Şubat 2021 Ömer Faruk ÖZCAN A- A+
A- A+

SOSYOLOJİK SİYER- Cihadın Kapsama Alanı - 2

Beş harfli ve kolayca telaffuz edilen cihad kavramı, yazılış ve söylenişinin zıddına bir o kadar geniş ve üzerinde uzunca durulması gereken özel bir öneme sahip. Bütün peygamberlerin ve davam var deyip yola çıkan muvahhidlerin hayatını kapsayan ve her çağa yeni çalışma alanları oluşturularak taşınan müstesna bir ibadettir cihad.

Asr-ı saadetten bize kadar, bizlerden de kıyamet sabahına kadar yeryüzünde selamet ve barış esaslı yaşayacak dinimizin, hem yaşanmasında hem de insanlara ulaştırılmasında en başta gelen çalışmamız cihaddır. Biz de yazı dizisi haline getirdiğimiz bu müstesna kavramın daha iyi anlaşılması için bundan önceki sayımızda da yayınlanan ve giriş mahiyeti taşıyan yazımızın okunmasının önemli olduğu kanaatindeyiz.

İslam’ı ve kavramlarını bilerek ya da bilmeyerek tahrif etme çalışmalarında cihad kavramı en başlarda gelmektedir. Çalışmak, çabalamak, gayret etmek ve Allah yolunda engelleri kaldırmak anlamlarına gelen güzelim kavramı adeta zulüm gibi gösterenler olmuştur. Bize düşen her daim hakikatin ve samimiyetin peşinde olmaktır. Cihad kavramı da bu anlamda bizim için son derece kıymetlidir.

Manevi Cihad

Bu cihad şekli, fikir düzeyinde lisan ile yapılan mücadelenin adıdır. Kur’an’ın hakikatlerini delilleriyle birlikte muhataplara anlatmak, onlara yaşantı ile örnek olmaktır. Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde, ilim ve fikir bazında yapılan çabalar/gösterilen gayretler, büyük cihad olarak değerlendirilmektedir. Hz. Peygamber, on üç yıl boyunca Mekke döneminde, düşmana karşı elindeki tek silah olan Kur’an-ı Kerim’le cihad etmiş ve gün geçtikçe daha çok insanın kalbini fethederek manevî cihadın bir sonucu olan pek çok manevi yürek fethini Rabbimizin izni ve desteğiyle gerçekleştirmiştir.

Bu karşı durulmaz ilmi ve fikri silaha karşı düşmanın eli-kolu bağlanmış, hepsi de fikir ve ilim alanında büyük bir hezimete uğramıştır. Bu ağır yenilginin verdiği hırçınlık, onları bazen iftira kampanyasına, bazen de kaba kuvvet kullanmaya sevk etmiştir. Kur’an’ın büyüleyici bir sihir, bir şiir, bir kehanet olduğuna; Hz. Peygamber (a.s.)’in ise, bir sihirbaz, bir şair, bir kâhin olduğunu yaymaya başlamışlardır. Güneş gibi ayan beyan, net olan hakikatlere karşı propagandalarının kendilerine bir fayda sağlamadığını görünce de silahlı mücadeleye başvurmuşlardır. Tüm zalim ve cahillerin yaptığı gibi...

Kur’an ve Sünnette manevi cihadın tasdik ve teşvik edildiğini görebiliriz: “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütlerle çağır; onlarla en güzel şekilde mücadele et. Çünkü Rabbin, kendi yolundan sapanları iyi bilir; doğru yolda olanları en iyi bilen de O’dur.” (Nahl, 125 ) 14 ayette, Hz. Peygamberin insanları İslam’a davet ederken göstermesi gereken tutum ve davranışına dikkat çekilmiş, söylenen sözlerin hikmetli ve güzel olması yanında, kullanılan üslubun da güzel olmasının önemine vurgu yapılmak suretiyle manevi cihadın unsurlarına işaret edilmiştir.

“Resulüm! Kâfirlere boyun eğme ve Kur’an ile onlara karşı büyük cihad et.” (Furkan, 52) Bu Mekki ayette Kur’an’la cihad emri verilmiştir ki, bunun bir manevi cihad olduğu açıktır. Kur’an’la yapılan cihada “büyük cihad” denilmesi, ilim ve fikre dayalı delil getirme yoluyla cahilleri ikna etmenin düşmanla savaşmaktan daha zor olduğuna işaret etmek içindir.

Peygamberimizin hadislerinde de manevi cihada vurgu yapılmıştır. Bir rivayete göre, Efendimiz Hayber savaşında komutan tayin ettiği Hz. Ali’ye hitaben; düşmanla savaşmadan önce insanları İslam dinine davet etmesinin önemini belirtirken şöyle buyurdu: “Şunu iyi bil ki, Allah’ın seninle bir tek kişiyi hidayete erdirmesi, senin için kırmızı develere sahip olmaktan çok daha hayırlıdır.”

Samimi Müslümanlar dün olduğu gibi bugün ve yarın da bu hadis-i şerifin ve benzeri hadislerin verdiği müjdeye dayanarak, yöneticileri zalim olan halkın İslam’ı öğrenmesine mani olan despotların idaresindeki toprakları şirkten ve isyandan temizleme adına yola çıkmışlardır.

Günümüzde insanlık, asr-ı cehaleti aratmayacak, hatta daha büyük problemlerle karşı karşıyadır. Şeytan ve kurumsal şubeleri tarafından muhasara altına alınan dünya, inançsızlık ve ahlaksızlık başta olmak üzere büyük bir yangının içerisindedir. Her bir dava ehlinin tıpkı Mekke döneminde olduğu gibi ev ev, kapı kapı gezerek yeniden bir mücahede içerisine girmesi elzemdir.

Asırlar ve araçlar değişse de sorunların aynı olması gibi çözümler de aynıdır.

Problem; imansızlık, cehalet ve ahlaksızlıktır.

Çözüm; İslam ve güzel yaşayan Müslümanlardadır.

Rabbimiz, derdim var diyenleri sevsin ve sevindirsin.

Önümüzdeki ay Allah (cc) nasip ederse nefisle cihad konusunu hazırlamaya gayret edeceğiz.

Selam ve dua ile…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr