Öşür
Ekim 2016 Mehmet ŞENTÜRK A- A+
A- A+

Öşür

Öşür vergisi kitap, sünnet ve icmâ delillerine dayanır. Tahıl ve meyvelerde zekâtın gerekli olduğu, Kur’an-ı Kerim’de ifade edilmektedir. “Ey iman edenler, kazandıklarınızın temizlerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarf edin.” (Bakara, 267) Ayetteki; “kazandığınız şeylerden” maksat ticaret malları olup bunların zekâtı söz konusudur. “Size yerden çıkardığımız” şeylerden maksat ise tarım ürünleri olup, bunların da öşrü kastedilir (es-Serahsî, el-Mebsût, III, II). Başka bir ayette bazı ürünlerden şöyle söz edilir: “Çardaklı ve çardaksız bağları, tatları çeşitli ekin ve hurmaları, zeytin ve narı birbirine benzer ve benzemez şekilde yaratan O’dur. Ürün verdiği zaman ürününden yiyin. Devşirildiği ve biçildiği gün de hakkını verin.” (En’am, 141). İbn Abbas (ö. 68/687) ve Enes b. Mâlik’e (ö. 91/717) göre buradaki “hak”tan maksat, farz olan zekât olup, bu da onda bir veya yirmide bir nispetinde alınır.

 

Hadislerde şöyle buyrulur: “Toprağın bitirdiği mahsulde onda bir zekât vardır.” (es-Serahsî, a.g.e., III, 2). “Nehirlerin ve yağmur sularının suladığı mahsullerde öşür (onda bir); hayvanla sulanan mahsullerde yarım öşür (yirmide bir) vardır.” (Sahîh-i Müslim, terc. ve şerh. Ahmed Davudoğlu, İstanbul 1977, V, 280) Öşür yükümlüsünün Müslüman olması gerekir. Gayrimüslimlerden öşür vergisi alınmaz. Mümeyyiz ve gayri mümeyyiz küçüklerle akıl hastalarının ürünleri de arazi, öşür arazisi olunca öşre tabidir. Çünkü öşür bir ibadet olmaktan çok, nimetin külfeti kabilinden sayılmıştır. Hâlbuki öşür dışındaki diğer zekât yükümlülerinin akıl ve bâliğ olmaları şarttır. Bu konuda ibadetle yükümlü olmayanların zekâtla da yükümlü olmayacakları prensibi benimsenmiştir. (es-Serahsî, a.g.e., III, 4; İbn Nüceym, el-Bahru’r-Râik, el-Matbaatül-İlmiyye, (t.y), II, 254) Öşür, nimetin külfeti ve verimli toprağın ürünü üzerinden alınan bir vergi olduğu için, İslam devleti tarafından zorla alınıp mahalline sarf edilebilir.

 

Hangi çeşit toprak ürünlerine öşür gerekir?

 

Ebû Hanîfe’ye göre toprağın bitirdiği her çeşit ürüne onda bir veya insan eliyle sulama vb. masraf yapılmışsa yirmide bir zekât gerekir. Tahıl, sebze, meyve gibi... Bu konudaki ayet ve hadisler umum (genellik) bildirir. Ayette şöyle buyrulur: “Topraktan sizin için çıkardığımız mahsulden (zekât) veriniz.” (Bakara, 267). Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: “Yağmur suyu ile sulanan yerden çıkan mahsulde öşür vardır.” (Buhârî, Zekât, 55; Müslim, Zekât, 8; Ebû Dâvud, Zekât, 5,12; Tirmizî, Zekât,14)

 

Odun, kamış, ot ve saman gibi şeyler genellikle kendiliğinden yetiştiği veya ziraattan maksat bunları ekip biçmek olmadığı için öşre tabi bulunmazlar. (es-Serahsî, el-Mebsût, III, 2) Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre, özel bakım gerektirmeden, bozulmaksızın bir yıl kalabilen, ölçü veya tartı ile alınıp satılan mahsullerde öşür gerekir. Ancak dayanıklı olmayan ve uzunca süre bozulmadan kalamayan sebzelerle kavun, karpuz ve hıyar gibi ürünlerde öşür yoktur. (es-Serahsî, a.g.e., III, 2-4) Bir araziden hem öşür, hem vergi veya haraç birlikte alınmaz. İmam Şâfi’ye göre, topraktan çıkan, biriktirilebilen, gıda maddesi yapılan ve insan eliyle yetiştirilen buğday, arpa, pirinç, mercimek gibi tarım ürünlerinde öşür gerekir. (es-Seyyid Sabık, a.g.e., I, 295, 296)

 

Toprak ürünlerinin öşre tâbi olması için belirli bir nisap miktarı konulmuş mudur? Çok az miktarda çıkan ürünlerden de öşür vermek gerekir mi?

 

Ebû Hanîfe’ye göre; öşür toprağından çıkan ürün az olsun çok olsun, özel sulama yapılmamışsa, yani yağmur veya nehir suları ile sulanmışsa onda bir; dolap, su motoru, baraj ve benzeri teknik vasıtalarla sulanan toprak ürünlerinden ise yirmide bir nispetinde zekât alınır. Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre, toprak mahsulleri beş vesk yani bir tona kadar zekâttan muaftır. Hadiste “Beş vesk’ten az olan mahsulde zekât yoktur.” (eş-Şevkânî, Neylül Evtâr, IV, 126,138; Buhârî, Tecrîd-i Sarih (Terc.), V, 32, H. No: 692) buyrulur. Bir vesk, 200 kiloluk bir ağırlık birimidir. Öşür, mâlî bir hak olup, Allah’ın teklif etmesiyle vacip olmuştur. Bu yüzden diğer zekât nisabında olduğu gibi burada da nisaba itibar edilir. Ebû Hanîfe ise öşrü, ziraat yapılabilen toprağın külfeti sayar ve bu yüzden nisabı gerekli görmez. Yukarıdaki beş vesk hadisini de ticaret mallarının zekâtı ile ilgili olarak kabul eder. (es-Serahsî, a.g.e., III, 3)

 

Öşür, araziden elde edilen ürünün tamamı üzerinden verilir. Ekip, biçme ve sulama masrafları, yükümlünün diğer borçları veya aslî ihtiyaçları dikkate alınmaz. Zaten masraflı bir tarım yapılmışsa -sulama, gübreleme gibi- zekât miktarı yirmide bir’e düşeceği için, masraf fazlalığı bu yolla giderilmiş olur. Bir yıl içinde birden fazla ürün elde edilirse, her ürün için ayrı ayrı öşür gerekir. Kısaca tarım ürünlerinin öşrü için yıllanma zorunluluğu yoktur. (İbnül Hümâm, Fethul Kadîr, II, 8-9; el-Fetâvâyı Hindiyye, I, 187)

 

Öşür, topraktan yararlanmanın bir karşılığı olduğu ve nimete karşılık bir külfet kabilinden sayıldığı için, bunun İslam devleti aracılığı ile toplanması ve Tevbe suresi 60. ayette belirlenen yerlere sarf edilmesi asıldır. Zekâta tabi mallar bâtınî ve zahirî olmak üzere ikiye ayrılır. Nakit paralarla, altın, gümüş; evlerde veya mağazalarda bulunan ticaret malları bâtınî çeşidine girer. Bunların zekâtı İslam’ın ilk devirlerinde devlet tarafından toplanıp, gerekli yerlere sarf edilirken; Hz. Osman devrinden itibaren sahiplerinin diyânetine bırakılmıştır. Zekât yükümlüsü, bunların zekâtını yoksullara bizzat verir. Ancak bu hükme uymadıkları ortaya çıkarsa, İslam Devleti zekâtı zorla alıp, yoksul ve muhtaçlara dağıtabilir. Hz. Ebu Bekir, hilâfeti zamanında zekât vermek istemeyenlere karşı savaş açmıştır.

 

Sonuç olarak, insan eliyle yetiştirilen ve ekonomik değeri olan tüm tarım ürünlerinin prensip olarak onda bir veya yirmide bir oranında zekâta tâbi olması daha uygundur. Hadis-i şeriflerde bazı tarım ürünü çeşitlerinin isim olarak belirtilmesi “örnek kabilinden” sayılabilir. Amaç, toprakta insan emeğiyle yetiştirilen ürünlerin bir bölümünden yoksul kesimi yararlandırmak ve bu arazilerden yararlananlara bir vergi yükü getirmek olduğuna göre, bu prensibi tüm toprak mahsullerine uygulamak gerekir. Toprak sahibinin yoksulluk sınırını aşması için bir ton’luk nisap muâfiyetinden yararlandırılması da hakkaniyete uygun düşer. Buraya kadar anlatılanlar ışığında öşürle ilgili aşağıdaki hususları zikredebiliriz.

 

ü  İmameyn’e göre (İmam Yusuf, İmam Muhammed) arazi ürünlerinde nisap miktarı dokuz yüz elli kilodur. Bu nisap miktarına ulaşmayan arazi ürünlerinden öşür alınmaz. Yine İmameyn’e göre elde bir sene kalmaya dayanıklı olmayan sebzelerden de öşür alınmaz. Ancak bunların alım satımından dolayı elde edilen miktar nisaba ulaşır veya bu miktar ile diğer zekâta tabi ticaret malları, nakitler, altın ve gümüşün toplamı nisap miktarına ulaşırsa zekâtı verilir.

ü  Zeytin, susam tanelerinden şayet öşür verilmiş ise bunlardan elde edilen yağları için tekrar öşür alınmaz. Keza üzümler yaş iken öşrü verilmiş ise, pekmezler için yeniden öşür verilmez.

ü  Öşürde esas arazidir. Yoksa o araziye sahip olan kişi değildir. O bakımdan böyle bir arazi vakfedilse veya mülkiyeti deliye ait bulunsa yine bu arazinin ürününden öşür alınır.

ü  Bir araziden yılda iki kere veya daha fazla ürün alınsa her alınan ürün için ayrı ayrı öşür verilmesi icap eder.

ü  Öşrü verilen ürünlerin ayrıca zekâtı verilmez.

ü  Öşre tabi olan ürünlerin üzerinden bir yıl geçmesi gerekmez. Ürünler olgunlaşıp elde edildikten hemen sonra öşürleri verilir.

ü  Öşür verilirken, tohumlar, işçi ücreti ve masraflar üründen çıkarılmaz. Tohum ve masraflara bakılmadan elde edilen ürünün öşrü verilir. Meselâ bir çiftçi tarlasından yüz ton patates elde etse. Bu patates için dört ton tohum kullansa, işçi çalıştırsa vb. masraflar yapsa. Bu yüz ton patatesten dört ton tohumu ve diğer masrafları düşerek kalan patatesten öşür vermesi caiz olmaz. Yüz ton patatesin tamamının öşrünü vermesi gerekir.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ekim 2016

Sayı: 339

İlkadım Arşiv