Ocak 2023 İbrahim Cücük A- A+
A- A+

MUHASEBE- Huzur mu İstiyoruz?

Şahıslarda, ailelerde ve kurumlarda huzur ancak anlayış birliği ve davranış birliğiyle hâsıl olur. Şahıslarda huzur; aklın doğru ve hikmetli bilgiyle ikna olarak hakka tabi olmasıyladır. Kalbin huzuru; iman ve zikirle itminanına ermesiyledir. Ailelerde huzur; sevgi ve saygının devamıyladır. Kurumlarda huzur; anlayış ve davranış birlikteliğiyledir. Bütün bunlar makul ve meşru yol ile ulvî hedef için kaynaşma ve dayanışma ile hâsıl olur.

1. Hakkı bilmek, hakta birleşmek.

2. Anlaşmazlıklarda Kur’ân-ı Kerîm’e ve hadîs-i şerîflere müracaat etmek.

3. Kitap ve Sünnet’ten şaşmamak ve batıl yollardan sakınmak.

4. Uygulamalarda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i; Kur’ân-ı Kerîm’ce, hadîs-i şerîflerce ve ashapça tanımak, örnek alıp izlemek.

5. Bid’atlardan sakınmak.

1. Hakkı Bilmek Hakta Birleşmek

Allah Teâlâ haktır, kitabı Kur’ân-ı Kerîm haktır, gönderdiği peygamber haktır. Allah Teâlâ’dan başka rab/yaratıcı, gerçek sahip, malik ve kâinatta O’ndan başka yegâne otorite yoktur ve Allah Teâlâ’dan başka ilah/emreden-nehyeden, helal eden-haram eden, hüküm koyan ve ma’bûd/ibadet edilen başka yoktur.

Kitap, kâinatı ve insanı yaratan Allah Teâlâ’nın kitabıdır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Allah Teâlâ’nın öğrettiği ve eğitip en üstün özelliklerle, ilim ve hikmetle ve en üstün ahlakla gönderdiği insandır.

İnsanlar ancak bu üç hakta birleşebilirler. İnsanlar eğer bu üç hakta birleşmiyorlarsa ya cehaletten ya da heva ve nefse uyduklarındandır. En üstün bilgi, bu üç hakkı bilmektir; en üstün iş, bu üç hakka beraberce uymaktır.

İşte bu konuda en güzel gerçeği şu âyet-i kerîme ile ortaya koymuştur: “İşte gerçek Rabbiniz olan Allah budur. Artık haktan sonra sapıklıktan başka ne var? O halde nasıl olur da (haktan batıla) döndürülüyorsunuz?” (Yûnus sûresi 10/32.)

Kur’ân-ı Kerîm, bütün çağlara meydan okuyarak şöyle buyurmuştur: “Biz, o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (En’âm sûresi 6/38.) “Biz bu Kitab'ı sana ancak hakkında ihtilafa düştükleri şeyleri insanlara açıklayasın ve iman eden bir topluma da hidayet ve rahmet olsun diye indirdik.” (Nahl sûresi 16/64.)

Bu üç hakkı üst seviyede bilen İslam müctehidleri, İslam’ın itikâdî konularını anlamanın usulünü (üsûliddîn/dinin temelleri) Ehl-i Sünnet akâidiyle, ibadet, ahlak ve hukuk konularını içine alan İslam fıkhını anlamanın usulünü Ehl-i Sünnet fıkhıyla yani usul-i fıkıhla ortaya koymuşlardır.

2. Anlaşmazlıklarda Kur’ân-ı Kerîm’e ve Hadîs-i Şerîflere Müracaat Etmek

“Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin, sizden olan ulü’l-emre de (âlimlere ve âmirlere de itaat edin). Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Rasûl'e götürünüz. Bu hem hayırlı hem de netice bakımından daha güzeldir.” (Nisâ sûresi 4/59.)

Âyet-i kerîmede “Allah'a itaat edin” de müstakil gelmiş, “Peygamber'e itaat edin” de müstakil gelmiştir. Çünkü Allah Teâlâ’ya ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e itaat mutlaktır. Fakat ulü’l-emr olan âlimler ve âmirlere itaat, mutlak değil, mukayyed yani Allah Teâlâ’ya ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e uydukları müddetçedir.

Allah’a müracaat, Kur’ân-ı Kerîm’e müracaattır; Rasûl’e müracaat, hadîs-i şerîflere müracaattır. Çünkü Allah Teâlâ hüküm koyucudur; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de Allah’ın öğretmesiyle hüküm koyucudur. Müctehidler ise hüküm koyucu değil hüküm çıkarıcıdırlar.

Bu âyet-i kerîme, havassa yani müctehitlere emirdir. Avam yani müctehid olmayan kimseler de müctehitlere müracaat ederler.

3. Kitap ve Sünnet’ten Şaşmamak ve Batıl Yollardan Sakınmak

“Şüphesiz bu, benim sırat-ı müstakimim/dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Batıl) Yollara uymayın; aksi halde o (batıl) yollar sizi paramparça edip Allah'ın yolundan ayırır. Bakın (batılın her çeşidinden) korunabilesiniz (ve gerçek huzura erişebilesiniz) diye Allah size bunları emretti.” (En’âm sûresi 6/153.)

