Eylül 2016 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

O, Tuzak Kurucuların En Hayırlısıdır

Darbeler, muhtıralar… Ülkemizin tarihinde çok önemli yeri olan bu olayların ortak yanı da belli. Seçilenleri atananların beğenmemesini kullanan üst akıllar, zinde güçler. Bunların merkezi önce İngiltere, şimdilerde ise ABD’dir. Zinde güçlerin diğer ülkelerle ilgili planlarından biri “yönetim ile halkın düşünce ve hedeflerinin farklı olmasıdır.” Yönetimdekiler fikirlerini halka dayatmak ister ve baskı uygularlar.

Yönetim halkla didişir durur. Bu durumda kimse büyük düşünemez, büyük planlar yapamaz. Eğer yöneticiler halkıyla barışık olur, aynı düşünür, aynı hedefe beraber ve bir olarak gitmek isterlerse o zaman zinde güçler devreye girer ve darbe dâhil her planı devreye sokarlar. ‘Stratejik araştırma, ‘think tank’ gibi gruplara ödevler verilir. Kim ne derse desin şu anda Türkiye’de halkıyla anlaşan bir yönetim ve lider var. Bu da zinde güçleri rahatsız ediyor.

R. Tayyip Erdoğan kazanınca Türkiye’de neler olabilir? ABD, AB, Rusya ve Ortadoğu ile ilişkileri nasıl olacaktır? 2023, 2071 hedeflerinin anlamı ne? Milletinin ufkunu nasıl açıyor? Milleti onu niçin bu kadar seviyor? Bu sevgi nasıl nefrete dönüştürülür? Bunun için hangi planları yapmalıyız? Yapılacakları değil yapılanları sıralayalım:

Araba kapı kilitlenmesi olayı: Bu ülkenin Başbakanı bir araç içerisinde kaldı. 2006’da rahatsızlanan Erdoğan’ı hastaneye getiren korumalar, aracın anahtarının içerde kalması ve kapıların otomatik olarak kilitlenmesi üzerine oradaki inşaat işçilerinin balyozu ve kesici aletlerle camı kırarak Erdoğan’ı sedye ile Güven hastanesine kaldırdılar. Bilinci kapalı bir şekilde hastaneye kaldırılan Erdoğan, “Üşüyorum üstümü örtün” diyordu…

27 Nisan 2007 Muhtırası: Dönemin Genel Kurmayının, cumhurbaşkanlığı seçimine, meclis, dolayısıyla millet iradesine müdahale amacıyla kamuoyuyla paylaşılan muhtıraya Tayyip Erdoğan Hükümeti aynı sertlikle cevap verince muhtıracılar geri atmak zorunda kaldı. Görünen o ki seçilenler millete, millet de seçtiğine sahip çıkıyordu. Nitekim aynı yıl erken seçimde Tayyip Erdoğan’ın Ak Parti’si oyunu artırarak iktidarını sağlamlaştırdı ve muhtıracılara, onlara destek olanlara, kesim cevap verdi, oyunu bozdu.

MİT Krizi (Tertipler): 30 yıldır süren terörü bitirmek ve akan kanı durdurmak üzere MİT aracılığıyla İmralı ile doğrudan görüşmeler başlamıştı. Dönemin başbakanı Erdoğan'ın görevlendirdiği MİT ekibi görüşmelerde ciddi bir aşamaya gelmişti. Barıştan korkanlar, kandan beslenenler hemen devreye girdi. İlk etapta stratejik hedef olarak görülen MİT Müsteşarı Hakan Fidan için hazırlanan plan yürürlüğe kondu. 7 Şubat 2012’de MİT Müsteşarının özel hattını arayan özel yetkili savcı Sadrettin Sarıkaya, “İfade vermek üzere makamıma bekliyorum” dedi. Oslo’da görüşmeleri sebebiyle suçluyordu. Fidan, Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ı aradı, ulaşamadı. Cumhurbaşkanı Gül’ü aradı, anlattı, ‘önerisini’ sordu. Gül, “Bence ifadenizi verin, bir problem çıkacağını sanmıyorum” dedi. Başbakan Erdoğan, Hakan Fidan’a dönüp durumu öğrenince Fidan’dan kesinlikle ifade vermeye gitmemesini istedi. Buradan Başbakan’ın farklı bir durum sezdiğini, ferasetiyle oyunu fark ettiğini söyleyebiliriz.

Başbakan’ın görüşme sonrası ani bir hamleyle AK Parti grubuna hasta yatağından verdiği talimatla hazırlanan bir yasa teklifiyle MİT görevlilerinin ifadesi Başbakan’ın iznine bağlanıyordu. Teklif jet hızla yasalaştı. MİT’çiler ifade vermeye gitmedi.

Şimdi büyük resme bakalım: Şayet Başbakan Erdoğan, savcının Hakan Fidan’ı aradığı saatlerde ameliyata alınmış olsaydı; MİT Müsteşarı, Başbakan’la telefonda görüşemese ve Gül’ün tavsiyesiyle ifadeye gitseydi ne olurdu? Fidan ve diğer MİT mensupları tutuklanırdı. Arka sıra savcının başlattığı KCK soruşturması Başbakan’a kadar uzanacaktı. Çünkü planı hazırlayanlar sır gibi saklanan ameliyatı gün, saat olarak çok iyi biliyorlardı. MİT planı, Erdoğan’ın ameliyat günü ve saatinin tesadüfen değiştirilmesiyle kırılmış olabilir. MİT krizi sonrası paralel yapının faaliyetleri bir bir açığa çıkarılmaya başlandı. Etkin bir mücadele için gerekli adımlar atıldı.

Gezi Olayları (Tertibi): İstanbul Belediyesinin, Taksim’deki düzenlemelerine karşı başlatılan 40-50 kişilik protesto ile Gezi olayları başlamıştır. 15 gün süren ve tüm Türkiye’ye yayılan Gezi gösterilerinin bir provokasyon olduğu, hedefinin ağaç ya da Taksim’i korumak olmadığı, R. Tayyip Erdoğan’ı devirmek olduğu anlaşılmıştır. Tıpkı Cemaat olayında olduğu gibi bu olaylarda da Recep Tayyip Erdoğan tek ve yalnız kalmıştı. Bu, 27 Nisan askeri muhtırasından sonra bir sivil darbe teşebbüsü idi. Ama Başbakanın kararlılığı oyun bozdu. İçerden ve dışarıdan “Tayyip gitti” diyenlerin hevesleri kursaklarında kaldı.

14- 27 Aralık Girişimi (Tertibi): 17 Aralık 2013 sabahı, Cumhuriyet Savcısı Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç’in talimatıyla birçok kişinin gözaltına alındığı büyük bir operasyon başlatıldı. 25 Aralık’ta başka bir operasyon başladı. Savcı M. Akkaş tarafından yürütülen soruşturmada 96 kişiye yöneltilen suçlamalar arasında ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek, ihaleye fesat karıştırmak ve rüşvet’ bulunuyordu. Operasyonu Zekeriya Öz koordine ediyordu. Savcı Akkaş, birçok iş adamının da aralarında bulunduğu 41 kişilik gözaltı listesi hazırladı. Malvarlıklarına el koyma kararı çıkarttı. Muhalefet sözde soruşturmaya balıklama atladı ve hemen R. Tayyip Erdoğan’ın infazına karar verdi. Ses kayıtları, görüntüler gırla gidiyordu. Herkes “ne oluyor?” diyordu.

Başbakan R. Tayyip Erdoğan, soruşturmayı, hükümeti ve ekonomiyi hedef alan siyasi bir operasyon olarak yorumladı ve bunu devleti ele geçirmek isteyen ‘Paralel Yapı’nın darbe girişimi olarak vurguladı. Çok net olarak dedi ki: “Bu yapılanmanın ‘üstü ihanet, ortası ticaret, aşağısı ibadet’tir. Aşağıdaki samimi kesim yani ibadet, hizmet ehli bunlarla yollarını ayırt etsinler.” Ne yazık ki 15 Temmuz’da bu doğrulandı.

Operasyonun Gülen Cemaati tarafından yürütüldüğü belirtildi. Başsavcılık, yaklaşık 11 ay süren incelemenin ardından, 17 Ekim 2014’te dosyayla ilgili takipsizlik kararı verdi. Operasyonu soruşturan savcılar, “25 Aralık soruşturmasının hukuki bir soruşturma görünümü altında TC hükümetini cebren ortadan kaldırmaya ve engellemeye yönelik bir teşebbüs” darbe girişimi olduğunu belirtti.

15 Temmuz 2016: Yukarıda saydıklarımızı alt alta sıralarsak bir şey ortaya çıkıyor. Bütün teşebbüslerin arkasında Gülen Cemaati yani “Paralel Devlet Yapılanması” var. Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle de mücadele kızışmış artık. FETÖ, Cumhurbaşkanı’na darbe yapmanın zamanının geldiğini elemanlarına bildirmiş ve planlar da çizilmişti. Ama Allah tuzak kurucuların en hayırlısı idi. Onların planlarının üstünde bir plan vardı ve diğer darbe girişimleri gibi bu da başarısız olmuştu. Şu kadar ki bu girişim çok kanlı olmuş, asker askerle, polisle en önemlisi halkıyla savaşmıştı. Milletin parasıyla okuyanlar, milletin parasıyla alınan tankları, topları, uçakları yine millete çevirmişti. Ancak ak ile kara da seçilmişti. Bu ihaneti herkes hatta muhalefet de fark etmişti. Artık cumhurbaşkanı suçlanmıyordu.

Şimdi girişim kısmen engellendi. Bu işin suyu çıkarılmasın. Olay basitleştirilip, magazinleştirilmesin. Müslümanlar da olayın dedikodu tarafını bırakıp “Biz neler yapabiliriz?” diyerek hizmet alanına dönsün. Allah’ın nizamını hâkim kılmak için az konuşup çok çalışma zamanıdır. Hizmet alanları ve imkânları o kadar çoğaldı ki… Selam ve dua ile...

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Eylül 2016

Sayı: 338

İlkadım Arşiv