Haziran 2015 Mahmut AVEDER A- A+
A- A+

Lut -aleyhisselam-

Hazret-i Lût, İbrahim aleyhisselâm'ın kardeşi Haran'ın oğludur. Hz. İbrahim (a.s), Lût (a.s) ve Sâre Validemiz, doğup büyüdüğü yurdundan çıkıp önce Harran’a, oradan Şam’a hicret etti. Lût aleyhisselam, Sodom halkına peygamber olarak gönderildiği için gidip Sodom’a yerleşti.

Sodom halkı o zamana kadar hiçbir kavmin yapmadığı çok çirkin bir iş yapıyor, erkek erkekle temas ediyor, yani livata yapıyorlardı. Sodom ve Gomore toprakları, başka yerlerde yetişmeyen meyvelerin yetiştiği verimli topraklara sahip olduğundan başka milletlerce ele geçirilmeye çalışılırdı. Bu durumdan faydalanmak isteyen şeytan, Sodomlular’a yaşlı bir insan sûretinde gelerek onlara; şayet livata yaparsanız size musallat olamazlar siz de onlardan kurtulmuş olursunuz, diye telkinde bulundu. Halk kısa surede bu çirkin fiili işlemeye başladı üstelik açıktan yapıyorlardı. Bunu yapmayanları da küçümsediler.

Sahip olduklarına şükredeceklerine nankörlük edip, eşine rastlanmaz bir azgınlık içerisine düştüler. İnsanoğlu bir kere nefsine, şeytana uymasın, o vakit yapmayacağı kötülük kalmaz. Aklını kötü yollarda kullanmaya kalkmasın, o zaman şeytanı bile ürkütecek melanetler yapabilir.

İnsanlar arasında farklı imkânlara, farklı kabiliyetlere ve özelliklere sahipseniz, çok dikkatli olmak zorundasınız. Çünkü kötü düşünceli, kötü karakterli insanların, toplumların kıskanmalarına sebep olabilirsiniz.
Elimizde bulunan nimetlere, Allah Teâlâ’nın lutfettiği çeşit çeşit kabiliyetlere göz diken fasıklarla, hasitlerle mücadele ederken sakın ola ki İslâm dışı yollara başvurmayalım. “Ne olursa olsun zengin olalım, ne olursa olsun bir makama gelelim” diye dinimizden, davamızdan taviz vermeyelim. Allah Teâlâ’nın haram kıldığı yollara başvurmayalım. Sodom halkının akıbetini düşünelim. Kendimizi sürekli kontrol altında tutalım.

Lût kavmi aynı zamanda putperesttiler. Puta tapıyor, onlara büyük saygı gösteriyor, onları ilah ediniyorlardı. Bu aşağılık kavim, putçuluk ve livâtacılığın yanında; başka azgınlıklar, kötülükler de yapıyordu. Memleketlerine gelen yolculara, misafirlere çeşit çeşit eziyet etmekten zevk alıyorlardı. Yolların üzerine oturuyor, yabancı misafirleri taşa tutuyorlardı. Yani insanî özelliklerini, güzelliklerini kaybetmişler, sûreten insan, rûhen hayvanlardan da aşağı bir duruma düşmüşlerdi.

Livâta, aşağılık bir fiildir. Bir müslüman, kendisi için helal olan yolu bırakıp, erkek erkeğe ilişki kurmak gibi bir alçaklığı, rezilliği, zilleti asla yapamaz. Bu fiil dinen, aklen, fıtraten her yönüyle çirkin, tiksindirici, büyük bir günahtır. Bu hususta Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ümmetim için en çok korktuğum şeylerden birisi de, Lût Kavminin amelini yapmasıdır.” (İbni Mace) buyurmaktadır.

İşte Lût aleyhisselam böyle azgın, livâtacı, putperest bir kavme peygamber olarak gönderilmişti. Her peygamberin yaptığı gibi O da bu azgın kavmi imana davet etti. Putçuluktan vazgeçmelerini ve o zamana kadar hiçbir kavimde görülmeyen livâtacılığı terk etmelerini istedi. Durmadan, dinlenmeden, gece-gündüz demeden, davetine devam etti. Ancak daveti onlara hiç mi hiç tesir etmiyordu. Onlar azgınlıklarına hız kesmeden, ara vermeden devam ediyorlardı.

Lût Aleyhisselâm, onların içinde yirmi dokuz yıl kadar kaldı. Onları, bir olan Allah'a ibâdete ve yapageldikleri haksızlık ve ahlaksızlıkları bırakmağa davet etmekten', davetini, kabul ve tevbe etmedikleri takdirde azaba uğrayacaklarını haber vermekten geri durmadı.

Lût aleyhisselamın davetine icabet etmeyen Sodom halkı, bununla da kalmayıp O’nu,  memleketlerinden sürüp çıkarmakla tehdit ettiler.

“Ya davetten vazgeçersin, ya da bu beldeden çıkarılırsın.”  dediler. Bu tehditleri ile başlarına gelecek azabı davet etmiş oldular.

Lût aleyhisselamın birinci hanımı vefat ettikten sonra Sodom halkından bir kadınla evlenmişti. Bu kadın iman etmediği gibi, kavminin kötülüklerine yardımcı oldu,  ihanet etti.

Kadının,  hem de sâlih bir kulun, bir peygamberin eşinin ihaneti, ahlaksız, putperest kavmiyle beraber oluşu, onların kötülüklerine yardımcı oluşu,  büyük bir ibretle, büyük bir hayretle müşahede edilmelidir.
Allah Teâlâ, Lût aleyhisselamın ve kendine iman eden iki kızını o aşağılık kavmin şerrinden kurtardı ve o azgın kavmi kıyamete kadar gelecek bütün insanlara ibret olacak şekilde helak etti. Allah Teâlâ, Lût kavminin yaşadığı beldeleri altlarını üstlerine getirerek helak etmeleri için melekler gönderdi.

