Temmuz 2014 Nuri ERCAN A- A+
A- A+

Mahremiyet, Face ve Teşhir

Yaratılmışlar içerisinde bütün yönlerini denetleyebilen ve başkalarının kontrolünü gönüllü kabul eden tek varlık insandır. Yönetme, hâkimiyet anlamına gelir. Her türlü denetime açık olma ise sorumluluk duygusunu geliştirir. Bu özelliklerin yok olması ancak aklın zail olması neticesinde gerçekleşir. Batıl ya da hak, bütün dinlerin ana hedefi insanın kendine hâkim olabilmesi ve sorumluluklarının bilinciyle hareket etmesi için ölçüler getirmektir. Hak dinler ile batıl dinler arasındaki farklar bu ölçülerin nitelikleridir. Tabi ki, getirilen ölçülerin insan fıtratına uyup uymaması konusunda hak dinlerin üstünlüğü tartışılmaz.

Nefsin insanı alaşağı etmemesi için sunulan ölçülerden birisi de mahremiyettir. Mahremiyet, Yaratıcı ve akıl sahipleri karşısında insan özünden başlayıp dışarı doğru hissedilmesi gereken duygulardan oluşur. Önce kendi kendinden korunma ile başlayan mahremiyet, dışa doğru, korunmanın duvarlarını genişletip kalınlaştırır. Allah’ın kontrolünde olduğunu bilip kendi kendini salıvermeme şeklinde oluşan koruma kalkanı, başkalarına yaklaşıldığında delinmez bir zırha dönüşür. Yaşadığımız şu günlerde “insanın özeli” şeklinde kulaklarımıza gelen tabir,  aslında bu olgunun mahremiyetten arındırılmış ve daha fazla nefsin korunmasını hedef alan bir anlatımın dışa vurumudur.

Hayâ, iffet ve ar tabirlerinin mündemiç olduğu mahremiyet fıtrî bir olgudur. Ancak kimi beşeri dinler ve ideolojiler bu olguyu yanlış algılayıp, insan için verimli olacak kısımlarını ya görmezler ya da nefsanî özeliklerle karıştırırlar. Böylece âdemoğlunu, Rabbi ile devamlı barışık olmasını sağlayacak bu olgu, tabiri caizse güme gider. Fıtrî yollarla ruhunu besleyemeyen nefis sahiplerinin, başlıca destekçileri beş duyu yolu ile elde edilen zevkler ve öz benliğin meydana saldığı duygulardır. Kendini gösterme, kendini beğenme, kendi vasıfları ile üstünlük taslama, fiziki özelliklerini farklılık addetme gibi, mahremiyetten arındırıldığında oldukça zararlı olabilecek tatmin hisleri bunlar arasındadır. Bu duyguların tabi sonucu, kendini teşhir etmek olarak yansır. Teşhir etme nefsin hoşuna gider. Bu sebeple teşhirin mevcut sınırları genişler ve zamanla yok olmaya yüz tutar. Aslında Yaratıcının izin verdiği ölçüde kişilerin kendilerini göstermeye gayret etmelerinin bir sakıncası yoktur. Aksine kendini kısan, hemcinsleri ile arasına perdeler çeken fertler de sıkıntılı insanlardır. Peki, bu kıldan ince kılıçtan keskin gibi gözüken nüansın sonuçlarını nasıl algılayacağız?

Öncelikle hayatın tek bir anlamının olduğu unutulmamalıdır. Yapılan edilen her şeyin nihai bir hedefi vardır. Bu hedefe, ulvi bir gaye uğruna vasıl olunmalıdır. Modernizmin pompaladığı egoist amaçlar bu ulvi gaye ile rekabete yeltenmemelidir. Bütün bunlar insan hayatının yegâne hakikatleri olduğunda insanlar beklentilerini hemcinslerinden uzaklaştırıp her şeyin Sahibine yöneltirler. Dünya, yapıp etmelerin karşılıklarının alınacağı yegâne mekân olmaktan çıkar. Onun yerini ahiret alır. Yani peşin, yerini veresiyeye terk etmiş olur. Veresiye sabrı ve teenniyi telkin edeceğinden, şov yapmaya, kendini öne çıkartmaya ve teşhir etmeye imkân tanımaz. Ahirete bırakılan beklentiler, imanla desteklendikçe nefsin tezkiyesi için iyi işler yapılmaya devam edilir.

Mü’min bir insanın salih amelleri sayesinde kendini farklı görme/gösterme yetkisi yok mudur? Elbette yoktur! Çünkü amellerinin makbul olup olmadıkları konusunda herhangi bir bilgi mevcut değildir. Kendisi karar mercii değildir. Dahası inandığı için muhatap olduğu emirler ve yasaklar dünyevi bir yarış nedeni değildir. Allah’a daha çok ibadet ederek diğer insanlara üstünlük sağlamak mümkün müdür ki, kişi az ibadet edene bakıp kendini ayırsın! Kulun bütün hayatını, ibadet kavramı çerçevesinde düşündüğümüzde sıradan diye bir şey olmadığını, basit bir amele rastlanmadığını görürüz. Bundan dolayı inananların hayatında birbirlerine gösteri yapma diye bir vakıaya rastlanmaz. Yapılan iyi işler (gizli kalması gerekenler hariç) ancak ve ancak örnek olması için veya kimi ibadetlerde(hac menasiki) olduğu gibi temsili bir gösteri şeklinde olabilir. Bir de verilen emrin yerine getirildiğini izah için anlatıma konu edinilebilir. Tersini düşünmek riya olur. Oysa mahremiyet ve riya yan yana gelme konusunda anlayışlı değillerdir.

Takdir edilmek kişinin elinde olan bir yansıma değildir. Daha çok başkalarının iradesindedir. Burada insanları bencilliğe ve kendini teşhir etmeye iten önemli faktörlerden söz etmeliyiz: Takdir edilmemek, beğenilmemek, teşvik edilmemek. Bu faktörler, Face gibi paylaşım sitelerinin yaygın bir tarzda teşhir ve kendini ifade etmek için kullanılmasının başlıca iki sebeplerindendir. Oysa yapılan güzellikleri görmek ve bunu güzel bir biçimde kişiye yansıtmak, güzelliklerin sahibi insanı, ruhi doyuma ulaştırır. İnsanın bencilliği negatiften pozitife çevrilir. Kendini gösterme isteği tatmin edilmiş olur. Bu arada birbirimiz takdir etmenin önemi ortaya çıkmaktadır. Tabi ki  nefislerini ilahlaştırma konusunda ilerlemiş insanlarda bu gerçek farklı yansımalara neden olabilir. Bu sebeple beğenildikçe, takdir edildikçe kendi nefislerini ön plana çıkartmalarında şaşılacak bir durum yoktur. Belki de hayatlarının herhangi bir döneminde takdir edilmemenin, dışlanmanın intikamını almaya devam ettiklerinin bilincinde değillerdir.

Bugün, insan yetiştirmedeki geleneksel usta-çırak yöntemimiz yıpratılmış durumdadır. Ailede, okulda ve üretim mekânlarında yüzyıllardır uygulanan bu yöntemin ana esası edep ve mahremiyet ilkesine dayanmaktadır. Toplumu oluşturan her fert bir üsttekinin (baba, ağabey, usta, öğretmen, âmir, eş) gözetiminde hayatını devam ettirmek durumunda idi. Üsttekiler kendi üstlerinden aldıkları ahlaki meziyetleri alttakilere aktarmakla ruhi dinginlik kazanırken, nefislerini geri plana iter; bu sebeple her hangi bir teşhire ya da hayâsızlığa tevessül etmezlerdi.

Asrımıza damgasını vurmakta olan kayıtsız ve ilkesiz bireysellik her bir ustayı, öğretmeni, babayı önce kendini düşünür hale getirdi. Toplumdaki rolü ne olursa olsun bütün fertler kendini teşhir hastalığına yakalandı. Kendini göstermek için her araç mubah kabul edilir oldu. Bu arada seyretmeye olan düşkünlüğümüz sayesinde kameralarımızı kendimize çevirdik. Yani kendimizi seyretmenin anlamsız zevklerini tatmaya başladık. Hatta hatta kendi kendimizin fotoğrafını çekmeyi pek beğendik. Bu gibi benliğe dönük etkinlikler teşhiri meşru ve daha çok kullanılır hale getirdi. Dünyevileşmenin önemli saydığı bir takım diğer kazanımlar ve farklılıklar teşhiri besledi. İşte tam bu sırada Face gibi gösteri ve şov bakımından sorunsuz paylaşım sitelerinin milletimizin kullanımına sunulması nefsaniyete taç takar görevi yaptı.

Bizim toplum, Face’yi ne az ne çok, belli oranda bir arkadaş grubundan oluşan, ama ne yaparsanız yapın eleştirmenin, kınamanın yapılmadığı, daha ziyade kişiselliğin öne çıkartıldığı, beğenmeye ve beğenilmeye matuf bir ekranlar bütününe çevirmiştir. Bu kullanım, kıyıda köşede kalmış, ilgi bekleyen nefsimiz için can simidi gibi algılanır oldu. (Bu tür paylaşım sitelerinin hayra kullanımı tartışmasına girmiyoruz.) Masrafsız ve kolay. Üstelik üyelerin paylaşımı ile oldukça bol malzemeli bir salata gibi. Yorum yaparsınız, beğenirsiniz, günlük hazlarınızı ve zevklerinizi fotoğraflayarak paylaşıma sunarsınız. Başörtülü nişanlınızla öpüşme fotoğraflarınızı arkadaşlarınızın takdir(!)ine sunarsınız. Okuduğunuz ezan videonuzu paylaşırsınız. Gurbetteki kocanıza olan hasretiniz için kurduğunuz mahrem cümleleri üç-dört yüz kişi ile paylaşmanın hazzını yaşarsınız. Çocuğunuz doğar doğmaz resimlerini paylaşıma hediye edersiniz. Yaptığınız etkinlikleri cansız hatıraları ile ilan edersiniz. Canınız sıkıldığı zaman sıkıntılı çehrenizi fotoğraflayıp hemhal olacak dostlarınıza sunarsınız. Kahvaltıdaki sofra zenginliğini resimleyerek paylaşırsınız. Arkadaşlarınızdan gelen paylaşımların fıkhî durumunu sorgulamadan paylaşmayı bir borç bilirsiniz... Vesaire, vesaire.

Böylece sitede mensubu olduğunuz arkadaş grubunun eylemleri ve takdirleri sayesinde rahat rahat uyuyabilirsiniz.

Uyuyabilirsiniz, uyuyabilirseniz!

Face gibi paylaşım sitelerinin bizim yanlış kullanımımızla aslında mahremiyete vurulan ağır bir darbeye dönüştüğünü,

Ve müslüman halkın çocuklarının teşhirciliğe doğru evrilmesine neden olduğunu düşünmeden başınızı yastığa koyarsanız...!

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Temmuz 2014

Sayı: 312

İlkadım Arşiv