Şubat 2021 Selim ARMAĞAN A- A+
A- A+

KUR'AN İKLİMİ- Rehineyi Kurtarın

Dünya hayatı, bu hayatın oluşumu ve nereden geldiğimiz konusu sürekli gündemimizdir. Ancak tartışmalarımızın sonucu Rabbimizin insanı özel olarak yarattığı, yaşattığı ve hatta yaşantının bu dünya ile sınırlı olmadığı gerçeğini kabul etmek, O’nun muazzam eserlerinin karşısında saygıyla eğilmek ve O’na iman etmekten başka bir yol olmadığını gözlerimizin önüne sermektedir. Elhamdülillah biz de bu iman ve ikrar ile yaşamaya gayret ediyoruz.

Allah’a imandan sonra iman esaslarımız içerisinde en önemli madde ahiret inancımızdır. Bu inanç bize cenneti ve cehennemi hatırlatmakla kalmaz. Dünyada iyilerin yolu olan Sıratımüstakim’i takip edenlerin korkusuz ve kaygısız mutlu bir ikinci hayatı olacağını da müjdeler. Nasıl ki; yaptığımız bir sözleşmenin, anlaşmanın ya da isteğin karşı tarafça yerine getirilmesini sağlamak için güvence olarak teminat alıyorsak Rabbimiz de imanımızın gereği olarak iyilerden olmamız için kendimize kendimizi rehin vermiştir.

“Herkes kazancına bağlı bir rehindir.” (Müddessir: 38) ayet-i kerimesi hem bize irade özgürlüğü verir hem de sorumluluk yükler. Dünyada özgürlüğümüz tamamen elimizdedir. Ahirette de burada yaptıklarımıza karşılık rehineyiz. Rehineyi kurtarma operasyonu da tam da burada başlamaktadır. Rabbimiz, dünyamızı vererek ahiretimizi kazanma gayretimizi büyük bir mücadeleyi Akabeyi aşmak yani sarp yokuşu geçmek olarak tanımlar.

Nefsimiz, Şeytan ve şeytanlaşmış insanlarla çevrelenmiş bu dünyada Akabeyi aşmak gibi zor görevi başarmamız için Rabbimizin bizden yana olduğunu, bize verdiği, akıl, göz, kulak, gönül, dil, dudak gibi nimetlerini bu yokuşu aşmak için kullanmamız gerektiğini bütün Kur’an boyunca vurgulayarak göstermektedir.

Rabbimiz, nefsimizin ve arzularımızın esiri olup İnsan ve Müslüman kişiliğimizin şerefini kirletmemizi isteyen; arzularımızı ve ihtiraslarımızı dünya ile sınırlayarak ahiretteki nimetlere arzumuzu azaltan, bizi cennetlik özel insan olmaktan çıkartıp dünyalık aşağı bir varlık haline getirmeye çalışan şeytandan kurtulmanın yollarını anlatmaktadır.

Şeytan, Âdem babamızı da ebedi kalmak arzusunu kullanarak aldatmıştı. Bugün insanlığın avcısı olan şeytanın avı farklı olsa da metodu aynıdır. Aklın ve mantığın asla kabul etmediği halde dünyada ebedi kalacakmışız gibi bize ahireti unutturmakta, sevaplar yerine günahları tercih ettirerek ahiretimizi dünya karşılığında sattırmaktadır. Oysa; “Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır: Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Bu, Tevrat'ta da İncil'de de Kur'ân'da da Allah'ın kendi üzerine yüklendiği bir sözdür. Allah'tan ziyade sözüne uyacak kim vardır? O halde yaptığınız alışveriş ahdinden dolayı size müjdeler olsun! Ve işte o büyük kurtuluş budur.” (Tevbe: 111)

Rehine olan kişinin, bedel ödeyerek kendi canını, malını kurtarması gibi ahirette de cehennemden kurtuluşumuz kendi manevi kazancımızla olacaktır. Bunlar Beled Suresinde şöyle hatırlatılmıştır;

“O, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yakını olan bir yetimi yahut aç-açık bir yoksulu doyurmaktır. Sonra iman edenlerden, birbirine sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır. İşte onlar ahiret mutluluğuna erenlerdir.”

Burada sayılanlar o dönemin temel ihtiyaçları olup ihtiyaçlar bu kadarı ile sınırlı olmadığı gibi hayır işleri ve sevap kapıları da sınırlı değildir.

“sarp yokuş” diye tercüme ettiğimiz AKABE: zor geçit demektir ki vadinin derinliklerinden meşakkatli yollardan geçerek dağın zirvesine ulaşmak ve yücelmektir. Buradan sosyal hayatımıza baktığımızda her türlü heva, hevesten ve şeytani yoldan uzaklaşarak yükselmektir. İkinci yol uçurumdan aşağı olandır ki çok kolay ve zahmetsizdir. Nefsin arzularına kendini bırakması yeterlidir.

“Köle azat etmek” de insanın boynunu eğdiren sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik... her türlü esirlik ve sömürü zincirlerini kırmak da onu boyunduruklardan kurtarmak için çalışmaktır. Allah’ın hür olarak yarattığı kullarının köleleştirilmesini engellemeye çalışanlar diğerleri kadar şöhret kazanmazlar ama zor geçitlerden geçerler.

Efendimiz, kalp katılığına karşı “Yetimin başını okşamayı ve miskinlere yemek yedirmeyi” deva olarak göstermektedir. Rabbimiz de nimetlerin hesabının olacağını “Sonra, yemin olsun ki, o gün size verilen her nimetten sorulacaksınız.” (Tekasür: 8) ayeti ile hatırlatır, öğüt alana.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr