A- A+

KUR'AN İKLİMİ- Dinde Zorlama Yoktur

 

Allah Teâlâ, Bakara Sûresi 256. âyette şöyle buyurmaktadır:

لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

Dinde zorlama yoktur. Doğruluk ile sapıklık gerçekten birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tağutu reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.[1]

Din kelimesi çok farklı anlamlara gelen, mana yönünden zengin bir kelimedir. Kur’ân-ı Kerîm’de de doksan iki yerde geçmektedir.[2] Bu geçtiği yerlerde farklı farklı anlamlarda kullanılmıştır. Bu âyette din kelimesi, “inanılan şey, şeriat” anlamda kullanılmıştır.[3] Yani, din her şeyi yoktan var eden Yüce Allah’ın koymuş olduğu kanun ve kurallar bütünüdür. Âyette geçen ikrah kelimesi, “çirkin bulmak, hoşlanmamak” anlamına gelen “ke-ri-he” fiil kökünden if’âl kalıbına aktarılan fiilin mastarıdır. Zorlamak anlamına gelmektedir.[4] Zorlamak ise bir kimseye istemediği, hoşlanmadığı bir şeyi zorla, tehdit ve baskı ile yaptırmak demektir.[5]

Dinin aslı imandır. İman ise kalbin tasdikidir. Yani insanın özgür iradesi ile Allah ve Resulünün bildirdiği her şeyin doğruluğuna kalben inanması, tasdik etmesi ve diliyle de ikrar etmesidir.[6] Bu da zorlama ile olmaz. Zira zorla, baskıyla iman makbul değildir. Dolayısıyla bir insan, dini kabul etmesi ve dine girmesi için zorlanamaz.

Bu âyet, Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretinin dördüncü yılının başında nâzil olmuştur. Bu âyetin inişinden önce şöyle bir olayın meydana geldiği nakledilir ki bu, âyetin nüzul sebebi olarak zikredilmektedir.

“Ensar’ın Sâlim ibn Avf oğulları kolundan el-Husayn adlı birisinin iki oğlu varmış. Hz. Muhammed’e (s.a.v.) henüz peygamberlik verilmeden önce Şam’dan kuru üzüm ticareti yapan bazı tacirler gelmiş, mallarını satıp bitirerek dönecekleri zaman el-Husayn’in iki oğlu bu tacirlerin yanına gelmişler. Tacirler bu çocukları Hıristiyan olmaya davet etmişler, onların propagandası ile bu iki çocuk, Hıristiyanlığı kabul etmişler ve tacirlerle birlikte Şam’a gitmişler. Hz. Peygamber’in İslâm dinini tebliğ etmekle görevlendirilip Medine-i Münevvere’ye hicretinden sonra bir gün bu Ensarlı’nın daha önce Hıristiyan olan iki oğlu yine bir tacir kafilesiyle Medine-i Münevvere’ye gelmişler. Onları pazarda gören babaları, oğullarının yanına giderek onları Müslüman olmaya ikna etmeye çalışmış. Hatta onlara: ‘Vallahi Müslüman olmadıkça sizi bırakmayacağım.’ diye de ısrar etmiş. Bu ısrara rağmen iki oğlu da Hıristiyanlıkta kalmakta direnmişler ve sonunda haklarında hüküm vermesi için Hz. Peygamber’in (s.a.v.) huzuruna çıkmışlar. Çocukların babası: ‘Ey Allah’ın elçisi, gözlerimin önünde bir parçam cehenneme mi girsin?’ diye sızlanmış. İşte bu olayın üzerine Allah Teâlâ Bakara sûresi 256-257. âyetleri Hz. Peygamber’e indirmiş.[7]

Bu âyete göre dinde zorlama yoktur. Hiçbir kimse İslâm dinini kabul etmesi için zorlanamaz. Zira Yüce Allah, insanı en güzel bir surette yaratmış[8], ona akıl ve irade ihsan etmiştir. Peygamberler ve kitaplar göndermek suretiyle de hakkı batıldan, imanı küfürden, hidayeti sapıklıktan ayırmıştır. Bütün bunlardan sonra “…Hak Rabbinizdendir. Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin...”[9] buyurarak insanı serbest bırakmıştır. İmanın, insanın özgür iradesiyle baskı ve zorlama olmadan gerçekleşmesi gerekir. Baskı ve zorlamayla olan iman ve ibadet Allah katında makbul değildir. Dolayısıyla hiçbir kimse zorla dine sokulamaz. Nitekim Yüce Allah, Peygamberine hitaben: “(Resûlüm!) Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?[10] buyurmaktadır. Peygamber, insanları zorla imana ve dine sokmakla yükümlü değildir, bilakis dini tebliğ etmek, hak ve batılı insanlara açıklamakla yükümlüdür. Nitekim Hz. Peygamber de bu vazifesini en güzel şekilde yerine getirmiştir.

Tefsirini yaptığımız âyet aynı zamanda “İslâm kılıç zoruyla yayılmıştır” iddiasında bulunan İslâm düşmanlarının bu iddialarını reddetmektedir.[11] Çünkü İslâm dininde tam bir inanç özgürlüğü vardır. İnsanın kendi özgür iradesini kullanarak iman etmesi ve dine yönelmesi gerekir. Hiç kimse iman etmek ve İslâm’a girmek hususunda zorlanamaz. Zira İslâm’da zorla ve baskıyla ne iman kabul edilir ne de ibadet.

