Haziran 2013 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Muallimin Rabbin Olsun

Rabbimiz:

“O, insana bilmediğini öğretti.’’ (Alak, 5 )

“Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.” (Kalem, 4) buyurmaktadır.

Rasulullah -sallalahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“Beni Rabbim edeplendirdi.  Edebimi de ne güzel eyledi.” buyurmuştur.

Rasulünü terbiye eden Rabbimiz, terbiyesine girmek isteyen kullarını da terbiye eder.  Rasulünün terbiyesine giren, Rabbinin terbiyesine girmiş demektir. Rasulün terbiyesinden çıkan da Rabbinin terbiyesinden çıkmış demektir.

Rasulullah -sallalahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“Allah beni bir muallim olarak gönderdi.” (İ.Mace ) buyurmaktadır.

Rabbimiz Rasullerini insanlığı eğitmeleri için görevlendirmiştir. Rasullerin muallimliğine tabi olanlar Rablerinin talebesi olmuş olurlar. Onların eğitiminin özünü, sevgi, güzel söz, af, merhamet ve sabır oluşturmaktaydı. Onları öldürmeye gelenler onlarda dirilmiştir. Bu sevgi ve merhamet sayesinde ıslahı mümkün görülmeyen niceleri ıslah olmuştur. Ashab bunun en canlı örnekleridir. Birbirine düşmanlık kin ve nefretle dolu olanlar, kendisi için istediğini mü’min kardeşleri  için de ister, kendisi için istemediğini mü’min kardeşleri için de istemez hale gelmişlerdir.

Rabbimiz:

“Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.’’ (Al-i İmran, 103)

“İnanıp, salih amel işleyenler için Rahman, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır. Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler, Allah sabredenleri sever.” (Al-i İmran, 146) buyurmaktadır.

Rasuller, Rahman’ın salih kullarıydı. Onlar sevdiler, sevildiler, insanlığın kurtuluşuna vesile oldular. Nefreti kaldırıp sevgiyi inşa ettiler. Selamı yaydılar, sevenlerin sevdiklerini birbirine söylemelerini, hediyeleşmelerini, güzel söz söylemelerini, güler yüz göstermelerini tavsiye ettiler. Bunların hepsi mü’minler arasında sevginin inşası için tavsiye edildi. Sevginin olmadığı yerde her şey biter. Analık, babalık, kardeşlik, evlatlık, akrabalık, arkadaşlık, dostluk, insanlık biter; İslamlık biter.

Rasullerin yolunu takip eden alimler de peygamber varisi olarak kıyamete kadar insanları Rablerine davet edeceklerdir. Onlar da başlarına gelen bela ve musibetlere sabredecekler, zalimlere boyun eğmeyecekler, yılmadan usanmadan Allah Tealaya çağıracaklardır. Allah Tealanın yoluna davet çok hassas bir konu olduğu için Rabbimiz, Elçilerine ve onun yolunu takip edenlere bunun usulünü de tarif etmiştir:

“Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır.’’ (Taha, 44)

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba,  katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile.” (Al-i İmran, 159)

“...Öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir, Allah, iylik edenleri sever.” (Al-i İmran, 134)

“Şüphesiz sen  sevdiğin kimseyi  doğru yola iletemezsin, Fakat Allah dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. O, doğru yola gelecekleri daha iyi bilir.” (Kasas, 56)

Rabbimiz Rasullerine, insanları kendi yoluna davet ederken onlardan gelebilecek bütün meşakkatlere katlanmayı, kötü söz ve hakaretlerine rağmen onlara yumuşak davranmayı öğütlemiştir. Bu kişilere bile öfkelenmemeyi, onları affetmeyi tavsiye buyurmuştur. Bunlar zor şeyler olmasına rağmen azmedilmeye değer güzel şeylerdir.

Rabbimiz, peygamberlerinin şahsında çok önemli bir mesajı da davetçilere ulaştırmaktadır. “Hidayet benim işimdir, siz davete devam edin.” İnsanın fıtratında, davet ettiği insanların hemen hidayete ermeleri arzusu vardır. Özellikle de sevdiklerinin. Hakikat şu ki; başta peygamberler olmak üzere salih kulların, sevdiklerinden ve en yakınlarından hidayete ermeyenler olmuştur. Ne peygamberlerin ne de salih kulların, sevdiklerini hidayete erdirme gibi güçleri yoktur. Rabbimiz kimin hidayete layık olduğunu, kimin hidayete ereceğini elbette herkesten daha iyi bilir.