Bu melekler çok güzel delikanlılar sûretinde Lût aleyhisselama gittiler. Lût aleyhisselamın karısı, genç ve güzel delikanlılar sûretinde gelen melekleri görünce, hemen kavminin yanına gitti.

“Bu gece Lût’a öyle misafirler geldi ki,  güzellik yönünden onların bir benzeri görülmemiştir.” dedi. Bunun üzerine koşarak Lût aleyhisselamın hanesine geldiler. Lût aleyhisselamdan misafirlerini istediler. Lût aleyhisselam misafirleri için büyük bir endişeye kapıldı.

O, azgın, aşağılık kavme:

“Ey kavmim! Benim kızlarım mesabesinde olan hanımlarınız dururken, bu çirkin işe niçin tevessül ediyorsunuz?” dedi. Ancak bu ahmak reziller aldırış etmediler.

Bunun üzerine melekler:

“Senin dayanağın çok güçlüdür. Kapıyı aç. Biz Allah Teâlâ’nın sana gönderdiği elçileriz.” dediler.

Lût aleyhisselam kapıyı açtı. Bir rivayete göre Cibril aleyhisselam yüzlerine kanadıyla vurdu, diğer bir rivayete göre yerden bir avuç toprak alıp yüzlerine saçtı, gözleri görmez oldu. Bu durumdan ibret alamayan zorbalar, aşağılık ahmaklar, şöyle diyorlardı:

“Lût’un evinde yeryüzünün en büyük sihirbazları var. Bize sihir ettiler de gözlerimiz görmez oldu.” Perişan bir şekilde dağılıp gittiler.

Sonra melekler Lût aleyhisselama Sodom’un helakını haber verdiler:

“(Melekler) Ey Lût! Biz Rabb’inin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Sen gecenin bir kısmında ailenle (buradan) yürü çık. Karından başka sizden hiçbiri geri kalmasın. Çünkü onlara gelecek (azap),  şüphesiz ona da isabet edecektir. Onlara va’dolunan (helak) zamanı sabahtır. Sabah yakın değil mi? dediler.” (Hûd, 81)

Allah Teâlâ Lût Kavminin helakını çeşitli surelerde şöyle haber vermektedir:

“Emrimiz gelince onların üstünü altına getirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırdık. (O taşlar), Rabb’in katında işaretlenerek (atılmıştır) Onlar zâlimlerden uzak değildir.” (Hûd, 82-83)
“İşrak zamanında (güneş doğarken) onları o korkunç ses yakaladı. Böylece ülkelerinin, üstünü altına getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık. İşte bunda düşünen, ferasetli kimseler için ibretler vardır. O şehrin harabeleri bir yol üzerinde hâlâ durmaktadır. Hakikaten bunda iman edenler için bir ibret vardır.” (Hicr, 73-77)

Nihayet Lût aleyhisselam iki kızıyla beraber geceleyin Sodom’dan ayrıldı. Sabah güneş doğarken korkunç bir ses işitildi. Ardından Cibril-i Emin kanadıyla Sodom ve Gomore’yi göklere yükseltip, yere çaktı, altını üstüne getirdi. Sonra gökten üzerlerine taşlar yağdırıldı. Gökten yağdırılan her taşın üzerinde isabet edip öldüreceği zorbanın ismi yazılı idi.

Sodom ve Gomore’nin bulunduğu yerde, şimdi deniz seviyesinden 400 metre aşağıda bulunan Lût Gölü bulunmaktadır. Bu gölün suyu hâlâ pis kokular yaymaktadır. Gölde balık ve benzeri hiçbir canlı yaşamamaktadır. Onun için Lût Gölü’ne Ölü Deniz de denilmektedir.

Lût aleyhisselam, kavmi helak olduktan sonra kızlarıyla beraber amcası İbrahim aleyhisselamın yanına gitti. Böylece küfürleri, azgınlıkları, aşağılık amelleri ve yaptıkları çeşit çeşit ahlaksızları sebebiyle bir kavim daha yeryüzünden silinip gitti. Hem de hisse alabilenler için büyük bir ibret olarak.

odom ve Gomore’nin yerle bir oluşu, altının üstüne getirilişi, Lût kavminin bu dehşetengiz sonucu, her aklı başında insan, her aklı başında toplum için çok büyük bir ibrettir.

Tarihte benzeri olaylar olagelmiştir. Bunlardan en dikkat çekici, ibretâmiz olanı Pompei şehrinin yok oluşudur. İtalya’nın Napoli şehri yakınlarında bulunan Pompei’nin halkı da aynı Sodom ve Gomore halkı gibi livâtacı idi. İtalya’da Vezüv Yanardağı’nın eteklerinde mâmur bir şehir olan Pompei, miladî 70’li yıllarda Vezüv Yanardağı’nın aniden faaliyete geçmesi üzerine lavlar altında kaldı. Pompei halkı, o pis fiili yaptıkları halde, o hal üzere taşlaşıp kalmışlardı.

Allah Teâlâ insana niçin akıl vermiş? Tefekkür edelim. Hakkı, batılı birbirinden ayıralım. Bizi yaratan Rabb’imizi tanıyıp teslim olalım, kulluğumuzun gereğini yapalım diye.

Ne mutlu aklını hayır işlerde kullanana, hadiselerden ibret alıp ders çıkarana!

Yazıklar olsun, aklını hevasına uydurana, sapıtıp azana!..

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Haziran 2015

Sayı: 323

İlkadım Arşiv