Ocak 2012 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Rabbani Eğitim

Her şeyin sahibi olan Allah celle celaluhu, ilmin de sahibidir. İlmini mahlukata en güzel şekilde öğreten de O’dur. O, bilineni de bilinmeyeni de en iyi bilendir. O, her türlü yaratmayı da her türlü yaşatmayı da her türlü öldürmeyi de öldürdükten sonra her türlü diriltmeyi de en iyi bilendir. O, Allam-ül Ğuyub’dur. İnsanların sahip olduğu ilimlerin yegâne kaynağı Allah’tır.

Rabbimiz, insanı yaratıp ona bir şeyler öğretmeyi diledi de önce insanları eğitecek eğitimcileri eğitti.

Rabbimiz ilk insan, ilk Peygamber hakkında:

“Allah Adem’e bütün isimleri öğretti.” (Bakara, 31) buyurdu.

İlim sahipleri hakkında da:

“Şüphesiz o ilim sahibiydi çünkü ona biz öğretmiştik.” (Yusuf, 68) buyurmaktadır.

Bunu niçin böyle yaptığını da Rabbimiz şu ayetiyle haber vermektedir:

 “Çünkü ümmîlere içlerinden, kendilerine ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O’dur. Kuşkusuz onlar önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler.”(Cuma, 2)

Rabbimiz, Rasullerinin misyonunu bize açıkça haber vermektedir.

Yaradılış gayesini unutarak yoldan çıkıp sapıklaşanlara Allah celle celaluhu ayetlerini okuyarak, kitap ve hikmeti öğretip onları maddi ve manevi kirlerden arındırmaktadır.

Rabbimizin elçilerine verdiği bu vazife hem Rasuller hem de ümmetler için büyük bir lütuftur.

“Allah sana Kitab’ı ve hikmetini indirmiş ve sana bilmediğini öğretmiştir. Allah’ın lütfu sana gerçekten büyük olmuştur.” (Nisa, 113)

 “Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkardan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Ali İmran, 164)

Rabbimizin eğittiği, ümmetleri eğitmek için gönderdiği bu Rasuller, insanlar için vazgeçilmez Rehberlerdir.

Rabbimiz bu hakikati İbrahim aleyhisselamın dilinden, onun duasıyla haber vermektedir:

“Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin.” (Bakara, 129)

Rabbimizin, yolundan sapıp haramlarla kirlenerek cehenneme yönelen kullarını, vahyin aydınlığı ile günah kirlerinden arındırıp, cennete yönelten, Peygamber göndermesinden daha büyük bir lütuf olabilir mi?

Rabbimizin Peygamberlere, onlar vasıtası ile de kullara öğrettiği her şey hem Peygamberler hem de insanlar için bir lütuftur. Çünkü bu bilgiyle hem dünyalarını hem de ukbalarını mamur ederler.

Rabbimiz, kullarına hem dünyalarını hem de ukbalarını mamur edecek bilginin öğrenilmesini emretmiştir. Rabbimiz Vahyine “oku” emriyle başlamıştır.

“Yaratan Rabbinin adıyla oku! Oku! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle(yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir” (Alak, 1,3,4,5)

Öğrenmeye Yaratan Rabbinin adıyla başlayan, Rabbinin öğrettiğini öğrenir. Rabbinin emrettiğini yapar, yasakladığını yapmaz; iyiyi öğrenir, kötüyü öğrenmez; faydalıyı öğrenir, zararlıyı öğrenmez; işine yarayanı öğrenir, işine yaramayanı öğrenmez; kendisine faydası olmayan şeyin peşine düşmez. Kendisine bilmediklerini belleten, kalemle yazmayı öğreten Rabbinin öğretisine kulak verir. İki cihan saadetinin bilgisi ilahi öğretidedir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:

“Beni Rabbim terbiye etti, terbiyemi de ne güzel yaptı.”buyurmaktadır.

Vahiy bilgisi insanı kâmil yapma bilgisidir. İnsanı kâmiller Peygamberler ve onların varisleri olan ulemadır.

İbn-i Mübarek’e sordular: “Kamil insanlar kimdir?

İbn-i Mübarek: “Âlimlerdir”.dedi.

Yine sordular: “Melikler kimdir?”

İbn-i Mübarek: “Zahitlerdir.” dedi.

“Alçak seviyeli insanlar kimlerdir” diye sorulunca,

İbn-i mübarek: “Din kisvesi altında dünya menfaati sağlayanlardır.” diye cevap vermiş ve âlimden başkasını kâmil insan saymamıştır.

Çünkü insanın diğer mahlûkattan ayrılığı, ilmi sayesindedir. İnsan hangi husususiyetiyle diğerlerinden ayrılırsa kemali o sayededir.

Rabbimiz:

“…Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin…” (Mücadele, 11) buyurmaktadır.

