Nisan 2012 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Nefis Kötülüğü Emreder

Rabbimiz ve Rasulü bizleri nefsimiz konusunda sürekli dikkatli ve uyanık olmaya çağırmaktadır.

İnsan için en zorlu, meşakkatli imtihan nefsiyle yani kendisiyle olan imtihanıdır. Kendisiyle olan imtihanı başaramayan insanlar kendisi ile problemli olduğu için, ailesiyle ve toplumla da problemlidir. Nefsin terbiye ve tezkiyesi ömrün sonuna kadar devam etmesi gereken bir mücadeledir. “Su uyur düşman uyumaz” demişler ya insanın en büyük düşmanı da nefsidir. Öyleyse insan uyur nefsi uyumaz diyebiliriz. Rabbimizinbuyurduğuna göre insanların çoğu cehenneme gidecektir. Peki, bunların cehenneme gidişi hangi sebeplerdir?

Elbette ki nefislerin kazandıkları sebebiyledir. 

Rabbimiz:

“Herkese kazandığı ödenince halleri ne olur.” (Al-i İmran, 25) buyurmaktadır.

Diğer bir ayet-i celilede de:

“Bu gün herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur.” (Mü’min, 17) buyrulmaktadır. Kazançlarımıza bir bakalım, gerçekten kazanmış mıyız yoksa kayıp mı etmişiz? Kazandığı halde kişi nasıl kaybeder? Bu kadar basiretsizlik bu kadar ferasetsizlik olur mu?

Adam çok kârlı bir ticaret yapar, aldığı çek karşılıksız çıkarsa veya ticareti karşılığında aldığı paraların tamamı sahte ise bu adam kazanmış mı, kayıp mı etmiş? Elbette kaybetmiştir.

Gün boyu çalışan bir kişi kendinin, eşinin, ailesinin, çocuklarının nafakasını temin edememişse bu nasıl bir kazançtır?

Rabbimiz kazandıklarımızın niceliğine değil niteliğine bakmaktadır.

Namazlarımız, oruçlarımız, zekâtlarımız, haccımız bize kazandırıyor mu? Cihadımız bize kazandırıyor mu? Kısacası amellerimiz salih mi?

Allah c.c. korusun bunlar yarın Huzuru İlahî’de yüzümüze atılırsa kazandık mı? Kayıp mı ettik?

Kazandıklarımızın hesabını verinceye kadar kazandıklarımızın rehiniyiz. Kazandıklarımız kazançsa cennete, kazandıklarımızın kazanç değilse cehenneme.

Rabbimiz:

“Her nefis kazandıklarına karşı bir rehindir.”  buyurmaktadır.

Kazandıklarının muhasebesini dünyada yapmayanlar ahirette öğrenince çok geç olacak.

Rabbimiz:

“Cehennem tutuşturulunca ve cennet yaklaştırılınca, kişi neler getirdiğini öğrenmiş olacak.” (Tekvir, 12,13,14) buyurmaktadır.

Bugün kişi neler getirdiğini bilmezse, yarın neler getirdiğini öğrenmesi ne işe yarar ki!

Yine Rabbimiz:

“Ey iman edenler! Allahtan korkun ve herkes yarına neler hazırladığına baksın. Allahtan korkun çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr, 18) buyurmaktadır.

Rabbimizin hitabı Allah’a iman edenleredir. Allah’tan korkmak, onun emir ve yasaklarına riayetle olur. Bu emir ve yasakları Rabbimizden hakkıyla korkanlar yerine getirebilir. Bu konuda da çok hassas olurlar. Çünkü bütün bu yapılanların ne için, ne maksatla yapıldığını en iyi bilen Rabbimizdir.

“Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat gösterecektir” (Fetih, 9)

Kelime-i Tevhid ile İslam dairesine giren her Müslüman imandan ibadete, ahlaktan muamelata, ferdî sorumluluktan ailevî ve toplumsal sorumluluklara kadar tüm ilahî tekliflerin muhatabı ve sorumlusudur. Bu sorumluluklarını ilahî rızaya ve ilahî kurallara uygun bir şekilde yerine getirmek zorundadır. Kul yaptıklarını Allah için yapınca nefsi için kazanç sağlamış oluyor. Nefsi için yapınca ise nefsi için azap kazanmış oluyor. Yaptıklarını Allah için yapanlar, yaptıklarından dolayı insanları töhmet altında bırakmazlar. İnsanlar için yapmışlarsa o yaptıklarının hayrını göremezler.

Rabbimiz:

“Cihad eden, ancak kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz ki Allah âlemlerden müstağnidir(onun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.).” (Ankebut, 6) buyurmaktadır.

İman eden de, ibadet eden de, cihad eden de, hizmet eden de netice itibari ile kendisi için, kendi menfaati için çalışmış olmaktadır.

Bütün çalışmalardan amaç Müslüman fert, Müslüman arkadaş, Müslüman toplum oluşması içindir. İslam düşmanları ise bu oluşumu engellemek için bütün gayretleri ile çalışmaktadır. İslam düşmanlarının İslam âlemindeki hile ve desiselerine karşı koymak için Müslümanların çok gayret etmesi gerekmektedir.

Rabbimiz:

“Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın!” (Enfal, 39) buyurmaktadır.

Dinin anlatılması, öğretilmesi, öğrenilmesi, yaşanıp-yaşatılması önündeki tüm engeller fitnedir. Bu fitnenin ortadan kaldırılması için Müslümanların topyekûn hareket etmesi zorunludur. Rasulullah sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz küfürle ve nifakla topyekûn mücadele etmiştir. Bu mücadele elbette kolay bir mücadele değildir. Nefisler başta olmak üzere bu mücadelenin engel ve meşakkatleri pek çoktur. Bunları göze almayan kişilerle yola çıkmak ayak bağıdır

Allah davasına gönül vermişlik iddiasında bulunanlar haset, kıskançlık, kendini beğenmişlik gibi kötülüklerden arınmak zorundadırlar.

Rabbimiz:

“Kendine kitap verilenler apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlıktan ötürü dinde anlaşmazlığa düştüler.” (Bakara, 213) buyurmaktadır.

İslam âlemine baktığımızda, İslam’a hizmet iddiasında bulunan grupların hem kendi içlerinde hem de diğer gruplarla münasebetlerindeki sıkıntılar dînî hassasiyetlerinden mi nefsî hassasiyetlerinden mi?

Bunların teşhis ve tedavisi yapılmadığı sürece Allah davasında sınıfta kalırlar. Bugün Allah davasında hizmet iddiasında bulunan kaç Müslüman nefsin hile ve desiselerinden haberdar? Kaç Müslüman Yusuf’çasına nefsine, “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç nefis aşırı derece kötülüğü emreder.”(Yusuf, 53) diyebiliyor?

Yahut Belkıs gibi; “Ey Rabbim şüphesiz ben nefsime zulmetmiştim, şimdiyse Süleyman’la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.” (Neml, 44) diyebiliyor?

Ya da kaç kişi putlar icat ve inşa edip onunla insanları Allah yolunda alıkoyan zalimlere Musa’nın dediğini diyebiliyor?

“Musa: Ya senin derdin neydi ey Samiri? dedi.

Samiri şöyle dedi: Böyle yapmayı nefsim bana güzel gösterdi.” (Taha, 95-96)

Allah davasında hizmet iddiasında bulunanlar nefislerini Rablerinin hitabına muhatap haline getirmelidirler.

“Kendini kınayan nefse yemin ederim.” (Kıyame, 2)

“Ey huzur içine olan nefis! Sen ondan razı, oda senden razı olarak Rabbine dön, iyi kullarım arasında gir, cennetime gir.” (Fecr, 27-30)

Bu ilahî yol, bela ve musibetleri göze alabilenlerin yoludur, korkakların değil. Bu ilahî yol, ecel ve rızık endişesi taşıyanların değil bunları Allah’a satanların yoludur. Bu yol Allah ve Rasulüne katıksız itaat edenlerin yoludur. Başına buyruk olanların değil.

“Kim Allah’a tevekkül ederse Allah ona yeter.” (Talak, 3)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Nisan 2012

Sayı: 285

İlkadım Arşiv