Ekim 2014 Abdullah GÜLCEMAL A- A+
A- A+

Kurultay Mı, Zırıltay Mı?

Girdi doksan birine, yıllar su gibi akar…
İktidar hırsı var ya, her an kavurur yakar!
Ölse bile gerçeğe şaşı bakar ustası;
Acemisi ayak da yumurtaya kulp takar!


CHP, 5-6 Eylül 2014 tarihlerinde 18’inci Olağanüstü Kurultay’ını yaptı… Kaybedilen her seçimin ardından hemen Kurultay’a gidilip partililerin gazının alınması CHP de alışkanlık haline gelmiştir! Köşk hezimetinin ardından Parti yönetimiyle muhalifler arasında çıkan kavgada bir kez daha gördük ki; bu CHP’den ne köy olur, ne kasaba! Yalnız parti içinde iktidar olan DİKTATÖR, muhalefete geçen DEMOKRAT(!) olur, o kadar!

Ama parti içinde diktatör de olsalar, demokrat da olsalar yedikleri, içtikleri hep gaz yapar bunlarda! CHP’nin son Olağanüstü Kurultay’ında Çarkçı Kemal’le, İnce Muharrem’in kayıkçı kavgasını seyrettik gülümseyerek… Güya İnce Muharrem, Çarkçı Kemal’in çarkına çomak sokarak partiye Genel Başkan olacak, CHP de önümüzdeki seçimlerde iktidar olacak öyle mi!

İstiklâl Savaşı’nı kazanan da Devlet’ini kuran da bu Millet olduğu hâlde; “Biz Devlet kurmuş, Cumhuriyet’i ilan etmiş bir partiyiz.” diye 90 senedir övünür dururlar! CHP kiiim, devlet kurmak kim? Siz ancak bu milletin dinine, imanına, mukaddesatına, bu devletin istikbaline, istikrarına tuzaklar kurarsınız!

Yalanda, entrikada, soygunda, din düşmanlığında, zulümde, darbecilikte, iftirada, hayâsızlıkta, çilingir sofralarında o kadar başarılı, o kadar mâhirsiniz ki; hakikaten sirkeniz su istemez! Yahu, 14 Mayıs 1950’den beri bu Millet sizi seçim yoluyla iktidara getirdi mi hiç? Yani sizi 64 yıl evvel feshetti bu Millet! Bu zamana kadar olmadığı gibi, bundan sonra da hiçbir seçim, hiçbir kurultay, hiçbir Genel Başkan değişikliği, hiçbir darbe girişimi CHP’nin derdine çare olmaaz, olamaz! Hukuken de kapatın gitsin şu CHP’yi! Hem Millet rahat etsin, hem siz rahat edin!

Kurultayda, Genel Başkan adayı olarak karşısına çıkan İnce Muharrem’in rakı içmesini eleştiren Çarkçı Kemal: “CHP’ye ‘elitist bir parti’ diyorlar. Elit olmak ayrı, elitist olmak ayrı. Seçkinlere saygım vardır. Ama elitist olanlar vardır. Rakı sofralarında Türkiye’yi kurtarırlar. Bana çalışan adam lazım, rakı sofralarında konuşan adam değil… Her şey genel başkandan beklenmez, proje üreteceğiz, adam gibi çalışacağız.” buyurmuşlar!

Bugüne kadar millet, memleket hayrına hangi projeyi ürettilerse… Buna derler ki: “Ele verir talkını, kendi yutar salkımı.” Bu meret şişede durduğu gibi durmuyor ki işte! Konuşturur adamı tabi…
Romantik solcu Can Dündar; çekmiş olduğu belgesel filmle, “Mustafa filmi Atatürk’ü içkici olarak gösteriyor” diye bir anda tüm Kemalistlerin hedefi haline gelince: “Basbayağı linç ediliyorum. Tabu neymiş anladım.” diye sızlanmaya başlamıştı. Yahu, senin yeni anladığın “tabu”dan bu millet yıllar yılı neler çekti Cancağızım?!

9 Kasım 2008’de Milliyet’teki köşesinde, 60’lı yıllarda Atatürk’e “Burjuva devrimcisi” dediklerini itiraf eden Melih Aşık, şu anekdotu aktarmıştı: Atatürk’ün içinde bulunduğu Sakarya motoru bir deniz gezintisi sonrası Moda koyuna demirlemiştir. Dışarıdan görünmemesi için motorun ışıkları söndürülmüş. Ama halk durumu fark ediyor. Motorun çevresi kısa sürede sandallarla doluyor. Coşkulu bir kalabalık Ata’ya tezahürat yapıyor. Işıklar yakılıyor. Teknede ne kadar içki varsa Atatürk’ün emriyle sandallardaki halka dağıtılıyor. Müziğin sesi açılıyor. Hep birlikte eğlenilirken Atatürk oradakilere şu konuşmayı yapıyor:

“Vatandaşlarım… Buna rakı derler… Vaktiyle Padişahlar gizli içerlerdi. Ben açık içiyorum. Siz de benimle beraber içiyorsunuz. Karşılıklı içiyoruz. Hepimiz eşitiz. Benim için rakı içer, şunu bunu yapar diyorlar. Ben bunların hepsini yaparım. Hepsi doğrudur. Neticede unutmayın ki ben de sizin gibi bir insanım. Sizinkinden bir fazla değildir yaptıklarım.”

Şimdi Atatürk’ün bu ifadeleri, bu itirafları kayıtlarda dururken, Çarkçı Kemal’in İnce Muharrem’e söylediği o lafların bir anlamı var mı? Kaybettiği seçimlerin acısını O’ndan mı çıkaracak? Aha İnce Muharrem de biraz kalınlık yapıp: “Sana ne be adam! Bu rakıyı bu partinin kurucusu Atatürk de içmiş, ben de bu partinin milletvekili olarak pekâlâ içerim… İçerken konuşurum da… Türkiye’yi kurtarırım da… Sana ne? Ben senin rakın ile viskine, hurdalıktaki eskine karışıyor muyum? Konuşmana susmana, yalan dolan kusmana bir şey dedim mi?

Taptığın putların, kırdığın potların haddi hesabı yok, yeter artık diyen oldu mu? İçtiğim rakının parasını sen mi veriyorsun? Ben doldurur, ben içerim… Vebal de benim, günah da… Sen karışma Diktatör… Buna rakı derler, rakııı! İşte adamı böyle konuşturur.” deseydi ne yapardı Çarkçıbaşı!

Üstelik, işyerine alkol alarak gelen kişinin iş akdini fesheden işvereni haklı bulan Ankara 3. İş Mahkemesi’nin kararını temyiz incelemesinde bozan Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin kapı gibi şu kararını da Genel

Başkanın kapısına asabilirdi:

“Davacının olay günü işyerine alkol almış vaziyette geldiği anlaşılmış ise de sarhoş olarak geldiği kanıtlanamamıştır. 1475 sayılı yasanın 77. maddesinde işyerine sarhoş olarak gelmek fesih sebebi sayılmış olup, mücerret alkollü gelmek fesih sebebi değildir. Bu durumda işverenin,  davacının alkollü gelmesi sebebiyle iş akdini feshi haklı görme olanağı yoktur. Yasanın bu açık hükmü karşısında dairemizin kazanmış uygulamaları da bu yoldadır.” Aldı mı şimdi Çarkçı Kemal temiz kâğıdını!

Yine de umur görmüş kibar adammış İnce Muharrem. Nihayet yılların CHP’lisi Hasan Pulur da itiraf etti: “Şu CHP cins partidir, çıbanbaşı hiç eksik olmaz. Belki çıbanbaşı derken haksızlık yapmış olabiliriz, CHP Genel Merkezi’nde hep her şeye takılacak bir kulp bulunur. Bir seçim gezisinden Ankara’ya dönerken yolda bir köy kahvesine uğrarlar. Rahmetli Turan Hoca, Turan Güneş, bir kahve içmek ister, kahveci kahveyi en güzel fincana koyup getirir. Turan Hoca bakar ki fincanın kulpu yok, kahveciye sorar: “Sen CHP’li misin?” Kahveci, beni tanıdı diye sevinir. “Evet Hocam, tabii CHP’liyim. Turan Hoca: “Sen bu fincanı al Ankara’ya götür, bizimkiler nasıl olsa bir kulp bulur takarlar!”

Aaah, bu CHP ah! Bir gazeteci soruyor, kurultay salonundan çıkan delegeye: Efendim kurultay nasıl geçti? İçerinin havasını nasıl buldunuz? “Ne bileyim valla… Salonun havası çok pis, ama Kılıçdaroğlu’nun da, İnce’nin de havaları gayet yerinde. Zaten bunları da bu havalar mahvedecek! Kurultaya gelince; bizimkilerin yaptığına ‘kurultay’ değil, ‘zırıltay’ denir. İki gün epeyi zırıltı dinledim. Haydi, bana eyvallah… Allah biz CHP’lilere akıl, bu millete de sabır versin!”

Bir CHP’linin ancak bu duasına ‘Amin’ denir zaten. Allah’ım bizlere sabr-ı cemil ihsan eyle!

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ekim 2014

Sayı: 315

İlkadım Arşiv