Bu âyet-i kerîmede belirtilen sırat-ı müstakim tekil gelmiş, batıl yollar çoğul olarak gelmiştir. Bu delil de gösteriyor ki hak yol tektir, batıl yollar çoktur. Hak olan yol, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve Ashab’ın üzerinde yürüdüğü itikad, ibadet, ahlak ve ahkâmı oluşturan ve aklı vahye tabi kılan Ehl-i Sünnet yoludur.

Hak yolun en önemli özelliği; itikad, ibadet, ahlak ve ahkâmda ifratın ve tefritin olmadığı sırat-ı müstakim oluşudur. Hakta birleşmek, Hakk’a uygun olduğu ve icmâa zıt olmadığı müddetçe farklı içtihatlar yapmak, ihtilafın rahmet olduğunu ortaya koymak düşüncesiyle olmalıdır. Kendi mezhebinde çözümü bulamayan diğer mezhebin âlimine müracaat eder.

4. Uygulamalarda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i; Kur’ân-ı Kerîm’ce, Hadîs-i Şerîflerce ve Ashapça Tanımak, Örnek Alıp İzlemek

Allah Teâlâ’nın rızası, razı olduğu tarzda hareket etmeye bağlıdır. Razı olduğu tarz, razı olduğu zatta bulunur. Razı olduğu zat, Hz. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’dir.

“(Rasûlüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Gafûr (son derece bağışlayıcı) ve Rahîm (daimî merhamet edici)dir.” (Âl-i İmrân sûresi 3/31.)

5. Bid’atlardan Sakınmak

Yasaklanan bid’at; dine eklentide bulunmak yahut dinde olanı çıkarmaktır. Bu konuda niyetimiz ve amelimiz, Rasûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in niyetine ve ameline uygun olmalıdır. Nasıl ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Allah Teâlâ tarafından emrolunduğu gibi istikamet üzere olmuş ise, bize gereken de bir şey eklemeden ve bir şey çıkarmadan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine sarılmaktır.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim bizim bu dinimizde olmayan bir şey ortaya çıkarırsa, o şey kabul edilmez.” (Buhârî, “Sulh”, 5.) Müslim’in bir rivayeti de şöyledir: “Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduttur, makbul değildir.” (Müslim, “Akdiye”, 17,18.)

İmam Rabbânî kuddise sirruh, yasaklanan bid’at için şöyle demiştir: “(Yasaklanan) Bid’at, sünneti kaldırıp onun yerine başka bir şey koymaktır.” Bid’at, dinde aslı olmayan herhangi bir şeyi sonradan ortaya koymaktır. Bid’at, Kur’ân-ı Kerîm’e ve Sünnet-i Seniyye’ye dayalı bir temeli olmayan ve bu yönde ümmetin uygulaması bulunmayan şeydir. Bid’atı iki kısma ayırmak mümkündür:

1) Sonradan olan ve yasaklanan bid’at.

Bu tür bid’at, yapılan işin muhtevasına göre küfür, haram, mekruh hükmünü taşımaktadır. Mesela, temelini Kur’ân-ı Kerim’in ve Sünnet-i Seniyye’nin oluşturduğu ahkâma dayalı düzenin kaldırılarak bunun yerine İslam’ın reddettiği herhangi nizamın tesis edilmesi, hükmü küfür olan bir bid’attır.

Ehl-i Sünnet’in itikadına muhalif olan fırak-ı dâlle/sapık fırkaların ileri sürdükleri görüşler ise, hükmü haram olan bid’atlardandır.

2) Sonradan olan fakat yasaklanmayan bid’at

Aslı, Kitap’ta ve Sünnet’te olanı kaldırmayan, bilakis Kitap’ta ve Sünnet’tekilere uygun olan, İslam’ın ve Müslümanların maslahatına elverişli bulunan bir şeyi koymak, yasaklanan bid’attan sayılmaz.

Bu tür bid’at, yapılan işin muhtevasına göre vacip, mendûb ve mubah hükmünü taşımaktadır. Mesela Kur'ân-ı Kerîm’in ve Sünnet-i Seniyye’nin anlaşılması için zorunlu olan Arapçanın gramerini bilmek; fıkıh ve fıkıh usulü gibi ilimlerle uğraşmak vaciptir. (Tahânevî, Keşşâfu Istılâhâti'l-Fünûn, İstanbul 1984, 1/133.)

İslam’ı anlatmak ve yaymak için yeni kitaplar yazmak, yeni tesisler kurmak, İslam’ın anlaşılmasına vasıta olacak çeşitli aletler ve vasıtalar ortaya koymak, yeni harp aletleri üreten kurum ve kuruluşlar kurup yeni harp vasıtalar üretmek…Tüm bunlar belki vacip olan bid’attan sayılır.

Teravih namazını cemaatle ve yirmi rekât olarak kılmak, yasaklanan değil belki mendûb sayılan bid’attandır.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr