Ekim 2019 Selim ARMAĞAN A- A+
A- A+

KUR'AN İKLİMİ - Sırat-ı Müstakimin Düşmanları

“Sonra and olsun, o kullarının önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onlardan çoğunu, şükreden kimselerden bulmayacaksın.” (Araf, 17)

Fatiha suresi Mekke devrinin ilk yıllarında tamamı bir defada indirilmiş surelerdendir. Hz. Peygamber aleyhisselam’ın, “Fatiha suresi okunmadıkça hiçbir namaz sahih olmaz” hadisinin (Tirmizî) gereği olarak farz kılındığı günden itibaren farz, vacip, sünnet ve her türlü nafile namazlarda Fatiha suresi okunmaktadır. Fatiha suresindeki mihver kavramlardan bir tanesi de “Sırat-ı Müstakim”dir.

Sırat-ı müstakim iki kelimeden oluşur: Sırat ve istikamet. Sırat; “anayol, doğru ve apaçık yol demektir. İstikamet; doğruluk, dürüstlük, adalet, itidal, itaat, sadakat ve dürüstçe yaşamaktır. Sırat-ı müstakim; dinde öncülerin takip ettiği herhangi bir eğrilik, yanlışlık içermeyen, haktan ayrı bir yönü bulunmayan Allah’a itaat edip Hz. Muhammed’in sünnetine uygun en doğru ve en güzel yaşayış tarzı demektir.

Fatiha suresinin beşinci ayetindeki “sırat-ı müstakim” bir sonraki ayette “kendilerine nimet verilenlerin yolu” şeklinde açıklanmıştır. Nisa suresi 69. ayeti ile birlikte bakıldığında sırat-ı müstakimin peygamberlerin, doğruların, şehitlerin ve salihlerin yolu olduğu söylenebilir.

Kur’ân-ı Kerîm’de; Allah’a ortak koşmamak, anaya babaya iyilik etmek, evlâtlarının canına kıymamak, her türlü kötülük ve iffetsizlikten uzak durmak, yaşama hakkına saygı göstermek, yetim malına yaklaşmamak, ölçü ve tartıda dürüst olmak, yalan söylememek, Allah’a verilmiş olan ahde vefa göstermek şeklinde özetlenebilecek olan belli başlı dinî ve ahlâkî görevler sıralandıktan sonra bunlara riayet etmenin Allah’ın dosdoğru yolu yani sıratı müstakimi olduğu, başka yollara sapmadan bu yolda yürümenin gerektiği bildirilmektedir. (Enam, 151-153)

Kısaca Sırat-ı Müstakim; müminler için İslâm dışı her türlü inançtan, Kur’an ve Sünnete aykırı davranışlardan uzak durarak yaşam sürdürme idealidir.

Şeytan, insanları, dinî ve dünyevî bakımdan en doğru ve en güzel yaşayış tarzı demek olan Sıratı Müstakimden saptıracağına ant içmiştir. Allah ise bu şekilde kötü niyet taşıyan ve kötü planlar peşinde olan şeytanı, insanları kıskanıp onlar hakkında zararlı fikirler taşıdığı, huzur ve mutluluklarını bozacak planlar peşinde olduğundan “yerilmiş ve kovulmuş” bir mahlûk saymış ve bulunduğu makamdan uzaklaştırmıştır.

 

Bu durumda Sıratı Müstakim’in düşmanları netleşmiştir. Bunlar İblis ve onun yolundan gidenlerdir. Onun ahlaksız tekliflerine kanarak onunla yol yürüyenlerdir. Mümin olduklarını sözlü olarak ifade etseler de tutum ve davranışları ile görsel örneklikleri ile hakkın karşısındakilere benzeyenlerdir. Bu hallerinden vazgeçip tövbe etmedikçe, “ahiret günahına razıyım dünyadaki zararı banadır.” demekle toplumsal sorumluluktan kurtulamazlar. Gafilâne ya da bilinçli olarak Sırat-ı Müstakim yolunu tahrife çalışan ve ona düşmanlık edenlere birkaç örnek;

 

Allah’a ortak koşmak Sırat-ı Müstakim düşmanlığıdır.

 

Anne-babaya kötü davranmak Sırat-ı Müstakim düşmanlığıdır.

 

Hayati tehlikeler dışında fakirlik vs. korkusuyla çocukları, doğum kontrolü ve nüfus planlaması gibi şu ya da bu şekilde öldürtmek Sırat-ı Müstakim düşmanlığıdır.

 

Gizlide de olsa açıkta da olsa fuhşun her türlüsü Sırat-ı Müstakim düşmanlığıdır.

 

Hukuki kararlar dışında her türlü cana kıyma Sırat-ı Müstakim düşmanlığıdır.

 

Yetim malı yemek Sırat-ı Müstakim düşmanlığıdır.

 

Ölçüde, tartıda haksızlık ve her türlü adaletsizlik Sırat-ı Müstakim düşmanlığıdır.

 

İslam’da söz çok önemlidir. Biz söz ile mümin ya da kâfir oluruz. Dünyamız ve ahiretimiz sözümüzle özümüzün uyumuna bağlıdır. Bunun ispatı da özümüzden yansıyan sözel ve görsel tutumlardır. Bilgi, haber, hüküm, övgü, yergi, sözleşme, yemin, vaat, vasiyet, öğüt, eleştiri, emir, istek, istişare gibi her türlü sözlü ilişkilerde adaletli, dürüst ve doğru olmalıdır. Söz söylendiği zaman yakınlara ve çıkarlara doğru eğilmesi Sırat-ı Müstakim düşmanlığıdır.

 

Tevazu peygamberlerin sıfatıdır. Kibirden nefret eden Rasulullah aleyhisselam da,“kalbinde zerre kadar kibir bulunan cennete giremez.” buyurmuştur. (Müslim) Kibir de uyuşturucular gibi manevi âlemi yıkan kötü huyların anasıdır.

“Bu ahiret yurdunu, yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu istemeyen kimselere veririz. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır.” (Kasas, 83)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ekim 2019

Sayı: 375

İlkadım Arşiv