Mü’min, her zaman ve her halde yılmadan usanmadan Rabbine çağıracak, bu çağrıya kulak verilse de verilmese de hızını kesmeyecek, insanlara nasihat ederken de kendini unutmayacak salih amellere devam edecek. Bu yol peygamberlerin ve salih kulların yoludur. Rabbimiz en güzel sözün “Rabbe çağırmak” olduğunu beyan buyurmaktadır. Samimi mü’min her vesile ile Rabbine davet etmeyi hayatının yegâne gayesi bilmelidir.

Rabbimiz:

“Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir.” (Zümer, 18)

“Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar...” (İsra, 53)

“Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Kuşkusuz ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?”(Fussilet, 33)

“Onlara öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili ve güzel söz söyle.” (Nisa, 63)

“Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz) kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.” (İbrahim,24)

“Güzel sözler ancak O’na yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir.” (Fatır, 10) buyurmuştur.

Sözün en güzeli Rabbimizin sözüdür. Rasuller, sözün en güzelini dinleyip ona tabi oldular, onunla öğüt verip, onunla amel ettiler, onunla Rabbine çağırdılar. Onların yolunu yol, kabul edenler, o yolun yolcusu olmak zorundadırlar. Güzel sözün hakim olmadığı yerlerde, güzel ameller de olmaz. Salih amelleri de Allah’ın katına güzel sözler yükseltir.

Rasulullah -sallalahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ibn-i Abbasa:

“Ey ibn-i Abbas, insanlara akıllarının almayacağı  bir söz söyleme. Zira böyle yapman fitneye düşmelerine sebep olur.” (Deylemî) buyurmuştur.

Allah Tealaya davet edenler, sözü yerli yerinde kullanmayı bilmelidirler, Zira sözü yerinde kullanamayanlar, çoğu zaman kaş yapalım derken göz çıkarırlar.

Amele dönüşmeyen ilim sözde kalırsa, sahibini münafıklığa doğru sürükler.

Ebu Abdurrahman es- Sülemî şöyle anlatıyor:

Rasulullah sallalahu aleyhi ve sellem Efendimizin ashabından, bizlere Kur’an-ı Kerim talim eden biri vardı. Bize şu haberi verdi:

“Biz, Peygamber Efendimizden on ayet alır, bunlardaki bilgileri ve amelleri öğrenmeden diğer on ayete geçmezdik. Rasulullah sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz bize hem ilim hem de ameli  (birlikte) öğretirdi.” (Ahmed)

Rasulullah -sallalahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Rabbinden getirdiklerini önce kendisi uyguluyordu. İlahî müjdelerle seviniyor, ümitleniyordu. İlahî ikazlarla da korkuyor, hüzünleniyordu:

“Benden gördüğünüz gibi namaz kılın.” (Buharî)

“Allah için söyleyin, bazıları benim yaptığım şeyi beğenmeyip kaçınıyormuş, doğrumudur bu? Allah’a yeminle söylüyorum, ben Allah’ı onlardan çok daha iyi biliyorum. Allahtan haşyetim de onlarınkinden çok daha fazladır.” (Buharî, Müslim)

Bazen insan, haddini hududunu aşabilir, bunu fark edince derhal haddini bilmeli, kendine çeki düzen vermeli, kime karşı haddini aşmışsa ondan özür dilemelidir.

Rabbimiz:

“Peygamber size her ne emir verirse tutun, sizi neden men ederse ondan geri durun.” (Haşr, 7)

Efendimiz s-sallalahu aleyhi ve sellem- de:

“Şu bir gerçek ki ben sizin babanız mesabesindeyim, sizi terbiye ve tezkiye eder, ihtiyaç duyduğunuz bilgileri öğretirim...’’ (Ebu Davud) buyurmuştur.

Samimi Müslüman, kendini Allah ve Rasulünün terbiyesine teslim etmelidir:

“Sonra da iman edenlerden olup birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine merhameti tavsiye edenlerden olanlar var ya, işte onlar ahiret mutluluğuna erenlerdir.” (Beled, 17-18)

“Muhammed Allah’ın Rasulüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirine karşı da merhametlidir.”(Fetih, 29)

Sabır ve merhamet de eğitimin  en önemli unsurlarındandır. Eğiten ve eğitilen birbirine sabretmelidir.

Rabbimiz kullarına çok merhametlidir:

“Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Ahzab, 73)

Rasulullah -sallalahu aleyhi ve sellem-  Efendimiz:

“Allah, insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz.” (Buharî, Müslim, Tirmizî) buyurmaktadır.


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Haziran 2013

Sayı: 299

İlkadım Arşiv