Ekim 2015 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

Namazların Şahı Cuma

Aylardan Ramazan, gecelerden Kadir Gecesi ne kadar önemli ise günlerden Cuma da öyle.O gün de Müslümanların en önemli görevi haftalık ibadet olan cuma namazını kılmalarıdır. Allah mü’minlere “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrılınca, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.” (Cuma Suresi, 9) diyeseslenmektedir. Ayette geçen “koşmak”tan maksat, meşgul olduğu işi hemen bırakıp hutbeye yetişmeye çalışmaktır. Yoksa telâş ile koşarak gitmek demek değildir. Buna göre “Allah’ın zikrine koşmak”, işi ve alışverişi bırakıp cuma namazı kılmaya ve hutbeyi dinlemeye gitmek demektir.

Ayette ezana, cuma gününe, cuma namazının farz oluşuna, cuma hutbesine(zikir), cuma saatinde alışveriş yapılmaması gerektiğine işaretler vardır.

Peygamberimizin hadisleri:“Cuma namazına gitmek, ergenlik çağına ulaşmış her Müslüman’a farzdır.”“Kim tembellik ederek üç cuma namazını terk ederse Allah o kimsenin kalbini mühürler.” “Bir kimse güzelce abdest alır sonra mescide gelir, susup okunacak hutbeyi dinlerse, gelecek cumaya kadar ve ondan sonraki üç gün içinde işleyeceği (küçük) günahları affedilir.”

Cuma, Müslümanların haftalık bayramıdır. Bu itibarla Müslümanlar cumaya hazırlık için boy abdesti alır, temiz elbise giyer, güzel koku sürünürler.Çünkü Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem,“Cumaya gelmek isteyen kimse boy abdesti alsın.” “Ergen olan her kişinin cuma günü gusletmesi, ağız ve diş temizliği yapması ve yeteri kadar güzel koku sürünmesi gerekir.” buyurmuştur.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemise, ilk cuma namazını Mekke’den Medine’ye hicret esnasında Kuba-Medine arasındaRânûna vadisinde kıldırmıştır.

Peygamberimiz ile Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in hilâfeti zamanında cuma günü tek ezan okunuyordu. Hz. Osman devri gelince, insanlar çoğaldı, Medine büyüdü ve evlerin mesafesi uzaklaştı. Bunun üzerine Hz. Osman ezanın sayısını ikiye çıkardı. Cuma vaktinde bir ezan, imam-hatip hutbeye çıkınca bir ezan okuttu.

Müslümanlar, cuma namazının erkeklere farz olup kadınlara farz olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir. Bununla birlikte kadınlar, camiye gelip cuma namazı kılabilirler. Cuma namazının kadınlara farz kılınmamış olması, onlar hakkında bir mahrumiyet değil bir muafiyettir. Ancak günümüzde kadınların cuma günü camiye gitmeleri, yapılan vaazı ve okunan hutbeyi dinlemeleri ve cuma namazı kılmaları daha isabetli olur. Nitekim Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem,“Camiye gitmek istediklerinde kadınlarınıza engel olmayın.” (Müslim, Mesâcid, 135-36) buyurmuştur. Peygamberimiz ve sahabe zamanında hanımlar, cuma namazına ve günlük namazlara katılıyorlardı.

Cemaat Olayı

Cuma namazı cemaatle kılınır, tek başına kılınmaz. Cuma,camilerde veya namazgâhlarda kılınır. Peygamberimizin zamanında Medine’de birden fazla mescit bulunduğu halde cuma namazı sadece Mescid-i Nebevî’de kılınmıştır. Zamanımızda bir şehirde yaşayan Müslümanlar bir camiye sığmadığı için cuma namazı birden fazla camide ve namazgâhlarda kılınabilir.Cumanın cemaatle kılınması ve mecburi namaz olmasının hikmeti bir olmanın, birlik olmanın, cemaat olmanın, güçlü olmanın amaçlanmasıdır.Cuma kılınan camide Müslümanların ve o beldeyi ilgilendiren konuların,meselelerin hutbede dile getirilmesi içindir.

