Nisan 2019 Ömer Faruk ÖZCAN A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

SOSYOLOJİK SİYER-Mekke'de Müslüman Olmak

Mekke, öteden beri bilinegeldiği ve sürekli üretilerek yaygınlaştırıldığı gibi basit, ilkel, kabilevi özellikler taşıyan; talan, hırsızlık, cinayet ve adam kaçırma işleri ile geçinen; kan davaları ve bedevi özellikleri dolayısı ile sürekli savaşan; siyasi nitelikli kuralları ve toplumsal kurumları gelişmemiş toplumlardan bir toplum değildir. Bilakis Mekke toplumu, özellikleri olan, devlet ve medeniyet kurma niteliklerine sahip, bunu da mevcut yapısında ve işleyişinde gösteren nitelikli bir toplumdur.1

Döneminin bir İran'ı yahut Bizans'ı gibi kurumsal yapıları, şehirleri, muvazzaf ordusu ve yazılı kuralları olan bir toplum ya da imparatorluk değildir ama kısa sürede onları mağlup ederek dönüştürebilecek ve kendi medeniyetini kurup yaygınlaştırabilecek kadar yetenekli ve kabiliyetli gençleri bünyesinde barındırmaktadır. Öyle ki, dünya sahnesine asırlar sonra dahi kendilerinden övgüyle bahsedilecek karakterler sunmuştur Mekke. En başta kâinatın en başarılı ve en çok sevilen lideri bizzat Mekke kütüğüne kayıtlı olacaktır.

Altı yüz on yılında vahyin dünyayı bir daha aydınlatmasıyla (hem de her zamandakinden daha geniş bir ışık ağıyla) beraber, topluma yön verecek kabiliyetler, Rasulullah’ın etrafında toplanmaya ve toplumu toparlamaya başladılar. İlk olarak kadınlar grubunun temsilcisi Hz. Hatice annemiz yer aldı son elçinin yanında. Sonra gençliğin feneri yandı (Hz. Ali ) ve halen ışık tutmakta çağlara. Emek verenlerin en sevimlisi (Hz. Zeyd) hem Rasulullah’a hem de İslam’a büyük hizmetlerde bulunmak için fazla zaman kaybetmedi. Arkadaşların en güzeli de (Hz. Ebu Bekr) Rasulullah’ın yanında tüm benliği ile yer almaya başlayınca, Mekke’de İslam duyulmaya başladı.

Peygamber, daha başlangıçta ve normal şartlarda topluma katılmayacağını, ortak değerlerinden esasa dair olanlarını reddederek ve bunu da aleni dillendirerek işe koyulmuştu. Artık "söz" "Peygamberimize", "vahye", "ayetlere" ve "surelere" aitti. İlk sureler sadece Müslümanların hayatında değil, Peygamber ve vahiy bekleyen bilginlerin, insanlık bekleyen kölelerin de yaşantısını değiştirdi. Kimi (Talha b. Ubeydullah) ticaret kervanıyla gittiği şehirde duyuyor ve şehrine dönünce annesinden öğreniyordu Mekke’de doğan güneşi ve istifadeye koşuyordu vakit kaybetmeden.

Kimi de (Hz. Bilal gibi) büyük eziyetlere katlanmayı göze alarak imanı ve Rasulullah sevgisini seçecekti. Her Müslümanın hidayet öyküsü kitaplaştırılacak kadar önemli ve etkilenilecek kadar da güzeldir. Fakat ilk Müslümanlardan hemen hemen işkence veya sıkıntı çekmeyeni yoktur. Yani Mekke’de Müslüman olmak o kadar da kolay değildi.

Allah Resulü aleyhisselam efendimizin getirdiği yeni din; kendine has yeni bir yaşama biçimi, yeni değerlere göre yeni ilişkiler ve yeni bir toplum (vasat ümmet) inşası öngörmekteydi. Allah'ın, kitabında özellikle Mekki surelerde birey ve toplumun inşasında bazı maddeler öne çıkmaktadır.

A- İnsanların "yaratılışa dair" bildiklerini düzeltiyor, ezberlerini bozuyor yani değiştiriyordu; insan ve kâinatın, yerlerin ve göklerin ve içinde olan her şeyin yaratıcısı, yoktan var edicisi Allah'tır.

O, hayata doğrudan müdahale ediyor, her an bir yaratılışta bulunuyordu. O yorulmuyor, O’nu uyku da tutmuyordu. İşte, yaratılmış her varlığa nasıl davranması gerektiği, diğerleri ile nasıl ilişki kurulacağı, nelere dikkat edileceği ve nelerden sakınılması gerektiğini de size bu Allah bildirecek, yine nasıl olmanız ve nasıl yapmanız gerektiğini de size hem öğretecek hem de gösterecektir.

B- "Hayatın anlamını" değiştirecek, yeni bir anlam kazandıracaktır. Bu hayat sınanmak için yaratılmış, ona göre düzelenmiş ve imtihan edilecek olanlar uygun yeteneklerle donatılmıştı. Her şey takdir edilmiş bir hesap ve düzen üzeredir. O halde ferdi ve toplumsal yaşamınızı Allah'ın kurallarına göre düzenlemeli, topluluklar arası ilişkilerinizi O’nun buyruklarına göre ayarlamalısınız. Tıpkı kâinatta sizin dışınızdaki varlıkların bir ve aynı düzende oldukları, görevlerini eksiksiz yaptıkları ve O’na teslim oldukları gibi.

C- Başıboş, amaçsız, sorumsuz ve hedefsiz olduğunu sanan insanoğlu, artık hayatına bir “değer” katmalıydı. Yapıp ettikleri her şey de hayır-şer, iyi-kötü gibi genel bir ölçüyü gözetmeli, bu ölçüyü koyma hakkı da Allah'a tanınmalıydı. Kullar yaşantısında bu ölçülere riayet etmelidir. Çünkü iyilik ve kötülüğün de bir bedeli, karşılığı vardır ve kesinlikle biliniz ki bir gün bu hesap muhakkak görülecektir. Bu bedeli ve karşılığı da insan kendisi tercih etmekte, kendisi kazanmaktadır.

D- Hakikatin ve "bilginin kaynağı" vahiydir. Vahiy'in bildirdiği dışında başka bir hakikat yoktur. Öyleyse ona teslim olun, onu size bildiren ve öğretene itaat edin. Size, sizden birini elçi olarak yollayan Allah, nasıl yapmanız gerektiğini de size O’nunla gösterecektir. Sizden öncekilerin de ne yaptıklarını ve nasıl karşılandıklarını size hatırlatacaktır. O halde Allah'ın sözü haktır ve sizler de ona kulak veriniz...

Yani Mekke'de Müslüman olmak demek; mevcut hakikat kabulleri ve dayanağının, önceden üstün tutulan ilkelerin en başta değiştirilmesi, yeni ilkelerle donanım demekti. Bildiklerini Allah’ın Resulünün bildikleriyle güncellemek ve tashih etmek de zorunluydu.

Mekke’de Müslüman olmak, “olmaya, olgunlaşmaya ve hedefe ulaşmaya koşar adım gitmektir.”

Selam olsun Mekke’yi ve hayatını idame ettirdiği beldeleri yaşanabilir bir şehir kılanlara.

Not: Önümüzdeki ay da aynı konudan devam etmek ümidindeyiz.

1Hüseyin ALAN, Mekke’de Müslüman Olmak

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Nisan 2019

Sayı: 369

İlkadım Arşiv