fakat sorumluluktan kaçan yöneticiler gibi aile bireyleri de suçu içerde değil dışarda arıyorlar.

Çözüm yerine mazerete sığınmak daha kolay oluyor. Aile büyükleri, aile yöneticileri aile bireylerinin yanlış ve aykırı gitmelerinin sebepleri üzerinde durmuyor. Kendi üstlerine düşen yetki ve görevleri yerine getirmenin ve yanlışla mücadele etmenin zorluğunu biliyorlar. Bu sebeple “ortam, sosyal medya, zaman, dış güçler …” gibi kolay ve kandırıcı mazeretlere sığınıyorlar.

Çekirdek aile ile beraber bir müddet yok olan aile bütünlüğü, büyüyen çocuklarla beraber tekrar kurulmak isteniyor ama başarılamıyor. Hemen hemen her çekirdek aile bir müddet bu sorumlulukların farkında değilken çocuklar büyüdükçe daha önce kendilerinin karşı çıktığı uygulamalara yöneliyorlar.

Toplumun çoğunluğu devletin yukardan aşağı tüm yöneticilerini eleştirir, işlerini tam yapmadıklarını söyler ama aile reisi veya bireyi olarak kendilerinin aynı tarzda sorumlu olduklarını görmezden gelirler.

Hülasa herkes kendi aile devletinden sorumlu olduğunu unutmamalıdır. “Aile bir devlettir”. Devletin yönetimi de evin reisi ve diğer büyüklerdedir.

Kalın sağlıcakla.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr