Ağustos 2013 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Korkmazlar

“Kur’an, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü’minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.” (Neml, 2-3)

Kur’an  Mü’minler İçin Hidayettir

Bazen insanlar hayret ederler, “Şu kişi Kur’an okuduğu halde niçin davranışlarına yansımıyor? Hal ve hareketlerinde değişiklik olmuyor?” diye. “Rabbimizin her şeyi bildiğine inandığını söylediği halde münafıklığa devam ediyor” diye. Rabbimiz; Yüce Kur’anı her okuyanın değil, inanması gereken şeylere kesin inananlar için, ibadetlerini hakkıyla ifa edenler için, hidayet rehberi ve müjde olduğunu haber vermektedir. Ahirete kesin olarak inanmayanların, ibadetlerini hakkıyla yerine getirmeyenlerin, Kur’an’ın hidayetinden ve ondaki dünyevi ve uhrevi müjdelerden nasibi olamaz, Onlar Kur’an’ı okuyup amel etmemekle, ancak kendilerini avutmuş olurlar. Kur’an sadece okunmak için değil, okunanları anlayıp amel etmek için, Rabbimiz tarafından gönderilmiştir.

Kesin iman

Peki, kesin iman nedir? Dosdoğru ibadet nedir? Kesin iman kişinin Aç ve susuz kaldığında helak olacağını bilmesi gibi, yüzmeyi bilmeyenin suya düştüğünde boğulacağını bilmesi gibi, ateşe düşenin yanıp kül olacağını bilmesi gibi, yüksekten düşenin paramparça olacağını bilmesi gibi inanmasıdır. İnanılması gereken şeylere kesin inanmak. Aklı başında olan hiç kimse, açlığın ve susuzluğun helak ediciliğine inanmak için açlığı ve susuzluğu, yüzmeyi bilmeyenin boğulmaya inanmak için denize dalmayı, ateşin yakıcılığına inanmak için ateşe dalmayı, yüksekten düşenin parçalanacağına inanmak için yüksekten atlamayı denemez. Bunlar dünya için konmuş ilahi kurallar. Bunlara uymada sıkıntı yok da, ahiret için konulmuş ilahi kurallara uymada niçin sıkıntılar var? İlahi emirleri yerine getirmeyerek, bu emirleri yerine getirmemede ısrar ederek cehennemi denemeye kalkışmak, İlahi yasaklara uymayarak, bu yasaklara uymamada ısrar ederek, cehennemi denemeye kalkışmayı hangi akıllarına sığdırabiliyorlar?

İman, rasullerin, nebilerin ve onların sadık takipçilerinin imanı gibi olmalıdır. Onlar imanları uğrunda her şeylerini feda etmişlerdir. İmanlarını hiç bir dünyalığa tercih etmemişlerdir. İmanını bu kıvama getiremeyenler, davet yolunda dökülürler.

Dosdoğru İbadet

Rabbimizin istediği, Rasulünün gerçekleştirdiği ibadet. İslam ahkâmına uygun, Rabbin rızası için yapılan ibadetler dosdoğru ibadetlerdir. Dünya ve ahiret saadeti böyle ibadetlerle mümkündür. "Namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren"  Kur’an’ın hidayetinden bunlar nasipdar olabilmektedir. Nasipsizler ise, bocalar, nankörlük eder, çekişir, bozgunculuk yapar.

Bocalayanlar

“Şüphesiz, ahiret hayatına inanmayanların işlerini biz kendilerine güzel göstermişizdir de o yüzden bocalayıp dururlar.” (Neml, 4)

Ne yaptığını, ne yapacağını, bilmeyenler. Neye, nereye ait olduğunun farkında olmayanlar, hayatın her alanında bocalarlar. Yaptıkları kendilerine güzel gösterildiği için de kararsızdırlar. Yaptıklarını güzel görmelerine rağmen, içlerini kemiren bir sıkıntı bunları sürekli bocalatır. Kâh şöyle kâh böyle, kâh şununla kâh bununla oradan oraya savrulurlar. Bu tiplerin en bariz özellikleri ise tatminsizliktir. Hiç bir şey onları tatmin etmez. Maddi ve manevi tatminsizlikler ciddi hastalık bulgularıdır.

“Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri hâlde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkâr ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!” (Neml, 14)

Kibir ve zulüm de bocalama sebebidir. Kendini beğenip insanlara tepeden bakanlar sürekli bir bocalama içindedirler, asla sukunete kavuşamazlar. Zalimler de bocalamadan asla kurtulamayanlardır.

“Şeytan, onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece onları yoldan çıkarmış. Bu yüzden de onlar doğru yolu bulamıyorlar.” (Neml, 24)

Yaptığı kötülükleri süslü görmeye başlayanlar, ölçüyü dengeyi yitirmiş kişilerdir. Bunlar yola gelmezler.

Şükür mü, Nankörlük mü?

“Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş hâlde görünce şöyle dedi: “Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.” (Neml, 40)

Bu gün Rabbimizin nimetleri karşısında kaç mü’min, Süleyman aleyhisselamın kendine sorduğu “Şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur” sorusunu sorabiliyor. Bu gün kaç mü’min nimetlere şükredip, bela ve musibetlere sabredebiliyor? Bu gün kaç mü’min, Rabbinden gelenlere razı ve hoşnut? Bu gün kaç mü’min hata ve kusurlarından dolayı Rabbinden özür diliyor?

“Belkıs, “Ey Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmetmiştim. Şimdi ise Süleyman ile birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.” dedi.(Neml, 44)

İnsan zaman, zaman nefsine zulmedebilir. Bunu farkettiği zaman Rabbine teslim olup af ve mağfiret dilemelidir.

Çekişenler

Çekişme, didişme helak edici şeylerdendir. Husumeti ve düşmanlığı körükler Mü’min bundan uzak durmalıdır. İnsanlar, insanlar üzerine bekçi değildir, Söyler geçerler.

“Andolsun biz, “Allah’a kulluk edin” diye (uyarması için) Semûd kavmine,  kardeşleri Salih’i peygamber olarak göndermiştik. Bir de ne görsün, onlar birbiriyle çekişen iki grup olmuşlar.” (Neml, 45)

Mü’minlerin çekişmesi ise daha acaib bir haldir. Allah aşkına mü’minler birbiri ile niçin çekişir? Bunun izahı mümkün müdür? Rabbimiz ve Rasulü bunu yasaklamışken, mü’minlerin çekişmesi tamamen nefsidir.

“Salih, onlara “Ey kavmim! Niçin iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorsunuz? Merhamet edilmeniz için Allah’tan bağışlanma dileseniz ya!” (Neml, 46)

“Onlar, ‘Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık.’ dediler. Salih, ‘Sizin uğursuzluğunuzun sebebi Allah katında(yazılı)dır. Aslında siz imtihan edilmekte olan bir kavimsiniz.’ dedi.” (Neml, 47)

İnsanların, kendilerinden başkalarında, uğursuzluk aramaları, umumi bir hastalıktır. Öncekilerin sonrakilerde, sonrakilerin öncekilerde, erkeklerin kadınlarda, kadınların erkeklerde. İnkârcılar da kendi hallerine bakmadan her zaman, Peygamberlerde ve inananlarında uğursuzluk aramışlardır.

Bozguncular

Bozucular, bozguncular her zaman olmuştur, olacaktır. Onların vazifesi bozmak, dağıtmak, tahrif etmektir. Nizam, intizam, tertip, düzen onları rahatsız eder. Bozguncular şunu hiç unutmamalı ki hasımları Allah Tealadır.

“Şehirde dokuz kişilik bir çete vardı. Bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar ve ıslaha çalışmıyorlardı.” (Neml, 48)

İster çete kurun, ister örgüt kurun, yetki ve salahiyetlere sahip olun. Ancak Rabbimizin müsaade ettiği kadar bozgunculuk yapabilirsiniz. Bozgunculuğunuzu kendi kabiliyet ve beceriniz sanmayın.

Onlar bir tuzak kurdular. Farkında değillerken Allah da bir tuzak kurdu.“(Neml, 50)

O Öyle bir Allah ki, kurduğunuz tuzağa sizi düşürür de, kendi tuzağınızda gözünüzü açarsınız. Mü’min tuzakçı olmaz. Mü’min, insanları şeytan ve insan şeytanlarının tuzaklarından kurtarmaya çalışır.

“Bak, onların tuzaklarının sonucu nasıl oldu: Biz onları ve kavimlerini topyekûn helâk ettik.” (Neml, 51)

“İşte zulümleri yüzünden harabeye dönmüş evleri! Şüphesiz bunda bilen bir kavim için bir ibret vardır.” (Neml, 52)

Bozguncular, plan program yapar, kulis yapar Rabbimiz de bozar. Mü’min her zaman açık ve nettir. Bozgunculuk yapmaz, insanlara tuzak kurmaz. Küffara bile düşmanlığını ve savaşını açıkça ilan eder. Bozgunculuk, insanlara tuzak kurmak zulümdür. Hele mü’min kardeşlerine tuzak kurmak, katmerli zulümdür. Zalimin akıbeti dünya ve ahirette helaktir.

“Onlardan yana üzülme. Kurdukları tuzaklardan ötürü de sıkıntıya düşme.” (Neml, 70)

Mü’mini; kâfirlerin, münafıkları tuzakları sıkıntıya sokmamalı, Rabbine güvenip dayanmalıdır.

“Öyle ise Allah’a tevekkül et. Çünkü sen apaçık bir hak üzere bulunuyorsun.” (Neml, 79)

Ölüler, Körler, Sağırlar

“Şüphesiz sen ölülere duyuramazsın. Arkalarına dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.” (Neml, 80)

“Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanıp da Müslüman olmuş olanlara duyurabilirsin.” (Neml, 81)

  Kur’an’dan nasibi olmayanlar, ölüdürler, kördürler, sağırdırlar. Onlar hak ve hakikat karşısında ölüdürler, duyarsızdırlar, Doğru yolu görmezler. Rablerinin ikaz ve uyarılarını işitmezler. Allah yolunun davetçilerini, ölülerin, körlerin, sağırların davete ilgisizliği asla ümitsizliğe sevk etmemelidir.

“Zulümlerinden dolayı sözü edilen azap tepelerine iner de artık konuşamazlar.” (Neml, 85)

Dağlar da yürür

“Dağları görürsün, onları hareketsiz sanırsın. Hâlbuki onlar bulutların geçişi gibi hareket ederler. Bunu, her şeyi sağlam ve yerli yerince yapan Allah yapmıştır. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Neml, 88)

Mü’min de kulluğunda dağlar gibi olmalı, kulluğa ve hizmetlere canhıraş koşuşturmalı, fakat herkes onu hareketsiz sanmalı, bu kulluğu ve hizmeti gösterişten kurtarmanın en güzel yoludur. Bazı mürailer en önde gibidir, fakat en arkadadır. Bazıları en hızlı gibidir, fakat en yavaştır. Bazıları en bilgili gibidir, fakat en cahildir. Bazıları en itaatli gibidir, fakat en itaatsizdir. Bazıları çok cesur gibidir, fakat çok korkaktır. Bazıları çok sevgili gibidir, fakat çok sevgisizdir. Bazıları çok samimi gibidir, fakat çok samimiyetsizdir. Bunlar hizmetlerin önünü açamazlar, hizmetlere barikat olurlar.

Yaptıklarınızın karşılığı

Atalar ne güzel demişler, “ne ekersen onu biçersin” diye. Buğday eken, arpa biçemez. Arpa eken de buğday biçemez.Dünya da iyilik yapan, ahirette iyilik bulur. Dünya da kötülük yapan da ahirette kötülük bulur. Mü’min kendini asla kötülüklere mahkûm etmez. İyiye ve güzele meyleder.

“Her kim iyi amel getirirse, ona ondan daha hayırlısı vardır. Onlar o gün korkudan emindirler.” (Neml, 89)

“Kimler de kötü amel getirirse, yüzüstü ateşe atılırlar. (Onlara), ‘Ancak yaptıklarınızın karşılığını görüyorsunuz’ (denir.)” (Neml, 90)

Rabbimiz kullarına zulmedici değildir.

Korkmazlar

Allah yolunun hizmet erleri, peygamber yolunun yolcularıdır. Bu yolda yürürken hiçbir şeyden korkmazlar. Korkmayanlar kazanırlar, korkaklar ise her zaman kaybetmeye mahkûmdurlar. Allah yolunda olan mü’minin, kaybedeceği hiçbir şey yoktur. Canı mı? Ecel Allah’ın elindedir. Malı mı? Rızık Allah’ın elindedir. Her şey Allahın elindedir. Canını, malını Allah yolunda kaybedenler, cenneti kazanır. Mü’min bunları kaybetmekten korkarsa, imanını kaybeder. Mü’minin tek korkusu imanını kaybetmek olmalıdır.

“Ey Mûsâ, korkma! Benim katımda peygamberler korkmazlar.” (Neml, 10) 


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ağustos 2013

Sayı: 301

İlkadım Arşiv