MAVERADAN MACERAYA-Hayat Engel Tanımaz
Şubat 2019 Hamdi ÖZ A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

MAVERADAN MACERAYA-Hayat Engel Tanımaz

Almancada “die Banane” muz demektir. Kur’an dilinde muz, “Ve talhin mendud’’ ifadesiyle taraklı/salkımlı muz dalları şeklinde cennet nimetlerinden sayılmıştır. Muz Cumhuriyeti şeklinde alaylı ve kinayeli anlatımından kasıt ise hayal edilen muhal işlerdir. Ekvatora yakın bölgelerde yetişen ve cinselliği artırıcı özelliği ile bilinen muz; aynı zamanda ırkçılığın ve ayrımcılığın kötü bir simgesidir. Bir kişiye hakaret maksadıyla muz göstermek ile orta parmakla işaret etmek aynı manayı taşır. Banane kelimesini; bana-ne şeklinde hecelerseniz bir soru cümlesine dönüşür. Ba-nane diyerek hecelerseniz nanenin babası/kralı anlamına gelir. Kardeşim! Ne yapacaksın, ne araştırıp inceliyorsun, nanesini mi yiyeceksin? Hayır. Arap ve Fars kültürü ile iç içe geçmiş güzel Türkçemiz o kadar zengin ki; kelimeyi nereye çekerseniz mana oraya gidiyor.

Nasreddin Hoca merhum caminin bahçesinde cemaatiyle birlikte otururken kadının biri elinde bir tepsi ile oradan geçerken; “Hocam bu burma tatlısı nereye gidiyor, ne dersiniz?” diye soran boş boğaz birisine kısaca: “Bana ne?” der. “Ama Hocam galiba sizin eve gidiyor.” deyince: “Öyleyse sana ne?” diyerek oflaz adamın ağzının payını verir. Fakat bazı önemli hususlar vardır ki; bana ne veya sana ne diyemezsiniz. Bu nedenle bağımlılık ve engellilik durumlarına kimse sessiz kalamaz, kimse bana ne veya sana ne diyemez. Herkesin bir şeyler demesi ve üzerine düşeni yapması gerekir. Zira bir gün gelir, her evde bir bağımlı veya engelli olabilir.

Allah, her insanı eksiksiz olarak yaratır. Fakat erkek veya kadının evlilik öncesi ve evlilik dönemlerinde izledikleri yanlış cinsel ilişkileri, yetersiz-sağlıksız ve dengesiz beslenmeleri, akla ve dine uymayan irade ve eylemleri sebebiyle yeni nesil doğuştan engelli ve bağımlı olabilmektedir. Hatta bazen gebelik dönemlerinde kullanılan yanlış ilaç ve tedavi yöntemleri ile doğum esnasında ebe/hemşire ve kadın doğum doktorlarının hatalı uygulamaları da bu müessif duruma sebebiyet verebilmektedir. Ondan sonra herkes hatayı yaratıcı da arayıp bütün vizir ve vebal kadere yüklenmektedir.

Eğer Allah; bir kulunu doğuştan engelli ve bağımlı olarak yaratacak olsaydı hesap gününde onu sigaya çekmesinin bir anlamı olmayacaktı. Çünkü engelli veya bağımlı bir birey o gün Rabbine “Mazeretim var, asabiyim ben.” diyebilirdi. Yahut engellilerin hesaptan muaf tutulmasını bir ayrıcalık olarak gören uyanık kefere ve fecere de kendilerine dokunan elem verici azabı görünce Allah’ın mutlak adaletini kendi aklınca yargılayacak ve isyan edecekti. Evet, bütün meselenin künhü ve püf noktası ayrıntılarda gizlidir.

Hayat engel tanımaz. Bu kural, dünya hayatında da ahiret yurdunda da geçerlidir. Öyleyse; her iki hayat için de koruyucu sağlık hekimliği, manevi rehberlik ve danışmanlık hizmetleri geliştirilmelidir.Yani insanı hasta etmeden hastalığın sebepleri izale edilmeye çalışılmalıdır. Akli ve bedeni kayıplar yaşanmadan önlemler alınmalıdır. Engelliliğin ve bağımlılığın önündeki engeller ve sebepler kaldırılmalıdır. Toplum hem maddi hem de manevi terbiyeden ve taramadan geçirilmelidir.

Sağlam kafanın sağlam vücutta olduğu bir gerçektir. Mefhumu muhalifinden hareketle; vücut sağlam olursa kafa da sağlam olacaktır. Adamın midesi doyarsa beyni de çalışacaktır. Aç ayı bile oynamayacağına göre; aç kalmış bir insanın zihninden geçen hep mükellef sofralarda oturma hayalleridir. Aç tavuğun rüyasında kendisini buğday ambarında görmesi, susuz bir kişinin rüyasında sabaha kadar akarsu ve deniz kenarlarında gezinmesi bundandır. Bugün geri kalmış ülkelerde yaşama mücadelesi veren yoksul insanların, zalimlerin yaktığı ateşte ısınmaya çalışmalarının ve düştükleri denizdeki yılanlara sarılmalarının arkasında yatan hakikat budur. Peygamber Efendimiz boşuna mı söylemiştir: “Fakirlik nerdeyse dinsizlik olayazdı.” diye.

