A- A+

Nezafetten Taharete İmandan İhsana İslam'da Temizlik Anlayışı

“İslam temizlik dinidir.” sözü dilimize pelesenk olmuş ifadelerden biridir. Ancak temizlik deyince aklımıza ilk olarak maddi temizlik gelir. Bunun en temel sebeplerinden biri, hiç şüphesiz, temizlik kelimesinin Türkçemizdeki akla gelen ilk manasıdır. Diğer taraftan bir kelime veya kavram üzerinde düşündüğümüzde, doğal bir refleks olarak, onun somut, maddi, görünen karşılığı ilk olarak gündeme gelmektedir. Bütün bu ve daha da uzatılabilecek sebeplerden dolayı “İslam temizlik dinidir.” mottosunu genellikle maddi temizlik; beden, elbise, mesken, çevre vs. temizliği olarak algılar ve anlamlandırırız.

Türkçemizdeki temizlik kelimesinin bu ilk ve temel manası, yani somut varlıkların temizliği anlamı kelimenin başına getirilen bir takım sıfatlarla soyutlaştırılabilmektedir. Bu çerçevede kalp temizliği, ruh temizliği, gönül temizliği gibi kelime tamlamaları somut, maddi, görünen şeylerle ilgili olan temizlik kavramını soyut, manevi, görülmeyen alan için de kullanılır hale getirmektedir.

Ancak Kur’ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîflerin dili olan Arapçada durum biraz daha farklıdır. Bizim “temizlik” diye dilimize çevirebileceğimiz/çevirdiğimiz, aralarında önemli nüanslar bulunan kelime ve kavramlar vardır. Bu çerçevede Kur’an-ı Kerîm’de kullanılan “temizlik” kök anlamına sahip kelimelerin başında “tahâret” sözcüğü gelmektedir.

Temizlik anlamında Arapçada kullanılan iki temel kelime vardır. Bunlar en-Nezâfetu (النظافة) ve et-Tahâretu (الطهارة) kelimeleridir. Ancak Kur’an-ı Kerîm’de nezâfet kelimesi hiçbir yerde geçmemektedir. Demek ki Kur’an bu iki kelimeden tahâret kelimesini tercih etmiştir.

“Bu iki kelime arasında ne gibi bir fark vardır?” sorusunun cevabını aradığımızda, ilginç bir takım değerlendirmeleri bulmaktayız. Dil âlimlerinden Ebū Hilāl el-‘Askerī (ö.395/1005 civarı), tahâret ile nezâfet kelimeleri arasındaki farkı şu şekilde izah etmektedir:

“Tahâret kelimesinin ifade ettiği temizlik, huy temizliği veya manevi temizlik anlamındadır. Çünkü bu tür temizlik kusurların yok olmasını gerektirir. Birisi için “Falan kişi temiz bir ahlaka sahip” cümlesi “فلَان طَاهِر الْأَخْلَاق” şeklinde ifade edilir. Aynı şekilde “Mü’min övülmüş tüm hasletleri topladığı için hem temizdir hem de temizlenmiştir.” manasında “الْمُؤمن طَاهِر مطهر” cümlesini kurarsın. Kâfir ise bu hususta mü’minin zıttı olduğu için “kâfir necistir” denilir. Yine elbise veya beden temizliğini ifade etmek için “طَاهِر الثَّوْب والجسد” ifadesi de kullanılır. Nezafet ise manevi temizlik anlamında kullanılmaz. Sadece yaratılış ve elbise temizliği gibi maddi temizlik anlamında kullanılır. Bu çerçevede temiz yüzlü anlamında “نظيف الصُّورَة”; elbise veya beden temizliği anlamında ise “نظيف الثَّوْب والجسد” ifadesi kullanılır. “نظيف الْخلق” ifadesi temiz ahlaklı manasında kullanılmaz .

Görüldüğü gibi nezafet ve taharet kelimeleri arasında önemli bir nüans bulunmaktadır. Buna göre taharet kelimesi hem maddi hem de manevi temizlik anlamına gelmekteyken, nezafet kelimesi sadece maddi temizlik için kullanılmaktadır. Bu bilgiyle birlikte konuya yaklaşıldığında, Kur’an’da neden nezâfet kelimesinin kullanılmadığı daha net olarak anlaşılabilmektedir. Dinde maddi temizlik hiçbir zaman nihai hedef değildir. Asıl olan maddi temizliğin yanında manen de kişinin temizlenmesidir. Bu kelimenin kullanıldığı Kur’an ayetlerine daha yakından bakmak meseleyi daha da açıklığa kavuşturacaktır.

Kur’an’da Tahâret

Kur’an-ı Kerîm’de “tuhûr/ طهور” mastarından türemiş kelimelerin 25 farklı ayette kullanıldığı görülmektedir.  Bu 25 ayette sadece maddi temizlik anlamında kullanımın olmadığı söylenebilir. Ancak ayetlerin çoğunda tahâret kelimesi manevi temizlik manasında kullanılmaktadır. Maddi temizlik ifade eden ayetlerdeki kullanımlar şu şekilde gösterilebilir:

1-   Bakara Sûresi’nin 222. ayetinde kadınlarla özel hallerinde birlikte olmak yasaklanmakta ve bu yasağın temizlendiklerinde ortadan kalkacağı ifade edilmektedir. Ayetin orijinal ifadeleri şu şekildedir:

وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتّٰى يَطْهُرْنَ فَاِذَا تَطَهَّرْنَ فَاْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ اَمَرَكُمُ اللّٰهُ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّابٖينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرٖينَ
“Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.”

Bu ayette kadınların özel hallerinin sona ermesi akabinde boy abdesti almaları temizlenmek olarak ifade edilmektedir. Dolayısıyla ilk bakışta bu ayet maddi temizliğe işaret ediyor görünmektedir. Ancak Allah Teâlâ ayetin sonunda “Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever” ifadeleriyle maddi temizliğe manevi bir anlam yükleyerek tevbe etmek suretiyle temizlenmek, arınmak manasında yine tahâret kökünden türemiş olan الْمُتَطَهِّرٖينَ kelimesini kullanmış ve ayetin sadece maddi temizliğe değil, daha ötesinde manevi bir temizliğe işaret ettiğini ortaya koymuştur. Diğer taraftan boy abdesti denilen gusül ile yapılan temizlik sadece maddi bir temizlik değildir. Bu temizlik İslâmi literatürde hadesten tahâret olarak ifade edilmiştir. Hades ise maddi bir pislik değil, daha çok manevi kirliliği ifade etmektedir. Aksi takdirde, sadece maddi bir temizlik olsa idi, kirlenen uzuvların yıkanması emredilirdi.

Oysaki gusül abdestinde bütün vücut temizlenerek, maddî temizlik alanı genişletilmiş ve manevi bir temizlik gerçekleştirilmiş olur. Nihayetinde tamamen maddi bir temizliğe işaret ettiği düşünülen bu ayetin sadece maddi değil, belki de daha önemlisi manevi bir temizliğe işaret ettiği söylenebilir.

Maide Sûresi’nin 6. ayetinde de yine aynı konuya bu kez erkekler üzerinde işaret edilerek şöyle buyrulmaktadır:
وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعٖيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْدٖيكُمْ مِنْهُ مَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ يُرٖيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
“Eğer cünüp iseniz, iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (teyemmüm edin). Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.”

Görüldüğü gibi ayette cünüplükten temizlenme maddi bir temizlik olarak ele alınmakta ve ilk planda su ile bu temizliğin yapılması istenmektedir. Bu itibarla bu ayetteki tahâret kökünden türemiş olan فَاطَّهَّرُوا ifadesi sadece maddi bir temizlik olarak algılanabilir. Ancak ayetin devamında şayet su bulunmazsa toprak ile teyemmüm edilmesi emredilmektedir. Bu durum ise cünüplükten temizlenmenin sadece maddî bir temizlik anlamına gelmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü ellerin toprağa sürülerek uzuvların mesh edilmesinin maddi bir temizlik olduğunu söylemek zordur.
Yine sadece maddi bir temizlikmiş gibi algılanabilecek bir diğer ayet Müddessir Sûresi’nin 4. ayetidir. İlk inen ayetlerden olduğu ifade edilen bu ayette Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ
“Ve elbiseni artık temizle.”

Yine ilk bakışta elbise temizliğine işaret ettiği düşünülen bu ayetteki ثياب kelimesinin elbise manasına geldiği bilinmektedir. Ancak Taberî bu ayetin tevili konusunda insanların ihtilaf ettiğini ifade ederek şu yorumların yapıldığını kaydetmektedir:

1-   Elbiseni temizle ifadesinden kasıt, günahlardan arın demektir. Bu görüş İbn Abbâs, Katâde ve İkrime’ye nisbet edilmektedir. Katâde, Arapların sözünde durmayan, ahdine vefa göstermeyen kişiler için “أنه دَنِسَ الثياب” “onun elbisesi pistir” ifadesini kullanırken, sözünde duran kişiye de “مطهَّرالثياب” “elbisesi temiz” denilmektedir.
2-   Giydiğin elbisen temiz olmayan bir kazançtan elde edilmiş olmasın. Bu yorum da İbn Abbâs’a nisbet edilmektedir.
3-   “Amelini ıslah et!” demektir. Tâbiîn nesline mensup Mücâhid’den bu yorum aktarılmaktadır. Ebû Rezîn ise Arapçada çirkin işler yapan kişi için “فلان خبيث الثياب” o kişinin elbisesi pistir; güzel işler yapan kişi içinse “فلان طاهر الثياب” denildiğini kaydetmektedir.
4-   “Sen kâhin ve sihirbaz değilsin, bunu diyenlerden uzaklaş” demektir.
5-   “Elbiseni su ile yıka, pislikten temizle” demektir. Bu görüşleri kaydeden et-Taberî, ayetin zahiri olarak anlaşıldığı son yorumun Muhammed b. Sîrîn ve Ebû Zeyd tarafından yapıldığını, ancak selefin çoğunlukla bu ayeti manevi bir temizlik olarak anladığını kaydetmektedir.

Görüldüğü gibi bu ayetteki “elbiseni temizle” ifadesinin maddi temizlik şeklinde anlaşılması aslında istisnai bir yorumdur. Çoğunluk, ayetin manevi temizliğe işaret ettiğini kabul etmektedir. Dolayısıyla ilk bakışta tamamen maddi bir temizliğe işaret ediyormuş gibi görünen bu ayetin de maddi temizlikle birlikte ve daha çok manevî bir arınmaya işaret ettiği söylenebilir.

Diğer ayetlere bakıldığında tahâret kelimesi; tertemiz eşler , Kâbe’nin maddi ve manevi pisliklerden temizlenmesi , verilen öğütler ve gereğince amel edilmesi , Hz. Meryem’in pisliklerden uzak tutulması , Hz. Îsâ’nın inkârcıların ithamlarından temize çıkarılması , Allah’ın kalpleri temizlemesi , Hz. Lût ve ailesinin yapılan iğrençliklerden kendilerini uzak kabul etmeleri , zekât ile yapılan temizlik , günahlardan arınma , günahtan  veya günaha düşme ihtimalinde  uzak, daha uygun , kötü niyetli varlıkların müdahalelerinden uzak , cennette ikram edilecek maddi ve manevi kirlerden uzak içecekler  şeklinde manevi temizliğe işaret edilerek kullanıldığı görülmektedir.

Velhâsıl Kur’an-ı Kerîm’de temizlik denilince maddi temizlikten öte manevi olarak; günahların en büyüğü olan şirkten, diğer günahlardan, iftiralardan, kötü niyet ve fiillerden uzaklaşma ve kalbin bu tür “pisliklerden” temizlenmesi üzerinde durulduğu söylenebilir. Bu noktada Kur’an’da insanın bu tür manevi pisliklerden arındırılması görevinin Hz. Peygamber’e verildiği de anlatılmaktadır. Âl-i İmrân sûresini 164. ayetinde Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
لَقَدْ مَنَّ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولًا مِنْ أَنْفُسِهِمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

“And olsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.”

Ayette Hz. Peygamber’in “mü’minleri arıtıp tertemiz yapma”, orijinal ifadesiyle nefislerini tezkiye etme gibi bir görevinin de bulunduğu ifade edilmektedir. Tezkiye kelimesi bir şeyin içindeki pislikleri çıkarma, onu tertemiz, saf bir hale getirme anlamına gelmektedir. Bu çerçevede kalpte olan en büyük pislik şirk ve küfür olduğu için günümüze ulaşan en eski tefsir olan Mukâtil b. Süleymân’ın tefsirinde bu ifade “onları şirk ve küfürden temizler” şeklinde yorumlanmıştır.  Taberî ise “onları Allah’a ittiba etmek, emir ve yasaklarında ona uymak suretiyle günahlarından temizler” şeklinde yorumlamaktadır.  Bu yorumlar çerçevesinde düşünüldüğünde ilk temizlenmenin kalbin şirk, küfür, isyan gibi olumsuzluklardan arındırılması olduğu söylenebilir. Hz. Peygamber’in “temizlik imanın yarısıdır”  sözünü de bu çerçevede düşünebiliriz. Çünkü imân kelimesi olan “lâ ilâhe illallah” sözü iki bölümden oluşmaktadır. Birincisi “la ilâhe” yani “hiçbir ilah yoktur”. Bu ifade ile kalpteki bütün yanlış inanışlar temizlenmektedir. Daha sonra ise “Allah dışında” denilmek suretiyle iman kalpte yerleşmektedir. İşte temizlik ifadesini Kur’an’da kullanıldığı anlamıyla ele alırsak, imanın ilk bölümü olan bütün dünyevi, nefsi, batıl ilahların reddine işaret ettiği söylenebilir.

İbn Ebî Hâtim’in senediyle kaydetmiş olduğu bir rivayette ise İbn Abbâs, “onları arındırır” ifadesini “Allah’a itaat ederek ve ihlâslı olmak suretiyle” şeklinde yorumlamaktadır. Ayetin ifade etmiş olduğu bu anlam ise ikinci aşamaya işaret ediyor olmalıdır. Bu çerçevede Hz. Peygamber’in arındırma görevi ilk önce imân ile başlamakta ve meşhur Cibril hadisinde ifade edildiği üzere ihsan ile taçlanmaktadır. Hatırlanacak olursa yapılan akademik çalışmalarda manen mütevatir olarak değerlendirilen bu rivayette Cebrâîl aleyhisselam insan suretinde mescid-i nebeviye gelerek Hz. Peygamber’e bir takım sorular yöneltmiştir. Bu sorular “İman nedir? İslâm nedir? İhsân nedir?” şeklinde sıralanmaktadır. Hz. Peygamber ilk iki soruya, günümüzde iman ve İslam’ın şartları olarak ifade edilen hususları zikretmiştir. “İhsân nedir?” sorusuna ise “Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmendir, çünkü sen onu göremesen de o seni görmektedir (işte bu şuur ile ibadetleri yerine getirmektir)” şeklinde cevap vermiştir.

Bu rivayet ayetlerde anlatılan temizliğin yegâne gayesini ortaya koymaktadır. Bu da ihsan kıvamında bir yaşantıdır. Bu kıvama ulaşmanın kendiliğinden olamayacağını izah etmek herhalde gereksizdir. Hiçbir hal kendiliğinden gelişmez. Bu sebeple Hz. Peygamber’in ashabını yoğun bir terbiye aşamasından geçirerek bu kıvama ulaştırdığı görülmektedir. Abdullah İbn Mesud, Hz. Peygamber zamanında öyle bir hale geldiklerini ifade etmektedir ki, yedikleri yiyeceklerin Allah’ı tesbihini işitebilmektedirler.  Bu rivayet bile Hz. Peygamber’in bu temizleme faaliyetini hakkıyla yerine getirdiğini göstermeye kâfidir.

Hz. Peygamber’den sonra İslami ilimlerin teşekkül ettiği hicri ilk yıllarda tefsir, hadis, fıkıh gibi ilimlerin yanı sıra insanın ihsan kıvamında kulluk etmesinin yollarını arayan bir ilim dalı daha teşekkül etmiş ve Hz. Peygamber’in tezkiye görevini yerine getiren peygamber varisi rabbânî âlimler eliyle tasavvuf adı verilen bir hal ilmi ortaya çıkmıştır. Bu ilmin yegâne gayesi de kalpteki her türlü pisliğin arındırılması ve kalb-i selimin elde edilmesi olmuştur.

Nihayetinde Kur’an ve Hz. Peygamber’in temizlik anlayışı maddi temizlikle başlamakta, ancak bununla yetinmeyip dinin asıl gönderiliş gayesi olan insanın şirk, ucûb, kibir, bencillik, hodkâmlık gibi manevi pisliklerden arınmasını, böylece iman ile başlayan ve ihsan ile taçlanan bir kulluk kıvamına ulaşmayı hedeflemektedir.

*Atatürk Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ağustos 2016

Sayı: 337

İlkadım Arşiv