Kasım 2015 Abdullah GÜLCEMAL A- A+
A- A+

Sormadan Yormadan ve Durmadan Yürüyenler

Yürüyorlar,kimseye sormadan yürüyorlar.
Yorulmuş olsalar da, yormadan yürüyorlar.
İhrama bürünmüşler, baş açık, ayak yalın,
“Lebbeyk, Lebbeyk” diyerek durmadan yürüyorlar!

“Uzun ince bir yoldayım,
 Gidiyorum gündüz gece.” diyen Âşık Veysel, aslında çoğumuzun düşünüp de ifade edemediğiduygularımıza tercüman olmaktadır. Farkında olsak da olmasak da, o uzun ve ince yolun, gündüz ve gece giden yolcularıyız her birimiz. Hayat yürümekle başlar… Yürümek, hayata Besmele ile başlamaktır. Yürümek, duranların düştüğünü görmektir. Yürümek, yolların nereye gittiğini bilmektir. Her yürüyen menziline varamaz. Ama menziline varanlar hep yürüyenler olmuştur.

Ruhlar âlemini bilmiyoruz. Anne karnındaki dokuz aylık yolculuğumuz hakkında da bizler birbilgiye sahip değiliz! Bu dünyaya, iki elimizi de yumruk yaparak, bağırarak, ağlayarak, çığlık atarak, bir öfke ile, bir hınç ile geliriz. Dokuz aylık yoldan gelişimizi sabırla bekleyen annemiz ve babamız nasılda sevinirler doğduğumuzda.

Daha o andan itibaren, Rahman ve Rahîm olan Rabbimiz, ayaklarının altına Cennetleri serdiği mübarek annelerimizin göğüslerinde hazırlamıştır rızkımızı. Bir müddet beşikte ve annemizin şefkat dolu kucağında yola devam ederiz. Sonra emeklemeye başlarız… Henüz günah izi yoktur dudaklarımızda… Ruhumuz kirlenmemiştir henüz… Bakışımız, gülüşümüz, ağlayışımız sıcak ve samimidir… Yalan bilmeyiz… Riya bilmeyiz…

Annelerimizin; “Allah’ım yavrumu sen koru, her türlü kötülüklerden sen esirge onu, acısını gösterme bana, emeklerimi zayi eyleme.” diye ettiği dualara sarılırız… Dualarla uyur, dualarla uyanırız.

Yolculuğumuz devam etmektedir… Düşme korkusuyla ya bir yerlere tutunarak ya da annemizin veya babamızın ellerinden tutarak, yavaş yavaş ayakta durmaya, ürkek ürkek bir iki adım atmaya başladığımızda dünyalar onların olur. Nasıl da sevinirler… Sevdiklerine müjde verirler yürüdüğümüzü! Ya Kul Allah’a doğru yürürse, Allah azze ve celle ne kadar razı olur, kulunun kendine doğru yürüyüşünden?!

Rabbimiz bir hadis-i kutsîde buyuruyorlar ki; “Kim bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir zira yaklaşırım. Kim bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.”

Göz odur ki Hakk’ı göre.
Yol odur ki Hakk’a vara.
Yolcu odur ki Hakk’a yürüye.

Bu yol ki Hakk’a gider, yolumdan döndürmeyin.
Yolcusuyum bu yolun, başka yol bilmiyorum!
Yârin bâbından başka kapıya göndermeyin
Muhannet kapısında el açmam, gelmiyorum…

İnsanı “Eşref-i mahlûkat” olarak, “Ahsen-i takvîm” üzere yaratan, Âlemlerin Rabbi olan Allah; biz kullarına olan rahmetinden ve merhametinden dolayı, kılavuz olarak Peygamberler, yol haritası olarak da Mukaddes Kitaplar göndermiştir.

Rabbim dâvet etmiş Mûsâ’yı Tûr’a,
Îsâ’yı Meryem’e babasız vermiş…
Habîb’i çıkınca Cebel-i Nûr’a;
O’na Cebrâil’levahiy göndermiş…

İnsan, bu dünyada kılavuz Peygamberinin izinde ve yol haritası olan kitabının yoldaki işaretlerine dikkat ederek yürüyecek ve büyük hesap gününde Rabbinin huzuruna çıkacaktır… Allah’a sonsuz hamdü senalar ve şükürler, sevgili Rasulü Hz. Muhammed Mustafa aleyhisselam Efendimize sonsuz salâtü selâm olsun… Elhamdülillah… Rabbim, bu yıl 1 Eylül-10 Ekim 2015 tarihleri arasında o mukaddes beldelerde Hac ibadetimizi yapmayı nasip eyledi.