İslam dininin sosyal hayatı tanzim eden hükümlerinin kaynağı olan ayetler ve hadislerde zekât, infak ve sadakanın ısrarla üzerinde durulması tesadüf müdür? Herkesi kast etmiyorum amma mahallinde aç ve sefil, yardıma muhtaç insanlar varken, kendilerine dokunulması gereken engelli, bağımlı ve evlenip iş sahibi olmayı bekleyen gençler varken faiz parasıyla ve kul hakkıyla övünmek ve hava atmak maksadıyla ikide bir umreye gitmenin Allah katındaki değeri nedir? TRT’nin “Ömür dediğin” TV programlarını merhum Neşet Ertaş ve diğer sanatçıların içi ağıt-figan ve feryat dolu parçaları eşliğinde izleyen zenginlerin yaşlı ve tecrübe dolu ama bakıma, ilgi ve saygıya muhtaç ihtiyarlar adına bir şeyler yapması gerekmez midir? ATV’deki Esra Erol’un hazin programlarını izleyip ağlamak yeterli midir? Zenginliğin verdiği şımarıklık ile her sene ev, araba ve eş değiştirmenin vebali nasıl verilecektir?

Rızık tükenirse ecel vaki olur. Hayat iki ses ve bir nefes arasında geçen bir var oluş mücadelesidir. Her insan önceden kendisi için takdir ve taksim edilen rızkı arama gayreti gütmelidir. Hayat, Rabbimizin El- Hay diye bilinen isim ve sıfatının yansımasıdır. Hayatı ve ölümü yaratan, hayatın ve mematın sebeplerini halk eden Allah’tır. Allah; bir fiili kulunun kendi hür iradesi ile kesp etmesi üzerine yaratır. Fakat Allah kulun her istediğini yaratmak zorunda değildir. “Madem Tanrı’nın her şeye gücü yeter. O halde Tanrı benim her dileğimi kabul etsin, her istediğimi yaratsın lakin özel hayatıma müdahale etmesin.” düşüncesi Deizm belasının temel felsefesidir. Bunun bir tık ötesi Satanizm ve Ateizmdir.

İnsana verilen irade cüz’idir, külli iradeye ram olması gerekir. İnsan kendi hür iradesi ile yapıp ettiklerinden sorumludur. Külli irade ve kevni mucizeler ile gelişen fiziki hadiselerden mesul değildir. Mesela; yağmur ve karın yağması, ayın doğması, güneşin batması, volkanik dağların lav püskürtmesi, denizin kabarması, deprem felaketi, gece ve gündüzün uzayıp kısalması vb. doğal hadiseler ve kozmik olaylara karşı insanoğlu ancak tedbir alabilir, amma zamanın akışını durduramaz. Aya ve güneşe emir veremez. Kâinatın sensör ayarını bozamaz.

Her insan ve toplumun bir hayat hikâyesi vardır. Genellikle köy ve kasaba evlerinde, üstü kapalı, bir veya birkaç yanı açık sofaya da hayat denir. Dünya, okul, iş, evlilik, aile, köy, sosyal, gece, özel, lüks, çalışma, cennet ve cehennem birer hayattır. Hayata küsmek yerine hayata bağlanmak gerekir. Okulu, dersi, ağacı, adamı, kadını, arkadaşı, düzeyi, düzeni, kavgası, zevki, tadı, standardı, kalitesi, sigortası, pahalılığı, felsefesi, mücadelesi, hikâyesi, öyküsü, tarzı, seviyesi ve şartları ile hayat yaşamaya değer olmalıdır. Güzelim hayatı cehenneme çevirmenin kime ne faydası vardır? Dünya hayatı ab-ı hayat gibi içilmelidir. Her insan; kendisine, ailesine, milletine, dinine, devletine, insanlığa ve hatta diğer mahlûkata olan zararlı işlerden vazgeçmelidir.

Vekâlet savaşlarının, kural dışı trafik kazalarının, terör hadiselerinin, faili meçhul ve malum cinayetlerin, adaletsiz gelir dağılımının, zulüm ve haksızlıkların önüne geçilmediği sürece; bağımlılık ve engellilikler hep devam edecektir. Mühim olan zihinlerdeki engelleri ve bariyerleri kaldırmaktır. Esas olan marazlı kalplerdeki mühürlü kilitlerin kırılması, ama gözlerdeki perdelerin sıyrılması, kepçe kulaklardaki ağırlıkların ve tüm manevi sakarlıkların giderilmesidir.

Beyaz bastonlulara ve tüm engelli kardeşlerimize selam olsun. Siz bizi görmeseniz de duymasanız da kendinizi ifade edemeseniz de biz sizi görüyor, duyuyor ve seviyoruz. Gençler! Bağımlılıkla mücadelede neydi parolamız? Uyma, uyuma, uyutma, uyuşma, uyuşturma. Allah ile bağlan hayata! İbnü’l Vakt ol ve anı yaşa!

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Şubat 2019

Sayı: 367

İlkadım Arşiv