Mart 2014 Abdullah GÜLCEMAL A- A+
A- A+

Seçmesine Seçelim de...

Diyecek çok söz var, içimde kalır,

Garipler bir ömür geçimde kalır.

Kazansın, kaybetsin siyasetçinin,

Aklı hep gelecek seçimde kalır…


30 Mart 2014 Pazar günü, bir daha gideceğiz sandık başına…

Parti amblemlerinin ve isimlerinin bulunduğu oy pusulasının üzerindeki daire içine “Evet” mührünü basıp zarfa koyduktan sonra atacağız sandığa…

O sihirli sandık, seçen vatandaş için “SEÇİM SANDIĞI”, seçilen aday içinse “GEÇİM SANDIĞI”dır…

O gün akşam saatlerinde, sandıkların açılıp oyların sayımı yapılana kadar, ne hayaller kuracak, ayakta ne düşler göreceğiz…

Sonuçlar belli olunca kimileri sevinecek, kimileri üzülecektir.

Kazananlar, çevresini saran malûm yağcı ve yalaka takımının tebrikleri ve şakşakları arasında ülkeler fethetmiş bir kral gibi, etrafına gurur dolu pozlar verirken; kaybedenler, bir eziklik ve mahcubiyet içerisinde, yenilginin mazeret maddelerini sayacaklardır.

Seçtiklerimiz (veya seçtiğimizi zannettiklerimiz) ise 5 yıl süreyle, beldemizi, ilçemizi, şehrimizi idare edecekler, yöneteceklerdir…

150-200 yıldır yaşadığımız bir kimlik bunalımının, kavram kargaşasının içinde, bir türlü yerli yerine oturtamadığımız, ehemmiyetini kavrayamadığımız, mes’ûliyetini gereğince idrâk edemediğimiz bir hususta “SİYASET-POLİTİKA” kavramlarıdır.

Göz bozukluğunu, gözlük bozukluğunu düzeltmek için gösterdiğimiz gayreti, hassasiyeti, maalesef görüş bozukluğunu düzeltmek için göstermiyoruz toplum olarak…

Hep birilerinin taktığı bozuk gözlüklerle bakıyoruz çevremize… Bozuk gözlükler gözden ve görüşten daha mı önemli bizim için?..

Şu bozuk gözlükleri bir çıkarıp, siyaset ve politika konusunda, hikmet ehli söz ustaları ne demişler bir bakalım:

“Siyaset; tarihin maddi ve manevi şartlarını hazırlamak, insanı tarih yapmaya hazırlamaktır.” (Mâlik bin Nebî).

Demek ki siyaset; dünyanın bin bir hali var, diye yedi göbek sülâleni âbad edip, kendini gelecek seçimlere hazırlamak değilmiş!...

“Siyaset dinden ayrılırsa öldürücü bir zehir; onun hizmetine girerse koruyucu bir ilaç olur.” (Muhammed İkbâl)

Demek ki; din ayrı, dünya ayrı… Din ayrı, siyaset ayrı… Dini siyasete alet ediyor diyenler; bilerek veya bilmeyerek, çok sinsi bir şekilde, bu milletin her ferdinin hayat damarlarına her gün, her saat öldürücü zehirler zerkediyorlar…

“Siyasetle ahlâkı ayıranlar ikisinden de bir şey anlamamış demektir.” (John Morley)

Demek ki; siyasetle ahlâkı ayıranlar, ne siyaseti anlamışlar, ne de ahlâkı… Dolayısıyla ahlâksız birer politikacı olmuşlardır. Toplumların çektiği dertler, sıkıntılar, acılar bu ahlâksız politikacıların politik-acılarıdır!... Halbuki, bizim ahlâklı siyasetçiye ihtiyacımız var…

“Siyaset; ipi kopacağı yerde düğümlemektir.” (Lâ Edrî)

Demek ki; siyaset ipi kopacağı yerde düğümlemekmiş, ipi koparmak değil !... İp koparken seyretmek hiç değil… Bırakın ipi, ya yuları, zinciri, halatı koparıp da renkli camda yumruk atanlara, tekme sallayanlara ne demeli? !...

