Kasım 2022 Zeki SOYAK A- A+
A- A+

MEFKURE- Çare İslam

“İnsanları düzeltebilmemiz için önce kendimizi düzeltmemiz gerekir.” Hz. Ömer radıyallahu anh

 

Bir zamanlar herkesin emin olduğu dürüst bir devletimiz ve herkesin emniyet içinde yaşadığı güzel bir yurdumuz vardı. Üç kıtaya serpilmiş bir vatan toprağında, İslam medeniyetinin parıldayan yıldızları, medrese, cami, tekke, zaviye, kervansaray, sanayi ve ticaret merkezleri, sakinleri için birer huzur ve sükûn kaynağı idi.

İnsanların hiçbir ırk, mezhep ve meşrep farkı gözetilmeden, tanışıp kaynaştığı, buluşup kucaklaştığı ve İslam kardeşliğinin doruk noktada yaşanıldığı bir ana kucağı, bir baba ocağı idi.

O devir insanlarının tek düşünceleri vardı: İyi bir kul olmak ve kulluğun icabı olan hizmetleri yerine getirmek. “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır”[1] Peygamber buyruğundan hareketle hep hizmete talip olmak.

Evet, onlar hep hizmet düşünür, hizmet planlar ve hizmet yaparlardı. O emin devletin tebaası, Arap'tı, Türk'tü, Acem'di, Kürt'tü. Fakat ne değeri vardı ki bunların? Her şeyden önce onlar Müslümandı. Onlar ırkları ile değil, Müslümanlıkları ile iftihar eder ve hayat grafiklerini onunla çizerlerdi. Onlar öyle kaynaşmış ve öyle bütünleşmişlerdi ki onların ırkı da kabilesi de aşireti de ümmet olmuştu.

Evet, onlar, Ümmet-i Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem potasında erimiş, tek bir ırk, tek bir kabile ve tek bir aşiret olmuşlardı. Sanki onlar cenneti dünyaya taşımış ve cennetî bir hayat yaşıyorlardı. Onlar, gâvurdan dost, domuzdan post olmayacağını çok iyi idrak etmiş ve düşmanın kızıl altınlarına ve cilveli fahişelerine aldanmamışlardı.

Bu emin ve dürüst devletin bu güzel insanları, bu cennetî vatanda mesut yaşarken, fitne ve fesadın, soysuzluk ve denaetin, zulüm ve barbarlığın yurdu Avrupa'dan sam rüzgarları esmeye başladı. Şom ağızlardan ırkçılık şarkıları söylenerek fitne tohumları ekilmeye başlandı. Önce gayrimüslim tebaanın üzerinde etkisini gösteren bu fitne, daha sonra Müslümanlar üzerinde de etkili olmaya başladı. Ümmet şuuru; ırkçılık, kabilecilik ve bölgecilik ihaneti ile zaafa uğratılıp İslam Birliği târumar edildi. Bugün ümmet mefkûresini kaybetmiş, ırkçılık, bölgecilik ve İslam dışı yönetimlerle idare edilen halkı Müslüman devletçikler, Batı’nın şamar oğlanı ve kuklası durumunda.

Ya Türkiye? Bin yıllık İslam yurdu, şüheda diyarı, son hilafet merkezi. Şer odakları planladıkları denî emellerine ulaşmak için durmadan çalışıyor.

Sadece terörün değil, her türlü kötülüğün, her türlü vahşetin ve bütün olumsuzlukların tek çaresi vardır: Çare İslam'dır. Faruk-ı Azam Hazreti Ömer radıyallahu anh’ın şu sözüne kulak verelim:

“İnsanları düzeltebilmemiz için önce kendimizi düzeltmemiz gerekir.”

Evet! Bizler; Arap, Türk, Acem, Kürt hepimiz bir milletiz. İslam milletindeniz. Tek bir ümmetiz. Muhammed aleyhisselam’ın ümmetindeniz.

Ey millet-i İslam ve Ümmet-i Muhammed!

Terörün her çeşidinin yok olması, kardeş kavgasının sona ermesi, İslam birliğinin yeniden tesis edilmesi ve tağutların zulüm ve baskısı altında bulunan dünyaya yeniden nizam vermek için birleşiniz.

“Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a, İslam'a) sımsıkı yapışın ve parçalanmayın...” (Âl-i İmran 3/103)

“Resulullah size ne getirdiyse onu tutun ve neden sizi yasakladı ise ondan kaçınınız.” (Haşr 59/7)

Asırlar var ki İslam milleti, ruh ve manasının beslendiği, her türlü tasalluttan korunduğu, her kemâlâtın kaynağı olan aslından koparıldı. Bunun neticesi olarak da rüzgârların önünde sürüklenen yelkovan dikenleri gibi gayesiz ve hedefsiz savrulup durdu. Nihayet hilafetin ilgası ve Kur'an ahkâmının icraattan kaldırılıp onun yerine ne idüğü belirsiz, her kesimin kendine göre yorumladığı laiklik düzeni Müslümanların üzerine bir kâbus gibi çöktü.

Lâik düzenin, İslam'dan soyutladığı insanımızı getirdiği nokta: Ar ve namusu sıfırlanmış, ahlaksızlığı medeniyet kabul etmiş bir nesil...

Geliniz bu ithal malı laik düzenin enkazları altında yok olmadan önce, idarecisi, okumuşu, halkı olarak kendi sistemimize dönelim ve bütün insanlığın huzur duyacağı kendi nizamımızı hep beraber yeniden ihya edelim. Bütün varlık âlemini yoktan var eden Allah Teâlâ, tüm insanlığın dünya ve ukba saadetini temin edecek olan ilâhî nizamı peygamberleri vasıtası ile inzal etmiştir.

Yaratıcının nizamını bırakıp da yaratılanın yalan yanlış düzenlerine tâbi olmak ve onu kabul etmek hiçbir inanca sığmadığı gibi, hiçbir aklıselimin de kabul etmeyeceği bir hamakatlıktır. Allah Teâlâ'nın elçileri olan peygamberlere ve onların gösterdiği sırat-ı müstakime tâbi olmaktan başka kurtuluş yoktur.

Not: Bu yazı, merhum Zeki Soyak hocamızın 1995 yılında ilk baskısı yayınlanan Mefkure isimli eserinden alınmıştır.


[1] Suyutî, Câmiu’l-Ehâdis, 34/430, H. No:37640; El-Kudâî, Müsned-i Şihab, H. No:1140; Kenzü'l-Ummal, H. No: 43065; Aclunî, Keşfü'l-Hafa, 1/393

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr