Ocak 2015 Mehmet ŞENTÜRK A- A+
A- A+

Kur’an Bizden Ne İster?

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, melek Cebrail vasıtasıyla Peygamberimiz Hz. Muhammed -aleyhisselam-’a vahiy yoluyla indirilmiş, mushaflarda yazılmış, tevatürle nakledilmiş, okunması ibadet olan Allah kelamıdır. Kur’an-ı Kerim’in muhatabı bütün insanlar, gayesi de, insanların dünya ve ahiret saadetini sağlamaktır. İşte bu saadete ulaşmak için Kur’an’a karşı görevlerimizi yerine getirmemiz gerekir.

Nedir Bu Görevlerimiz?

1- Kur’an’a Allah’ın bütün insanlığa gönderdiği son ilahi mesajlar bütünü olarak inanmak ve onu tüm içeriği ile kabul etmektir. “Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifa ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi. (Yunus, 57)

Peygamber Efendimizin en büyük mucizesi Kur’an’dır. Peygamberimiz kalpleri onunla fethetti, gönülleri onunla nurlandırdı, insanlığı onunla hidayete ulaştırdı.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimizin muhatabı biz insanlardır. Allah, bize değer vermiş ve bize seslenmiştir. Kur’an’a kulak verenler Allah’ın samimi kullarıdır. Onu okumak, dinlemek, onunla amel etmek başlı başına bir ibadettir.

2- Ona karşı saygılı ve edepli olmak: Rabbimizin biz insanlık için gönderdiği en büyük hidayet kaynağı olan kelamullah’a karşı elbette saygı duymalı, büyük bir edeple elimize almalı, okumalı ve huşu içerisinde dinleyip anlamaya çalışmalıyız. Kur’an-ı Kerim, Allah’ımızın biz Müslümanlara lütfettiği rahmet, hidayet ve nur kaynağıdır. Bizim onun rahmet, hidayet ve nuruna istifademiz ancak edebimiz ölçüsünde ve ona göstereceğimiz ilgi ve itina miktarınca olacaktır.

Kur’an çağlayıp akan bir ırmak, bizim edebimiz de o ırmaktan su alacak kaplarımızdır. Kabımız ne kadar büyük olursa, alacağımız su miktarının da o kadar çok olacağı açıktır. Kur’an okumak isteyen kimse, onu tilavete başlamadan önce kalbini bütün önyargı ve şüphelerden arındırmalı, Allah Kelamı olduğunu hatırda tutarak tam bir teslimiyet ve teveccühle Kur’an’a yönelmeli ve bir de dünya ve ahirette ihtiyacı olan hakikatleri Kur’an’da bulabileceği mülahazasıyla onu eline almalıdır.

3- Kur’an’ı okumak: Kur’an-ı Kerim’in okunuşunu muhakkak öğrenmeliyiz. Bunun da en kolay yolu; bir “Kur’an Elifbası” bulup bilen birine başvurarak önce harf, hareke ve gerekli diğer işaretleri kavramak, sonra da kelime ve terkiplerin okunuşunu öğrenip bunları Kur’an üzerinde tatbik etmektir. İyi bir gayretle bir hafta içinde, en fazla bir ay içinde güzel bir şekilde Kur’an okuma imkânına kavuşulabilir. Çünkü Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’i okumak, ezberlemek ve anlamak için kolaylaştırmıştır. (Kamer, 17)

“Allah’ın kitabını okuyanlar, namazını kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah için gizli ve açık sarf edenler asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler. Çünkü Allah, onların mükâfatlarını tam öder ve lütfundan onlara fazlasını verir. Şüphesiz o, çok bağışlayan, şükrün karşılığını bol bol verendir.” (Fatır, 29-30) Namazda Kur’an okumak namazın farzlarındandır. Namazımızı geçerli kılacak kadar Kur’an ezberlemek, Kur’an’ı doğru okumak her Müslümana farz-ı ayındır.

Peygamber Efendimiz aleyhisselam, Kur’an okuyan mü’mini; kokusu ve tadı güzel turunca, Kur’an okumayan mü’mini; tadı güzel ama kokusu olmayan hurmaya, Kur’an okuyan münafığı; kokusu güzel ama tadı acı fesleğen otuna, Kur’an okumayan münafığı da kokusu olmayan acı yaban keleğine (Ebu Cehil karpuzuna) benzetmiştir. (Buhari, Fedailü’l-Kur’an 17; Müslim, Müsafirin 243)

“Kur’an-ı Kerim’i maharetle okuyan bir insan, Kirâmen Kâtibin melekleri seviyesinde olur. Onu o seviyede beceremeyen fakat halis bir niyet ile okumaya çalışan, okurken de kem küm edip dili dolaşan ve Kur’an’ı okumak ona zor geldiği halde okuyan insana da iki sevap vardır.” (Buharî, Tevhid, 52)

Hz. Ali -radiyallahu anh- Efendimizin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamberimiz aleyhisselam şöyle buyuruyor: “Kim Kur’an-ı Kerim’i okuyup ezberler, onun helal kıldığını helal kabul eder ve haramını da haram sayarsa, bu sebeple Allah onu cennete koyar ve hepsi de cehennemlik olan yakınlarından on kişiye şefaat yetkisi verir.” (İbn Mace; Tirmizi; Et-Terğib ve Terhib, 3/278)

4- Anlamak: Kur’an-ı Kerim, düşünemeyen hayvanlara değil, düşünebilecek ve doğru yolu bulabilecek özelliklerde yaratılmış olan insanlara gönderilmiş olan ilahi bir kitaptır. Göndereni Rabbimiz, gönderildiği adresi ise insanlardır.

Peygamber -aleyhisselam- Efendimizden, Ebu Hureyre -radiyallahu anh- rivayet etmektedir: “Herhangi bir topluluk Allah’ın evlerinden birinde toplanır, Kur’an-ı Kerim’i okurlar ve aralarında müzakere ederlerse mutlaka üzerlerine kalp huzuru iner, Allah’ın rahmeti kendilerini kaplar, melekler kendilerini kuşatır ve Allah da onları kendi katındakiler içerisinde anar.” (Müslim; Ebu Davud; Terğib ve Terhib, 3/262)

“Lafz-ı muhkem, yalnız anlaşılan Kur’an’ın/ Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz mananın/ Ya açar Nazm-ı Celil’in bakarız yaprağına/ Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına/ İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkiyle bilin/ Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.”

5- Kur’an’dan öğrendiklerimizi, insanları sömürmek için değil, Allah’ın rızasını kazanmak ve toplumun gelişmesini sağlamak için uygulamak: Kur’an-ı Kerim’i okuyan ve onunla amel eden kişinin anne babasının başına taç giydirilecektir. Bu konuda Peygamber Efendimiz -aleyhisselam- şöyle buyurdu: “Kim Kur’an-ı Kerim’i okur ve onunla amel ederse, kıyamet gününde ana ve babasına, güneşin ışığı gibi parlak, nurdan bir taç ve eşi olmayan iki hülle giydirilir.” Bunun üzerine onlar “Bu ne sebeple size giydirildi?” denince “Çocuğumuzun Kur’an okuması sebebiyle.” diye cevap verilir. (Et Terğib ve Terhib, 3/277)

Hayatımız Kur’an ile bir anlam kazanır. Dünya ve ahiret saadetine ancak Kur’an ile ulaşabiliriz. Peygamberimiz Veda Hutbesi’nde  “Size iki emanet bırakıyorum. Onlara sıkı sıkıya sarılırsanız hiçbir zaman yolunuzu şaşırmayacaksınız. Bunlar: Kur’an ve sünnetimdir.” buyurmaktadır.

Efendimiz -aleyhisselam- şöyle buyurmuştur: “Kur’an’ın üslubuyla konuşan, doğruyu konuşmuş olur. O’nunla amel eden, mutlaka mükâfat görür. Kim onunla hüküm verirse, adaletle hükmeder. Kim ona çağrılırsa, doğru yola çağrılmış olur.” (Tirmizi, Fedailü’l-Kur’ân, 14)

6- İnanıp öğrenerek uyguladıklarımızı insanlara tebliğ etmek: Bir Müslüman’ın en önemli görevlerinden biri, çevresindeki insanlara Kur’an ahlakını anlatmak ve onları Allah’a iman etmeye teşvik etmektir. Kur’an’da Müslümanların insanları uyarmalarıyla ilgili çok açık ve kesin hükümler vardır.

Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmrân, 3/104) ayeti inanan insanlara bir vazife, bir sorumluluk yüklemektir. Yüklenen bu sorumluluk, tespitini bizzat Cenâb-ı Hakk’ın ya da O’nun vahyi doğrultusunda Peygamberin -aleyhisselam- veya bu iki ana kaynaktan istifade ile belli vasıflara haiz insanların yaptığı iyi ve kötü değerlerin, mutlaka ama mutlaka insanlara anlatılmasıdır. Bu vazife yeryüzünün en şerefli ve en kıymetli vazifesidir. Bundan daha kıymetli ve değerli bir vazife olsaydı, Allah seçkin kul olarak yarattığı peygamberlerini o vazife ile görevlendirirdi.

Rabbinin nimetlerini anlatacak fırsatı olup da insanların tepkilerinden çekinerek bu ibadeti yerine getirmeyen kişi, eline geçen ecir fırsatını kaçırmış olur. Oysa Allah insanların değil, yalnızca kendi rızasının gözetilmesini emreder. İslam dininin yaygınlaşması için çaba sarf etmeyen insanlarla, hayatlarını Allah yoluna adayan, yirmi dört saatini bu uğurda kullanan insanlar elbette Allah katında eşit değildir.

Rabbimiz bizleri Kur’an’a hadim, yoluna mahkûm eylesin. Âmin yâ Muîn.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ocak 2015

Sayı: 318

İlkadım Arşiv