Ekim 2014 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Kiminiz Kiminizi İlah Edinmesin!

İnsanın yaratılış gayesi, Rabbine kulluktur. Bu insan ister peygamber, ister peygamber varisi âlim, ister herhangi bir Müslüman, ister ümmi bir Müslüman olsun. Bunların vazife ve sorumluklarının kapsamı farklı da olsa netice itibarı ile hepsi de Allah’a kul olmak zorundadır. Kulluğuna zarar getiren kim olursa olsun ilahî ikaz ve cezaya müstahak olur. Zaman zaman peygamberlerden bile ilahî ikaza muhatap olanlar olmuştur.

Allah’a kulluğa götüren her şey araçtır. Din araçtır, peygamber araçtır, mezheb araçtır, âlim araçtır, araçlar asla amaç haline getirilmemelidir. Araçların amaç haline getirilmesi en büyük felaketlerdendir. Önceki ümmetler dinlerini ve peygamberlerini amaç haline getirdikleri için sapmışlardır. İlahî emirlere rağmen, Yahudiler Hıristiyanları, Hıristiyanlar da Yahudileri, her ikisi de Müslümanları kabullenmediler.

Ama Müslümanlar Rabbinin emrine uyarak, her iki dinin peygamberine ve Hz. Adem’den aleyhisselam Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize gelinceye kadar, gelen bütün peygamberleri kabul etmişlerdir.

Rabbimiz buyurdu ki:
“Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz.” (Araf, 3)

Kulun tabi olacağı yegâne hükümler, Rabbin koyduğu hükümlerdir.

Rabbimiz buyurdu ki:
“Yahudiler, ‘Hıristiyanlar bir temel üzerinde değiller.’ dediler. Hıristiyanlar da, ‘Yahudiler bir temel üzerinde değiller.’ dediler. Oysa hepsi kitabı okuyorlar.” (Bakara, 113)

Okumak ayrı, anlamak ayrı, tâbi olmaksa apayrı şeylerdir. Demek ki kimilerini kitabı okumak da kurtaramıyor. Ya kitabı hiç okumayanların hali ne olacak? Mü’min kitabını okuyacak, anlayacak ve yaşayacak. Yahudi ve Hıristiyanlar gibi kitabı okuduğu halde, indî mütalaalarla birbirini itham etmeyecek. Mezhebi farklı olabilir, meşrebi farklı olabilir, tarikatı farklı olabilir. Ama Allah’ı bir, Peygamber’i bir, Kitap’ı bir, Din’i bir. Gerçekten bu birlerde BİR iseler, samimi iseler, diğer farklılıkların hiçbir anlamı yoktur, olmamalıdır. Ama maalesef İslam âlemindeki tüm ayrılık ve gayrılıkların, fitne ve fesatların, husumet ve düşmanlıkların temelinde, hiç de önemi olmayan o farklılıklar yatmaktadır.

Allah davasına hizmette samimi olanlar, bu hakikatleri bulundukları her ortamda, çekinmeden söylemelidirler.

“Allah’ı bırakıp da kiminiz kiminizi ilah edinmesin.” (Âl-i İmran, 64)

Bu ayet inince, Hıristiyan iken Müslüman olan Adiy b. Hatim: “Ya Rasulullah! Biz onlara kulluk etmiyorduk ki” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: “Peki, onlar size istediklerini helal, istediklerini haram kılıyorlar, siz de onlara uyuyor değil miydiniz?” diye sorup da “Evet” denilince Efendimiz: “İşte burada söylenen de odur.” buyurdu. (Zemahşerî)

Rabbimiz buyurdu ki:
“Allah’ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve Meryemoğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa bunlar da ancak bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardı.” (Tevbe, 31)

Yahudiler, Hıristiyanlar peygamberlerini ve din adamlarını ilah edindiler de Müslümanlar bundan korundu mu? Eğer Müslümanlar da din adamlarının, şeyhlerinin ve liderlerinin, Allah’ın emir ve yasaklarına muhalif olan emir ve yasaklarını kabul ederlerse onlar da bu hüküm gereği “Allah’ı bırakıp birbirini ilah edinmiş” olurlar.

Dinin yaptırım gücünü Allah için değil de, kendi çıkar ve menfaatleri için, egemenlik ve sömürü aracı olarak kullananlar kim olursa olsun helak olmuş ve helak olacaklardır. Şer‘i dayanağı olmayan hiçbir kimsenin sözüne itibar edilmez.

“İbrahim, babasına ‘Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah’tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez.’ dedi.” (Mümtehine, 4)

Peygamber bile babasının başına Allah’tan gelecekleri engelleyemezken hocasından, şeyhinden medet bekleyenler ne yaptıklarının farkındalar mı? Onların Kur’an ve Sünnet çizgisindeki eğitimlerine evet. Onların hayır duasını almaya evet. Onlardan medet beklemeye hayır.

Rabbimiz buyurdu ki:
“Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir.” (En‘am, 108)

“Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık layık oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı.” (Araf, 30)

Rabbimiz, kötü niyetlerden, cehaletten, belki taassubdan dolayı, yaptıklarını insanlara süslü gösteriyor da onlar da sapıklığa düştükleri halde yaptıklarının doğru olduğunu zannediyorlardı. Yeter ki şeytana dost olma, o seni bin bir delille haklı olduğuna ikna eder. Çünkü şeytan sapıklığına önce kendini ikna etmişti. “Beni ateşten Adem’i topraktan yarattın ben daha üstünüm.”

Rabbimiz buyurdu ki:

“Öğrenmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz kitap uyarınca rabbanîler olun.” (Âl-i İmran, 79)

Müslümanlar şuculuğu buculuğu bırakıp hocasıyla talebesiyle RABBANÎLER olamadıkça bu husumetler, bu kavgalar bitmez, dünyada da ahirette de rezil rüsva oluruz.

Rabbimiz ilmi ve âlimleri övmüştür. Rabbanî âlimler kulları Allah’a ulaştırır, diğerleri ise kendileri ile oyalar. Ayet okuduğu, Hadis okuduğu halde hala hocalarının sözleri ile cevap verenlerin durumu nasıl izah edilebilir?

Rabbimiz buyurdu ki:
“Bunları, din adamları ve bilginleri günah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür.” (Maide, 63)

Tâbi olduklarınız sizi kime yaklaştırıyor, kimden uzaklaştırıyor? Sizi nelerle meşgul ediyor? Kime dost, kime düşman yapıyor? Kimi sevdiriyor, kimden nefret ettiriyor? Bu sorular bizi tâbi olunanlar hakkında yeterli bilgi sahibi yapar.

Rabbimiz buyurdu ki:

“Mü’minler, mü’minleri bırakıp inkârcıları dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz.” (Âl-i İmran, 28)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ekim 2014

Sayı: 315

İlkadım Arşiv