Rasulüllah sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz:

“İlim öğrenmek her Müslümana farzdır.”(İbn-i Mace) buyurmaktadır.

Mükellef Müslümana bir kısım ilimleri öğrenmek farzdır. Âlimlerimiz bunu beş kısma ayırmıştır.

İtikadî bilgiler; bunlar imana dair bilgilerdir. Kişiyi imana dahil eden ve imandan çıkmasına sebep olan söz ve fiillerin bilinmesidir.

İbadet bilgileri; namaz, oruç, zekat, hac gibi.

Ahlaki bilgiler; Rasulullah sallalahu aleyhi ve sellem Efendimizin ahlakının örnek alınması.

İnsanlarla münasebet bilgileri; onların hukukuna riayet etmek, helal ve haram sınırlarını bilmek.

Nafakasının temini için seçtiği mesleki bilgilerin bilinmesidir. Müslüman yaptığı işin ehli olmak zorundadır.

Rasulüllah sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz, işi ehline verilmesini emretmiştir.

“Bir gün Peygamber Efendimiz, biri dua ile meşgul olan ve diğeri ders okutmakta olan iki topluluk gördü ve dua edenler için:

‘Bunlar Allahu Teâlâdan istiyorlar, Allah dilerse verir, dilerse vermez.’ buyurdular.

Oturanlar hakkında ise:

‘Fakat bunlar öğretiyorlar. Zaten ben de muallim olarak gönderildim.’ dediler. Sonra öğretenlerin meclisine oturdu.”(İbn-i Mace)

“İlim edinmek için riayet edilecek usuller şunlardır:

Sukut edip dinlemek, ezberlemek, bildiğini tatbik etmek ve sonra da başkalarına öğretmektir.

Denildi ki: Bilmeyene öğret, bilenden öğren ki bildiğini korumuş ve bilmediğini öğrenmiş olasın.”

Rasuller Rabbin muallimleridir ki Allah celle celaluhu dinini kullarına öğretir.

Öğrenmek ve öğretmek Peygamberlerin yoludur.

Rasulüllah sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz, ümmetlerine beşikten mezara kadar ilim öğrenmelerini, kurtuluşun ya öğretmek ya da öğrenmekten geçtiğini, gıpta edilecek kişilerin başında öğretenlerin geldiğini, amel defteri kapanmayanların birinin de ilminden faydalanılan kişi olduğunu, hayırlı bir sözün öğrenilip öğretilmesinin bin yıllık ibadetten hayırlı olduğunu, melekler dâhil yeryüzündeki tüm mahlûkatın insanlara iyilik öğretenlere dua edeceğini, öğrendiği ile amel edip öğretenlerin göklerde tazimle anılacağı müjdesini vermiştir. Bu nebevi müjdeleri işiten mü’min nasıl olur da ömrünü öğrenmeye ve öğretmeye vakfetmez.

Rasulüllah sallalahu aleyhi ve sellem Efendimizin güzide ashabından Muaz b. Cebel, okuyup okutanlar hakkında şunları söylemiştir:

“Okuyun, öğrenin zira Allah için ilim edinmek Allah’a karşı tazim ve ibadettir. Müzakeresi teşbih, mubahesesi mücahededir. Bilmeyene öğretmek sadaka, liyakatlisine bolca okutmak Allah’a yakınlıktır. İlim yalnız ve kimsesiz yerlerde sıkıntıyı gideren bir arkadaş, doğru yola kılavuz, zorlukta kolaylık ve sabır merci’idir.

İlim dostlar yanında vezir, yabancılara yakınlıktır. Cennet yoluna ışık tutar. İlim sayesinde Allah Teâlâ bir kısım insanları yükseltir. İyi işlerinde, izlerinden gidilen rehber ve öncü yapar. İyilikleri anılır, eserleri kalır.

Melekler onları sever ve kanatlarını üzerlerine gererler. Yaş ve kurudan her ne varsa denizdeki balıklar, karadaki canlı varlıklar, ay ve yıldızlara varıncaya kadar her şey âlimler için Allah Teâlâ’dan mağfiret diler. Çünkü ilim kalp gözünü açar, karanlıkta gözlere ışık saçar, zayıflıkta bedene kuvvet verir, insanı yüksek mertebelere ve ebrar derecesine ulaştırır. İlmi tefekkür, gündüz orucuna ve gece ibadetine denktir. Allah Teâlâ’ya itaat, ibadet ve tevhit, saygı, şüpheli şeylerden korunmak, sılayı rahimde bulunmak ilim ile olur. Helal ve haram ilim ile bilinir. İlim öncüdür, amel ise ondan sonra gelir. İyilere ilham olur, fenalar ondan mahrum olur.”

Hz. Ali radıyalahu anh:

“Ey Kümeyl! İlim maldan hayırlıdır. Çünkü malı sen koruyacaksın, fakat ilim seni korur. İlim hâkim, mal mahkûmdur. Mal sarf etmekle azalır, ilim sarfiyatıyla çoğalır.” buyurmuştur.

Yine Hz. Ali radıyalahu anh:

“Bir alim, gündüzleri oruçlu olduğu halde harbeden, geceleri de ibadetle geçiren mücahid abitten daha üstündür. Bir alimin ölümü ile İslam aleminde açılan boşluğu, onun gibi yetişecek bir alimden başkası dolduramaz.” demiştir.

Rivayetlerde de görülmektedir ki, ilmin fazileti saymakla bitmez. İlim sebebiyle âlimin de fazileti kat kat artmaktadır.

Dünyayı ve içindekileri değerli kılan ancak ve ancak ilimdir.

Rasulüllah sallalahu aleyhi ve sellem Efendimizin:

“Allah’ı hatırlatan ve Allah’a yaklaştıran cihetleriyle, öğreten ve öğrenenden başka, dünyada her ne varsa melundur.” (Tirmizi, İbn-i Mace) buyurmaktadır.

Dünya ilimle güzel, ilimle mamur, ilimle kıymetlidir. İlim de sahibine ulaştırıyorsa kıymetlidir.

Allah’ı hatırlatan, Allah’a yaklaştıran, netice itibariyle Allah’a ulaştıran ilim amacını gerçekleştirmiştir. İşte gerçek muallimler de bu ilimlere en güzel şekilde öğrenip öğretenlerdir.

İşte peygamber varisi bu âlimleri yetiştirmek tüm Müslümanlara farz-ı kifayedir. Bu âlimler yetiştirilmez ise tüm Müslümanlar mesuldür, sorumludur, vebal altındadır. Bu öyle bir sorumluluktur ki düşmanlarla savaş bile Müslümanların bu sorumluluklarını terk ve tehire sebep olamaz.

Rabbimiz:

“Müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminde bir gurup dinde (dînî ilimlerde) geniş bilgi elde etmek ve kavimleri (savaştan) döndüklerinde onları ikaz etmek için geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar.” (Tevbe, 122)

Rabbimizin haber verdiğine göre Müslümanların top yekûn savaşa çıkmaları doğru değildir. Bir kısmı vatan savunması için istihdam edilirken bir kısmının da dinini güzelce öğrenip cihattan dönenlere Allah celle celaluhu ahkâmını öğretmelerini salık vermektedir.

Rasulüllah sallalahu aleyhi ve sellem Efendimizin:

“İslamiyeti okurken ölen kimse ile Peygamberler arasında bir derecelik fark vardır.”(Darimi) buyurmuştur.

Diğer bir hadisi şerifte ise “Kıyamet gününde âlimlerin mürekkebi ile şehitlerin kanı tartılır, âlimlerin mürekkebi şehitlerin kanından ağır gelir.” (Suyûti, el Câmiu’s Sağir) buyrulur

Rasulüllah sallalahu aleyhi ve sellem Efendimizin, mübarek sözlerinde âlimin ölümü ilmin kaldırılmasına, ilmin kaldırılması da kıyametin kopuşuna vesile olacağını haber vermiştir. Bildiği ile amel edene, Allah celle celaluhu bilmediğini de öğretir. İlmi ile amil ihlâslı ve samimi âlimler, toplumların paratonerleridir. Toplumların üzerine inecek bela ve musibet yıldırımlarının yıkımının önlenmesine vesiledirler.

İlim ve hikmet, kulu rotasından saptırmayan iki önemli rehberdir. Cehalet hem fani hem baki hayatın mahvolmasıdır. Kul için en lüzumlu bilgi, yaratılış amacını öğreten ve ona uygun hareket etmeyi sağlayan bilgidir. Kul, ne dünyasına ne de ukbasına faydası olmayan ilimlerden Allah celle celaluhuya sığınmalıdır. Çünkü bu ilim ihya etmez, imha eder.

Rızkın taksim olunduğu gibi ilimler de taksim olunmaktadır. Rabbimiz, rızkı dilediğine verirken, ilmi dileyene vermektedir. Denilmiştir ki ilim, fakirlikte servet, zenginlikte ziynettir. Bilgini isyanla kirletme. Sonra bilginler ilmin aydınlığında yollarına devam ederken sen isyanın karanlığı içinde kalırsın. İlmin kıymetini bil ki başkalarına bildiresin.

İmam Malik çocuklarının okutulmasını isteyen Harun Reşit’e, “İlim kimsenin ayağına gitmez. İlmin olduğu yere gidilir.” der. Bunun üzerine Harun Reşit, çocuklarının İmam’ın ders halkalarına katılmalarını ister.

“Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur.” (Bakara, 32)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ocak 2012

Sayı: 282

İlkadım Arşiv