Şubat 2014 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

Söz Meydanı

DİREKLERDEN DİLEKLERE…

Hiçbir yapı direksiz olmaz. Sağlam olmasını istediğimiz şeylerin de sağlam direkleri olmalıdır. Biri yıkılsa diğeri, diğeri yıkılsa bir başkası düşmeye izin vermemelidir. İşte bu direkler ne kadar sağlam olursa dengen o kadar iyi olacak, yerle yeksan olman da o kadar zor olacaktır.

Kâinatın dengesinden etkilenmiş olacaklar; eski Türkler ve bazı milletler kâinatı bir ev veya bir çadır gibi düşünmüşler, yer ve göğün bir direk tarafından tutulduğuna inanmışlardır. Herkesin gözü önünde olan denge o kadar mükemmel ki her şey birbirini tamamlıyor, birinin eksikliğini diğeri kapatıyor. Kâinatın bir değil birden fazla direği vardır. Tıpkı hayatlarımızda da olması gerektiği gibi. Ne diyor “Bozkırın Tezenesi”:

Muhabbettir yerin göğün direği

Aşkı olmayanın yanmaz yüreği

Muhabbetinen yakın eden ırağı

Hak muhabbettendir, muhabbet Hak’tan.

Ona göre muhabbet hayatın direği. Bazılarımız da hayata aynen öyle tutunmuyor mu? Dostları, sevdikleri bir yana dünya bir yana, değil mi? Muhabbeti daha da şahsileştirirsek, ve hayatımızdaki direkleri sevilenlerle soyutlaştırırsak her sevdiğimiz bir direktir aslında. Küçükken annedir tek tutunur dalımız. O ağlatsa da anne diye ağlayıp yine ağlatan olmasına rağmen anneye gitmedik mi hepimiz? Ve yavaş yavaş çember genişledi. Yanlış insanlar da olmakla birlikte ağacımızın dalları, hayatımızın direkleri olan insanlar girdi çembere. Sevdan acıtsa dostuna, dostun acıtsa sevdana…

Sahi herkes birilerine mi tutundu? Kimsesi olmayanlar yok mu? Yahut, bana O yeter diyenler? Evet, herkes birilerine tutundu; ama O’nsuz hep noksan… O’nu tanıyanlar ve tutunabilenlerin de kimseye ihtiyacı kalmadı. Hayatımızın en önemli direğini tam ortaya dikmezsek bu çember yarılır, bu ev yıkılır, bu ağaç kurur. Yunus’a kulak verelim:

Hak ere benim dedi varlığın erde kodu

Erenlerin himmeti yerden göğe direkdir.

(Cenâb-ı Hak erene, “O benim, ben de oyum!” dedi ve onu, “Ruhumdan üfledim.” (Hicr/29) sırrına mazhar kılarak kullarına erenin vücudundan göründü. Erenlerin himmeti/manevi gücü, yerden göğe uzanan direk gibi/âşıka en büyük destek/dir.)

O’na yaklaşıp, O’nu sevmenin yolu davete icabettir. O en büyük sevgili, günde beş kere randevu vermedi mi bizlere? Hz. Peygamber bir hadisinde “Namaz dinin direğidir.” buyuruyor. Yani bu direk yıkılırsa bir ev misali dinin de yıkılacağını söylüyor. En önemli olan, olması gereken direği, dayanağı yıkarsak -tabii önce yapmak gerek, yapmak için de önemini anlamak- elimizde kalanlar neye yarar? Hayatta neyi nereye koyacağını bilmezsen hayat seni istediği yere koyar. Sevdadan dosta dosttan sevdaya gideceğiz elbet. Lakin nereye gidersek gidelim aşkla gideceğiz. Bunu bir meleke haline getirip dünya esrikliğinden kurtulacağız ki, temel direğimiz diğer direklerimizi beslesin, delaletten kurtarsın. Hülasa kimi çemberimize alacağımızı, neyi benimseyeceğimizi, nasıl benimseyeceğimizi bize göstersin.

Direklerimizle sağlam dilekler dilememizi sağlayacak olan baş aktör O’dur ve hep O olacaktır. O’nunla tutunacak dallarımızı seçersek, bindiğimiz dalları kimse kesemeyecek ve kimse evimizi yıkamayacaktır. Dileklerimizde, tutunduğumuz dal olan bireylerden hep iyi bahsetmeyi nasip eylesin Rabbim. Önce O’nu sevip daha sonra O’nunla tüm dünyayı kucaklayarak, kâinatın sevgiyle ayakta durduğunu kavrayarak yaşamak dileğiyle. Kul Himmetin de dediği gibi:

Muhabbettir yerin göğün direği

Muhabbet edenin yanar çırâğı

Âşıka beytullah gönül durağı

Hak nazar ettiği yerdir muhabbet.

Vesselam...

Gökhan ÖZSOY



ANLAMAK ÖLÜM OLSUN

Bir söz sığdır içine 

Tüm üzüntüden yoksun 

Kalem sende değil ki 

Anlamak ölüm olsun.

Bir gül aç gül içinde

 Mana yere savrulsun 

Toprak sen değilsin ki 

Gülü açan sen olsun.

Bir nefes çek içine 

Geri vermekten yoksun

 Nefessiz değilsin ki 

Ölüm sana sorulsun.

Bir dağ iliştir göğe

 Güneş sende kaybolsun 

Mikail değilsin ki 

Gayretin doğa olsun.

Musab Enes YILMAZ                                  

           


                  

PİYASA                                                                

Mürid olmuş sanıyordum beni, mürşid-i has’a.

Kaçacak sonra da hepten çıkacaktım Toros’a.

Doyarım, ekmeği bansam; kırık olsun şu tasa

Tam o lahzâ görüverdim, seni buldum piyasa!

Asıl üstünlüğü ancak yaşadım ben burada

Piyasaymış beni benden alacak hoşça sadâ.

Yüce kutsalları ancak korurum ben kasada.

Paracıklar gibi aslâ sevemez kimse kasa.

Bono, taksit, kredinden hayır umdum gelecek.

Batacak bir fırın açtım bilerek isteyerek.

Hele vicdan sesimin muhbiri kim;hangi böcek? 

Para pul vermeden ekmekleri çaldın piyasa!

Alevinden kaçabildim sanıyordum o zaman,

Seni mürşid diye bildim, yanarım işte o an.

Etiketten ucuzaymış defin olmak ay aman!

Bütün ahbab mezarımdan bana Kur’an okusa.

fe i lâ tün / fe i lâ tün / fe i lâ tün / fe i lün

NESBEL


Bu sayımızda Söz Meydanı’na gelenlerden üç çalışmayı yayınlıyoruz. Çalışmalarla ilgili mail adreslerine değerlendirme bilgileri gönderilmiştir. Kendilerine teşekkür ediyor ve yeni çalışmalarını bekliyoruz.

İbrahim ÇİFTÇİ

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Şubat 2014

Sayı: 307

İlkadım Arşiv