İslâm’da cihad, insanları zorla dine sokmak için değil, insanlarla İslâm arasındaki engelleri kaldırıp insanların özgürce karar vermelerini temin etmek için meşru kılınmıştır. Müslüman olmayanlar İslâm kurallarına aykırı davranmamak, toplum düzenini bozacak davranışlarda bulunmamak ve cizye ödemek şartıyla kendi inançlarında kalma ve onu yaşamak hakkına sahiptirler.[12]

Yalnız burada şu hususu da açıkça belirtmeliyiz ki, insan kendi özgür iradesini kullanarak İslâm’ı kabul edince İslâm’ın kurallarına uyması mecburidir. Yani İslâm’ın inanç ve amel sistemine her Müslüman uymak zorundadır. Bu sisteme uymayanlar, aykırı davrananlar cezalandırılırlar. Bunun, âyette ifade edilen zorlama ile ilişkisi yoktur. İslâm’a kendi özgür iradesi ile giren müminden, verdiği sözü yerine getirmesi istenir.[13] Mesela zina eden, hırsızlık yapan ve içki içenin elbette cezalandırılması gerekir. Çünkü bu fiilleri işlemekle insan, kul hakkına tecavüz ettiği gibi toplum düzeninin bozulmasına da sebep olmaktadır. İslâm, buna izin vermez. Nitekim her hukuk sistemi, kendine tâbi olan vatandaşları, kanunlara uymaya mecbur ettiği gibi İslâm da özgür iradesiyle İslâm’ı kabul eden Müslümanlara, dinin getirmiş olduğu prensiplere uymayı mecbur kılar.[14]

Kim tağutu reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir.

Tâğût kelimesi, Arapçada mübalağa kipinde bir cins isim olup “çok azgın, azman, azıtkan” anlamına gelmektedir. Allah’a karşı azan, başkalarını da azdıran her şey tâğût sayılır. Asıl azdırıcı şeytan olmakla birlikte Allah’ın yolundan azan ve insanları Allah’ın yolundan azdıran, yanlış yollara sevk eden bütün insan ve cinler, tâğût anlamı kapsamındadırlar.[15]

Tâğûtu inkâr edip Allah’a inanan ve Allah’ın emirlerine uyan ve yasaklarından sakınan Müslüman, en sağlam kulpa yapışmış olur. Allah Teâlâ her şeyi işitir ve her şeyi bilir.

Âyetten Çıkarılan İlkeler

1. Din bir kalp ve vicdan işidir; tamamen kişinin özgür iradesiyle kabul etmesine bağlıdır.

2. Bir insanın dine girmesi için zorlanması câiz değildir. Dolayısıyla bu manada dinde zorlama yoktur.

3. Bir insanın kendi özgür iradesiyle kabul ettiği ve girdiği bir dinden çıkması hususunda zorlanması da câiz değildir. Günümüzde bazı ülkelerde insanlar İslâm dininden çıkması için zorlanmaktadır. İslâm dinini bir terör dini, Müslümanı da terörist gibi göstererek insanların İslâm’dan uzaklaşmaları amaçlanmaktadır.

4. İslâm’da cihadın amacı, insanları zorla İslâm’a sokmak değildir. İnsanlarla İslâm arasındaki engelleri kaldırmak ve insanları zulümden kurtarmak için cihad meşru kılınmıştır.

5. Dine girme ve çıkma konusunda zorlama olmadığı gibi dinin öngördüğü prensiplerin uygulanması hususunda da bir zorlama söz konusu değildir. Çünkü baskı ve zor kullanılarak yapılan amellerin hiçbir değeri yoktur. İnsan baskı ve zorlama sonucu yaptığı amellerden hiçbir sevap alamaz.

6. Hak ve batıl, iman ile küfür, hidayet ve dalalet birbirinden açık bir şekilde ayrılmıştır. İnsan, aklını ve iradesini kullanarak özgürce tercihini yapmalıdır. Yaptığı tercihten dolayı da sorumlu olduğunu bilmeli ve sorumlu olduğu vazifeleri yapmalıdır.[16]

 


[1]     el-Bakara 2/256-257.

[2]     Muhammed Fuad Abdulbâkî, el-Mucemü’l-mufehres li elfâzı’l-Kur'âni’l-Kerîm’an, (Beyrut: Dâru ihyâi’t-türasi’l-arabî, ts.), 267-269.

[3]     Zuhaylî, et-Tefsiru’l-münîr, 3/19.

[4]     İsfahânî, Müfredât, 708; İbn Manzûr, Lisanu’l-Arab, “Ke-Ri-He” md.

[5]     Ateş, Çağdaş Tefsir, 1/453; Komisyon, Kur'ân’dan Öğütler I, 4. Baskı, (Ankara: D.İ.B. Yay., 2011), 197.

[6]     Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, Hazl. Asım Cüneyd Köksal - Murat Kaya, (İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yay., 2021), 1/918.

[7]     Taberî, Câmiu’l-beyân, 5/409; İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’âni’l-azîm, (İstanbul: Çağrı Yay., 1986), 1/310-311; Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, Haz. Asım Cüneyd Köksal - Murat Kaya, (İstanbul: T.Y.E.K.B. Yay., 2021), 1/923-924.

[8]     et-Tîn 95/4.

[9]     el-Kehf 18/29.

[10]    Yunus 10/99.

[11]    Zuhaylî, et-Tefsiru’l-münîr, 3/21.

[12]    Karaman vd., Kur'ân Yolu, 1/406.

[13]    İsmail Cerrahoğlu, Kur'ân-ı Kerîm’den Öğütler, (Ankara: DİB Yay., 1991), 155.

[14]    Ateş, Çağdaş Tefsir, 1/456.

[15]    Yazır, Hak Dini Kuran Dili, 2/170; Ateş, Çağdaş Tefsir, 1/456.

[16]    Zuhaylî, et-Tefsiru’l-münîr, 3/21; Mehmet Soysaldı, Vahiy Ortamından İlkeler, (Elazığ: Manas Yay., 2010), 60-61.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr