Eylül 2012 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Müslümancılık Oynamayalım

Çocukların evcilik oyununa hepimiz şahit olmuşuzdur.  Mahiyetini bilmedikleri evliliği, anne, babalarını taklit ederek evcilik oyunu oynarlar. Kendilerine göre evin içinde bir köşede ev eşyalarıyla evcik yaparlar. Biri ana, biri baba, biri çocuk olur. Hevesleri geçince de oyunu bozarlar. Maalesef günümüzde kimi bilgili kimi bilgisiz, çoğu Müslümanların da mahiyetini tam kavrayamadıkları Müslümanlıkla Müslümancılık oynadıklarına şahit olmaktayız. Samimi olarak Allah Teala’ya inan ve güvenen Müslümanlar hayatlarının her safhasını İslam ahkâmına göre düzenleyip, kâmil mü’min olma yolunda çaba sarf ederler. Onun ahkamından işine geleni alıp işine gelmeyeni bir tarafa bırakmazlar, ilahî ve nebevî emir ve yasaklara samimi olarak itaat ederler. Kendimize ve etrafımıza ibret nazarıyla bakalım, kâmil imanı, salih ameli, haram, helal sınırlarına riayeti, Muhammedî ahlakı hayatının yegane gayesi yapmaya gayret eden samimi kaç Müslüman göreceğiz? Müslümanları küçümsemekten, onları itham etmekten Rabbimize sığınırız ama bazı hakikatleri görebilmek için bu ve benzeri sualleri kendimize sormak zorundayız. Teşhisten sonra da samimi olarak tedaviye başlamalıyız, çünkü teşhis tedavi olmadan hiçbir fayda temin etmez. Önce İslam ve Müslümanlığın mahiyetini doğru olarak öğrenmek zorundayız sonra da gereğini yapmalıyız. Bu gün İslam’ın ve Müslümanlığın mahiyeti gerçek manada bilinmediği için hayatın her alanında Müslümanların ayağı kaymakta ve yoldan çıkmaktadırlar. Bugün Müslümanların hayat rehberi nedir? Müslümanların hayatına yön veren şeyler nelerdir?

Rabbimiz; “Sana bu kitabı her şeyi açık bir şekilde anlatmak bir hayat rehberi, bir rahmet ve Müslümanlara bir müjde olması için peyderpey indirdik.” buyurmaktadır. (Nahl, 89)

Rabbimizin kitabı mü’minler için hayat rehberidir, bir rahmettir, bir müjdedir. Şimdi mü’minin her şeyi olan kitabı ile münasebetine bir bakalım; hayatımızı o mu şekillendiriyor? Onla haşır neşir olmayı gerçekten seviyor muyuz? Onu okumayı sevdiğimiz kadar,  onunla amel etmeyi sevebiliyor muyuz? Onu okuduğumuz kadar anlamaya çalışıyor muyuz? Onu okuduğumuz kadar anlatmaya çalışıyor muyuz? Onu övdüğümüz kadar ahkâmına riayet edebiliyor muyuz? Bunu yapmıyorsak, Allah’ın kitabıyla oynuyoruz demektir. Rabbimizin kitabı oyuncak değil, kitaplıklarda teşhir edilecek bir antika da değil, aklımızı başımıza alalım, hayatımız pahasına onu hayatımıza nakşedelim. Onu arzı yeşerten toprağa hayat veren yağmur, kar gibi bir rahmet olarak görmeliyiz. Kuraklaşan araziler için yağmur duasına çıktığımız gibi kuraklaşan gönlümüze rahmet olması için Rabbimize yalvarıp yakarmalıyız. Onun vaatleri ile mesrur, vaitleriyle mahzun olalım. Allah Teala’nın kitabı, Müslümanların birlik ve beraberliğini sağlayabiliyor mu? O kitapta Rabbimizin bize bahşettiği Müslüman ismi bizi birbirimize yaklaştırıp, kaynaştırmak için yeterli oluyor mu? Yoksa Müslümanlar birbiriyle kaynaşıp kardeş olabilmek için başka kitaplara başka isimlere, -şucu, bucu gibi- ihtiyaç mı hissediyorlar. Bunlar dinle oynamaktır. Allah’ın kardeş yapmadığını, peygamberin kardeş yapamadığını, kimse kardeş yapamaz, zahirde öyle görünse bile bu bir münafıklıktır. Allah’ın sevdirmediğini de kimse sevdiremez.