KÂBE… BEYTULLAH... Namazda ki istikâmet hedefimiz Kâbe… İslam dünyasının nabzının attığı yer Kâbe… İnsanda ki kâlb ne ise, kâinattaki Kâbe odur…Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın nazarı insanda kâlbe, kâinatta Kâbe’yedir…Yani diğer bir ifadeyle Kâbe kâinatın kalbidir…

Kâbe’dir yeryüzünde insan için ilk Mâbet.
Cebrail o Kâbe’nin ilk mimar-mühendisi…
Halk etmiş ins-ü cinni, maksat Hakk’a ibâdet.
Cümlesinin imamı âlemler Efendisi…

O mukaddes mâbed(Kâbe) için Rabbimiz buyuruyor ki:“Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidâyet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev(mâbed), Mekke’deki (Kâbe)’dir. Orada ibret alınacak alametler vardır;(aynı zamanda Hazret-i) İbrahim’in makamı (oradadır). Kim oraya girerse, Hakk’ın gölgesinde emîn bir kişi olur. Oranın yoluna gücü yetenlere, (Allah rızası için), “Beytullah”ı haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır (farzdır). İnkâr edenler de bilsinler ki, Allah bütün âlemlerden müstağnidir.” (Âl-i İmrân, 96-97).

“Şüphesiz Safâ ile Merve, Allah’ın nişanelerindendir. (Bakara,158)“Her kim Allah’ın nişanelerine tâzîm gösterirse, şüphesiz bu, kâlblerin takvasındandır. (Hac,32)Rabbimizin dâvetine; “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk.” nidâlarıyla icabet eden kutlu yolun yolcuları, bütün dünyevi rütbelerden soyunmuş, üzerlerinde iki parça havlu ile baş açık, ayak yalın, kıyamet sabahına kalkışı,mahşer meydanında toplanışı hatırlatan, bir af ve iltica makamı olan Arafat’a yürüyorlar Arefe günü…Gözyaşı döküyorlar günahlarına…

Allah’tır Arafat da günahtan arındıran,
Kulunu rahmetinin bağrında barındıran…

Arafat’tan sonraki durak Müzdelife. Rahmet tezahürleriyle dolu bir mekân… Oraya yürüyorlar muhabbet ve teslimiyet duygularıyla. Oradan Hz.İbrahim ve Hz.İsmail’in, şeytanı taşladıkları Minâ’ya yürüyorlar, onların izlerini takip ederek… Ve Minâ’da şeytan taşlıyorlar: Her taşı atışlarında “Bismillâh, Allahuekber rağmen li’ş-şeytâni ve hizbih.”diyerek…(Allah’ın adıyla.Şeytan ve taraftarların rağmen, Allah büyüktür.)

Yaş 63 oldu yeni öğrendim.
Bilmezdim Şeytana taş atmasını…
Tüm beşeri düzenlerden iğrendim,
Öldürür, bilmezler yaşatmasını…

Bilmiyorum kaç oldu bırakıp başladığım!
Şeytan mıdır, Nefsim mi Minâ’da taşladığım?!

Hz.İbrahim’in oğlunu, Hz.İsmail’in canını ortaya koyduğu Kurban teslimiyetinden, kurbiyyet duygusundan bizler ne kadar nasîb alabiliyoruz? Minâ’dan kâinatın kalbi Kâbe’ye yürüyorlar… Sormadan, yormadan ve durmadan yürüyorlar… Lisanları ve renkleri farklı, yaşayışları, örf ve âdetleri ayrı, muhtelif memleketlerden gelmiş nice insanların, Kâbe’nin etrafında oluşturdukları o muhteşem vahdet tablosu, insanı oradan alıp ötelerin ötesine götürüyor…

Namaz vakti geliyor Kâbe’de… Kâbe’nin minarelerinden dertli müezzinlerin “Allahuekber, Allahuekber” sadâları yükseliyor semâya… Ezan; Müslüman’ın ‘İstiklâl Marşı’dır. Ezan; Müslüman’ın ‘İstikbâl Marşı’dır. Namaz; Kulun Huzur-ı İlâhideki ‘Esas Duruşu’dur. Yaratılmış hiçbir varlık böylesine muhteşem bir tablo çizemez…

Aldım cevabımı, sormam sorumu.
Bir an ki bin sene bitmez yorumu!

Tavafta yürüyorlar dua ve gözyaşlarıyla…
Sa’y da, Safâ’dan Merve’ye, Merve’den Safâ’ya yürüyorlar, Hâcer oluyorlar koştuklarında… Nihâyet ayrılık vakti geliyor… Bir hüzün çöküyor yüreklere… Yaşlı gözlerle dönüp bir daha bakıyorlar, bir daha bakıyorlar… En kısa zamanda tekrar kavuşmak ümidiyle, Kâbe’ye veda ederken, dua dilekçelerini arz ediyorlar Allah’a… Ve yüreklerini orada bırakarak, tatlı hâtıralarla dönüyorlar memleketlerine sormadan, yormadan, durmadan yürüyenler…

Yârınımı bilemem, hebâ oldu dünlerim.
Mekke’de Medine’de en huzurlu günlerim…

Not: Bu vesileyle, Mekke’deki İrşad Heyeti’nde koordinatör olarak görev yapan ve bizleri muhterem Mehmet SAVAŞ ve Necati ÖZTÜRK hocalarımızla buluşturan, Isparta İl Müftümüz kıymetli Galip AKIN beye, ayrıca kafile başkanlarımız Uluborlu Müftüsü Yusuf ACAR ile Vâiz Durmuş Ali DEMİREL’e, grup başkanlarımız Ensar TEMUR,Kâmil ÇİÇEK ve Mevlüt ARIBAŞ kardeşlerime ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2015

Sayı: 328

İlkadım Arşiv