“Siyasetle meşgul olmak istemeyen münevveri bekleyen korkunç bir âkibet vardır: Cahiller tarafından yönetilmek…” (Aristo)

Demek ki; cahiller tarafından yönetilmek istenmeyen her münevver Müslüman, inancının çizdiği çerçeve içerisinde, ahlâki ölçülere bağlı kalarak siyasetle meşgul olmak durumundadır.

Politikaya, politikacıya gelince:

“Politika; zengin ve fakirleri birbirlerinden koruyacağına söz vererek fakirlerden oy, zenginlerden para koparma sanatıdır.” (Oscar Ameringer)

Demek ki; politikacıların memleketi idare etmek gibi bir dertleri yok, zenginleri ve fakirleri birbirlerinden korumak gibi ulvi (!) bir görevleri varmış!..

Politikacılar, aynı zamanda fakirlerden oy, zenginlerden para koparma sanatını (!) en iyi icra eden sanatkârlarmış…

Doğrusu bizdeki bu sanatkâr politikacıların eline, dünyada kimse su dökemez… Dolayısıyla hepsi de, ayrı ayrı Nobel ödülüne aday gösterilmelidir…

“Politikacı; söylediklerinin tersini yaparak dengesini sağlayan bir akrobattır.” (Maurice Barres)

Demek ki; vatandaş hep cambaza bakmayacak, biraz da kendine bakacak!...

Politikacının dengesinin bozulması, vatandaşın kendi dengesini sağlamasına bağlıdır…

“Politikacı insanları ikiye ayırır: Kullanılacaklar ve düşmanlar.” (Nietzche)

Demek ki; politikacının politikasında insanları birleştirmek yoktur, ayırmak vardır. Kullanacağı insanları, düşman ilân ettiklerinin üzerine salarken, kendisi koyunun sırtından kurt için post çıkaracaktır.

“Politikacının hayatının yarısı seçmeni, öbür yarısı birbirini aldatmaklar geçer.” (M. Twain)

Mark Twain’in bu sözü, batı ülkeleri için geçerli olabilir. Benim ülkemde, politikacının hayatının tamamı seçmeni aldatmakla geçer…

Bundan dolayı;

Palavracı, palyaço, papağan, paranoya, paravana ve paçavra politikacıya, HAYIR!...

Samimi, sabırlı, sağlam, sâdık, sebatkâr, salih,  seviyeli ve secdeli siyasetçiye, EVET!...

Aslında hayatın diğer alanlarında da seçtiğimiz çok şeyleri, kendi hür irademizle biz seçmiyoruz… Sistem tezgahını öyle sistemli kurmuş ki; önümüze konulan iki, üç, dört şıktan birini seçmeye mecbur bırakılıyoruz.

Meselâ, şimdi seçimlerde seçtiğimizi zannettiğimiz kimseleri, biz mi seçiyoruz; yoksa parti liderleri mi?

Bence “B” şıkkı…

Ya sen ne diyorsun?...

Susma hakkını mı kullanıyorsun?

Eh… Ne diyelim… O da bir hak. Yeter ki yerinde ve zamanında hakkını kullanmasını bil… Ne hak ye… Ne de hakkını yedir…

Bizim üzüldüğümüz nokta şurası:

Liderlerin seçtiği, bize de seçtirdikleri adaylar, adam gibi adam olsalar içimiz yanmayacak…

Seçilenler, seçim mazbatalarını aldıktan sonra, pazarlığa gidene kadar bir kere de beldelerindeki mezarlığa gidip de orada yatan belediye başkanı ve milletvekili eskilerini dinleseler, tavsiyelerini alsalar ne olur yani ?...

Anayasaya mı aykırı yoksa lâikliğe mi ?...

Yahu hatırınız için seçmeye seçelim de…

Böyle seçim vallahi zorumuza gidiyor…

Yukarıda ahşap malzemeye bu kadar mı ihtiyaç var !...

Her ne ise,  30 Mart seçimleri ülkemizin geleceği açısından oldukça önemli bir seçim…

Kurtlar, dumanlı havayı sever… İman dolu göğüslerimizi, altı okun hedef tahtası haline getirmeyelim.

Paralelliğin, yamukluğun âlemi yok…

İnşallah bu seçimden de millet olarak yüzümüzün AK’ıyla çıkacağız…

Sandık başına…

Görev başına…

Selam ve dua ile…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mart 2014

Sayı: 308

İlkadım Arşiv