Rabbimiz; “…Bundan önce de ve bunda da size Müslüman ismini o verdi…Allah’a sımsıkı sarılın ki sahibiniz o dur, o ne güzel dost ne güzel yardımcıdır.” buyurmaktadır. Gerçekte Müslümanlar, Rablerini sahip olarak görebiliyor mu? Her şeyden çok Rablerine sarılabiliyorlar mı?  Allah’ın dostluğuyla Allah’ın yardımıyla mutlu olabiliyorlar mı? Allah’a sarılıyormuş gibi fanilere sarılanlar, Allah’ın kitabına sarılıyormuş gibi başka kitaplara sarılanlar dincilik oynuyor demektir. Bu müthiş bir aldanma ve aldatmadır.

Adamın biri, insanlara  “mutluluk kazandırma” iddiasıyla bir kitap yazıyor satış rekorları kırıyor. Dünya ve ahiretin iyiliğini Allah Teala’dan daha iyi bilip daha iyi öğreten, onun peygamberinden daha iyi bilip daha iyi öğreten kim olabilir ki? İşte bu bir kaymadır, bir sapmadır.

Rabbimiz; “Farkında olmadan ansızın başınıza azap gelmeden önce samimi Müslüman olun da Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ve uygulayın.” buyurmuştur.(Zümer 55)

Rabbimiz, kitabını samimi olarak inanılması ve uygulanması için göndermiştir. Rabbimizin emir ve yasaklarına uymada ki gayret ve çabamız dindeki samimiyet testimizdir. Bu test çok kolay bir testtir. Bunu için kimse kimseden ücret de almıyor. Allah’ın kitabını okuyacak, anlayacak ve dönüp hayatınıza bakacaksınız. Hayatınız kitaba uyuyor mu? Rabbimizin buyurdukları ile imanımız, ibadetlerimiz, ahlakımız, sosyal münasebetlerimiz birbirine uyuyor mu? Uymuyorsa gece gündüz ağlayın, tövbe edin. Onun hayatınıza nakşedilmesi konusunda, Rabbinizden yardım isteyin de bir ömür boyu ihlâs ve samimiyetle Rabbinizin kapısında bekleyin.

Rabbimiz; “Ey benim kullarım! Bu gün size hiçbir korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz de. Benim ayetlerime iman edip samimi Müslüman olan kullarım, siz ve eşleriniz sürur ve neşe içerisinde girin cennete.” buyuruyor. (Zuhruf 68-70)

Samimi kullara ne dünyada ne de ahrette korku ve endişe yoktur. Rabbimizin gizli açık her şeyi bildiğine, inandığını söylediği halde, Müslümanlar aleyhine gizli dolap çevirenler Müslümancılık oynamaktadırlar. Faizin içkinin, kumarın, zinanın haram olduğunu bildiği halde sürekli bunlarla haşır neşir olanlar, Müslümancılık oynamaktadırlar. Fitne ve fesadın, dedikodu ve gıybetin, haset ve çekememezliğin, insanları küçük görüp onlarla alay etmenin, Allah’ın haram kıldığı kötü ahlaklardan olduğunu bildiği halde bunlara devam edenler, Müslümancılık oynuyor demektir. Zulmeden, haksızlık eden, eksik ölçüp tartan, haksız kazanç elde eden haram yollardan kazanmaya çalışan kişiler, Müslümancılık oynamaktadır. Allah’ın dinine peygamberin sünnetine hizmet ediyorum diyerek nefsine hizmet edenler Müslümancılık oynamaktadır. Filmlerin bile gerçekçi olmayanları prim yapmazken, imanında, amelinde, ahlakında kısaca Müslümanlığında gerçekçi olmayanlar Allah aşkına neyin peşindedir? İnsanın kendi kendini aldattığı gibi kimse aldatamaz.

Rabbimiz iblisin sözünü naklederek bizleri uyarmaktadır.

“İblis; ‘Sen’in izzet ve azametine yemin ederim ki; kullarının hepsini mutlaka azdıracağım ancak onlardan ihlâsa erdirdiklerin müstesna.’ dedi” (Sad, 82-83)

Mü’min, Allah’a kulluğunu ihlâsa erdirmek zorundadır. İblisin insanlar içinde aldatamadığı, yoldan çıkarıp azdıramadığı, tek grup ihlâslı kimselerdir. İhlâs doğruluktur, ihlâs samimiyettir, ihlâs karşılıksız sevgidir, ihlâs samimi bağlılıktır. İhlâsla Allah’ı sevmeyenler, ihlâsla Allah’a iman etmeyenler, ihlasla yalnız ona ibadet etmeyenler, ihlasla Allah’a itaat etmeyenler, Müslümancılık oynamaktadır. İslam, İslam diye feryat edenlere, “haydi İslam’ın kurallarına uyun” denildiğinde, buna uymaktan kaçınıyor, bin bir bahane uyduruyorsa, dünyevî kaygı ve endişeleri, uhrevî kaygı ve endişelerinin önündeyse Müslümancılık oynamaktadır. Rabbimiz, kullarından nasıl bir kulluk istediğini, açık ve net olarak bildirmektedir. Samimi kula düşen de Rabbinin bu isteklerine açık ve net olarak tabi olmasıdır.  