Mümkün olduğunca büyük camilerde (Cuma camisi) kılınmasının istenmesi o belde Müslümanlarının gündem birliğine ulaşması, devletten ve ümmetten haberdar olması içindir. Bu şekilde o belde Müslümanlarının haftalık istişare ve değerlendirmeleri de yapılmış olacaktır.Müslümanların gücünü, birliğini, dayanışmasını göstermesi açısından da önem ifade eder.Müslümanların dayan yana saf bağladıkları kişilerin gücünü, sayısını görüp özgüvenleri gelişir.Sorunları çözme, yardımlaşma, muhtaçları öğrenip sadakayı değerlendirme gibi sosyaliteler de cumanın amaçlarındandır.

İzin Olayı

Hanefîler, cuma namazını devlet başkanı veya temsilcisinin ya da bunlar tarafından yetkili kılınan bir kişinin kıldırması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Hanefîlerin dışındaki diğer mezhepler cuma namazının geçerliliği için bu şartı aramazlar. Bir camide cuma namazı kıldırması için kendisine yetki verilen kimse, o camide cuma namazını kendisi kıldırabileceği gibi bir başkasına da kıldırtabilir.

Dayandıkları şu hadistir:“Kim cuma namazını ben hayatta iken veya benden sonra, adaletli ve câir (zâlim) bir imamı (önderi) varken, onu küçümseyerek veya inkâr ederek terkederse, Allah iki yakasını bir araya getirmesin ve işini bitirmesin.” (İbn Mâce, İkâme, 78)
Bu hadiste, cuma namazının farziyeti için, adil veya zalim bir yöneticinin bulunması öngörülmüştür. Çünkü cuma namazı büyük bir cemaatle kılınacağı ve hutbede topluma hitap edileceği için, onun toplum düzeni ile yakından ilgisi vardır. Devletten izin alma şartı aranmazsa fitne çıkabilir. Cuma kıldırmak ve hutbe okumak bir şeref vesilesi sayılarak rekabet doğabilir. Camide bulunan her grubun namaz kıldırmak istemesi, cumadan beklenen faydayı yok eder.Nitekim 1980 öncesi Erzurum Üniversite camiinde iki güçlü gruptan hangisi mihrabı kaparsa o namazı kıldırırdı. Tabii hutbelerde grup hutbesi olurdu. Kısaca hikmet ve toplum psikolojisi bakımından da cumanın İslâm devletinin kontrolünde kılınması gereklidir.
Ancak yöneticiler cumaya ilgisiz kalır ve önemli bir sebep olmaksızın Müslümanları namaz kılmaktan alıkoymak isterse, onların bir imamın arkasında toplanarak cuma namazı kılmaları mümkündür.
Cuma bunun için devlet namazı olarak kabul edilmiştir.Hem cemaat hem yetkilendirilen imam şartı Cuma namazını siyasi anlamda da önemli hale getirmiştir. Eğer Müslümanların bir devleti veya imamı yoksa Cuma namazı için kendilerinin yetkili kılacağı birisi bu işi üstlenir.

Bu konuda İbn Nüceym der ki: “Şayet hiç bir şekilde kadı veya ölmüş olan halifenin (yerine geçmiş) halifesi yoksa, âmme de bir kişinin (cuma namazını kıldırmak üzere) öne geçirilmesi üzerinde ictimâ edecek olsalar, zaruret dolayısıyla caizdir.” (İbn Nuceym, el-Bahrü’r-Râik, II, I55)

Ayrıca bu şart, yalnızca Hanefî mezhebinde öngörülmüş bir şarttır. Bir şüphe hâsıl olursa diğer mezhep imamlarının görüşlerine uyularak kılınması gerekir.Veliyyü’l-Emr ve izn-i sultânîdiye belirtilen hususun gerçekleşebilmesi için, Müslümanların başında zâlim de olsa bir yöneticinin bulunması zorunlu görülmüştür. Başa geçmiş bulunan yöneticinin Müslüman olması ise onun, Müslümanlarca veliyyü’l-emr olarak görülmesinin asgarî şartıdır.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ekim 2015

Sayı: 327

İlkadım Arşiv