Rabbimiz; “Bir zamanlar, ‘size verdiğimiz kitaba kuvvetle sarılın ve onu dinleyin’ diye, Tur’u tepenize kaldırıp misakınızı aldık. (O Yahudiler) ‘duyduk, dinledik, isyan ettik.’ dediler. Kâfirlikleri yüzünden o danayı yüreklerinde besleyip büyüttüler. De ki; ‘Eğer siz mümin kimseler iseniz bu imanınız size ne çirkin şey emrediyor.’” (Bakara, 93)

Samimi iman mü’mine çirkin şeyi emretmez. Kâfirlerin küfürlerinde net olduğu gibi mü’min de imanında net olmalıdır. “Duyduk, dinledik, isyan ettik” diyor, küfre giriyor. “Duyduk, dinledik, itaat ettik” diyor ama yan çiziyor, münafıklığa giriyor.

Rabbimiz; “Bir de ‘Allah’a ve peygambere inandık ve itaat ettik.’ diyorlar, sonra bunun arkasından yan çiziyorlar, onlar mü’min değillerdir.” (Nur, 42)

İmandaki samimiyet, imanda sebat etmeyi gerektirir. Yıllarca iman üzeri yaşayan bir kimse sonradan imandan çıkarsa önceki imanının ona hiçbir faydası olmaz. Peygamberleri ve onun yolunu takip eden samimi Müslümanlar hep ahir ve akıbet kaygısı içinde bir ömür sürmüşlerdir.

Rabbimiz; “(Ey Muhammed), onlara de ki; Kur’an’ı Cebrail iman edenlere sebat vermek, Müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için Rabbinin katından hak olarak indirdi.” buyurdu. (Nahl, 102)

İman üzere, İslam üzere sabitkadem kalmak isteyenler, ilahî öğretiye kulak vermek zorundadır. Hidayete ermek isteyen, Allah’ın kelamına kulak verecek ona tabi olacaktır. O ilahî vahiy Rabbin samimi kullarına bir müjdesidir. Müslümanlık, yalnız “Allah’a teslim oldum” sözüyle yeterli olmaz. Nefsine, şeytana, insan şeytanlarına teslim olduğu halde dinden bazı vecibeleri yerine getirmekle, Müslüman olduğunu zannedenler aldanmıştır.

Rabbimiz; “…sadece ona teslim olmuş Müslümanlardan olunuz. İtaat eden tevazu sahiplerini müjdele!”buyurmaktadır. (Hac, 33)

Rabbimiz zatından başkasına imanı kabul etmediği gibi zatından başkasına teslimiyeti de kabul etmemektedir. Sadece kendisine itaat ve ibadeti ve kendisine itaat edenlere itaati emreder.

Rabbimiz; “Yoksa siz, Yakub’a ölüm hali geldiği zaman oğullarına, ‘benim arkamdan neye ibadet edeceksiniz?’ dediğine şahit misiniz? Demişlerdi ki ‘senin Allah’ına ve ataların İsmail ve İshak’ın Allah’ı olan tek bir ilaha ibadet ederiz. Biz ancak ona boyun eğen Müslümanlarız’.” (Bakara, 133) buyurmuştur.

Gerçek mü’min imanında, ibadetlerinde Rabbine teslimiyeti ihlasla gerçekleştiren kişidir.

Rasulullah s.a.v. efendimiz Müslümanlığında samimi olana ne güzel müjde vermiştir:

“Bir kul İslam’a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah lehine yazar, işlemiş olduğu bütün kötülükleri de affeder. Müslüman olduklarından sonra yaptıklarından şu şekilde muamele görür. Yaptığı her hayır için -en az on misli olmak üzere- yediyüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de -affedilmediği takdirde- bir günah yazılır.” (Buharî, Neseî)

Rabbimiz kullukta ihlâs ve samimiyeti dinin özü ve esası kabul etmiştir. Bundan mahrum olan iman, iman; bundan mahrum olan ibadet, ibadet; bundan mahrum olan din, din değildir. Rabbimiz cümlemizin kulluğunu ihlastan mahrum etmesin.


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Eylül 2012

Sayı: 290

İlkadım Arşiv